Her geçen gün madenlerde bir işçi daha gömülüyor yerin yedi kat dibi- ne, rezidansın tepesinden çakılıyor umutları ile beraber beton zemine. ‘Fatma’nın pantolonu yama tutmaz oldu.’, ‘Hüseyin’in ayakkabısı delik deşik, ayakları su içinde.’ diye düşü- nür iken makine kapıyor kolu, dönü- yor kanlı çarklar. Kapitalizmin çarkla- rının öğüttüğü kol değil, acısı yüzün- deki çizgilerle derinleşen babalar, okuyup da ‘büyük adam olacak’ kü- çük çocuklar, tertemiz cüretkar o gencecik kızlar, delikanlılar…

Egemenlerden, bir avuç sömürücü- den milyonların hesabını sormaktır erdemli olan. Oysa ‘yüzleşmek’ diye- rek, geçmişte ne kadar işledikleri suç varsa bunları unutmamızı istiyor- lar. Nasıl? “Geçmişle yüzleşiyoruz”, “12 Eylül’le hesaplaşıyoruz” denilerek. Var olan öfkeyi söndürmek, biriken- leri sönümlendirmek için. “En bü- yük erdemlerden biri de yüzleşmek- tir” diye bize ajite ederek. Üstelik cesaret gerektiren bir şey olarak ak- tarılıyor. Yüzleşmek ile ilgili şöyle bir tanım yapılıyor: ‘Yüzleşme bir çeşit kendi kendini sorgulama, kendi ken- dinden hesap sorma eylemidir.’ Her şeyi yap, yık, yok et, öldür, say, söv.. Ondan sonra ben yüzleşiyorum de işin içinden çık. Ya da özür dile işin içinden çık. Bu kadar basit mi sandı- nız? Bu kadar kolay mı sandınız? Kıy- dığınız can, işlediğiniz suç, akıttığınız kan, söndürdüğünüz ocak… Öyle özür- lük, yüzleşmelik, hesaplaşmalık bir mesele değil. Bizim hesabımız halkın ve tarihin hesabı. Bu hesap öyle basit görülmüyor.

O nedenle, sorgulanması gereken ön- celikli olarak bu adaletsiz düzendir. He- sap, Anadolu’nun köylerinde yakan yıkanlardan, 19 Aralık’ta hapishaneler- de, dün Soma’da bugün Ermenek’te, Roboski’de katledenlerden sorulmalı- dır.

Şöyle devam ediyor: ‘Sonrasında atıla- cak adım -eğer varsa- suç veya hata pa- yını kabul edip özür dilemektir. En zor olanı budur ama bireyin ya da toplu- mun ruhunu temizleyecek, cerahati akıtıp yarayı sağaltacak olan da budur. Yüzleşme süreci kişiyi önce acıtsa da yavaş yavaş iyileştirir; ruh sağlığına, dengeye kavuşturur.’

Bile isteye kendi sınıfının çıkarları doğ- rultusunda hareket edenler bunu ka- bul edip özür dilediklerinde her şey bit- miş, unutulmuş olmayacak. Evet en zor olanı budur. Unutmak! Çektirilen acı- ları, açlığı, yoksulluğu ve bizlere bunu reva görenleri unutmak; kaybolmaktır, gömülmektir karanlığa. Fakat halkın hafızası güçlüdür, cerahat olarak gör- düklerin halkın o direngen yanıdır. Söküp atmak için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar. Onlara yarama- yan onlarca çirkindir. ‘Acıtsa da yavaş yavaş iyileştirir..’ yani gaza boğarız, joplarız, gözaltına alırız, kırarız kolu- nuzu bacağınızı, hatta öldürürüz, ca- nınızı yakarız, fakat iyileşir zamanla unutursunuz deniyor. Denge onların aklına uygun olunduğunda sağlanmış oluyor.

Devlet 12 Eylül darbesiyle yüzleş- melidir denirken de öyle. Bu yüzleş- me işkencelerden geçirilen, gözaltın- da kaybedilen, sokak ortasında infaz edilen onlarca insanı geri getirmeye- cektir. Bir mezarı bile yok birçoğunun. Çıkıp evet biz bunları yaptık şimdi de affedin demekle Hikmet Sami Türk’le- ri, Mehmet Ağar’ları, yaptıklarını unu- tabilecek miyiz? Adalet böyle mi sağ- lanacak?

Tayyip Erdoğan çıkıp ekmek, kömür paranızı, kutu kutu alınterinizi çaldım, patlayana kadar yedim yedirdim, si- zin paranız ile vurdum sizi dese, ya- nında tek bir koruması olmadan hal- kın içerisine girse boğazına sarılacak o çatlak eller alkışlayacak mı var gü- cüyle?

Hayır! Katledenler, zulmedenler işle- dikleri suçların bir bir hesabını vere- cek. İşti o zaman biz onların yüzüne bakacağız, gerçek yüzleşme anı o olacak. İşte o zaman onun adına yüz- leşme değil, hesap sorma diyece- ğiz.

Benzer Yazılar

1152

1786

1287

2154

NO COMMENTS

Leave a Reply