Yönetmen – Oyuncu YAŞAR GÜNDEM ile yasaklanan oyunu “Diren” ve politik tiyatro...

Yönetmen – Oyuncu YAŞAR GÜNDEM ile yasaklanan oyunu “Diren” ve politik tiyatro üzerine

755

Kendinden başka hiçbir kişiye, hiçbir düşünceye tahammül edemeyen bir düzende yaşıyoruz. Sizin yaşadıklarınız da bundan bağımsız değil. Sizlerin ve ” Diren” adlı oyununuzun başından geçenleri kısaca anlatır mısınız?

Ülkenin içinde bulunduğu durum hiç de iyi değil. Kötü günlerin geride kalacağı, güzel günlerin geleceği umudu yerini yavaş yavaş umutsuzluğa bırakıyor. Aslında en kötü durum da tam burada başlıyor. Umudun bittiği an. Ülkede işler iyi gitmemekte, özgürlükler kısıtlanmakta, cinayetler işlenmekte, örtbas edilmekte. Toprak haraç mezat peşkeş çekilmekte. Köylü kandırılmakta, HES’ler doğanın böğrüne dikilmekte. Sınır komşularımızla sorunlar her geçen gün artmakta. Şehirlerimizde canlı bombaların patlamasına şaşırılmamakta.

Velhasıl kelam çok bilinmeyenli bir denklemden, karmakarışık toplumsal çıkmazlar yumağı ve elbette bunlar anlatılmalı diye başladı Diren’in hikâyesi.
Ankara da Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Işık Kansu ile karar veriyoruz bugünleri anlatmaya… Bu günlerde neler yoktu ki ve bunları nasıl sahneye taşıyacaktık. Metnin oluşması, sahnede canlanması kostüm dekor ve de müzikler ve de bunların hepsini sahneden aktarırken belli bir estetik çerçevesinde slogan olmamasına da özen gösterilecek. Yani kör göze parmak sokmadan. Derdimizin can damarı anlatılacak. Işık Kansu oyunun sinopsisini yazdı. Daha çok monolog şeklinde olan metni, ben oyuncu arkadaşlarımla sahnede başka bir boyuta getiriyoruz.16-31pages_subat (1)_Sayfa_16

Işık Kansu nun yazdığı ve benim sahneye koyduğum DİREN adlı oyuna prova esnasında eklemeler yaptım. Aziz Nesin den iki bölüm koydum oyunun içine.
Soma’da gerçekten yaşanmış ve acıyı dillendiren bir şiiri de, Soma sahnesinde kurguladık. Şaban Ol’un Sivas oyunundan bir epizod alarak Diren adlı oyunun
Sahnelenme hali oluştu. Bunu niye ayrıntılı anlatıyorum, daha sonra sayın Kansu bu oyun benim oyunum değildir diye köşe yazısında serzenişde bulundu.
Yazılan metin, derdini tam olarak anlatmıyordu ve eklemeler yapmam kaçınılmazdı.

İlk gösterim Edirne’de gerçekleşecek. Edirne Belediyesi oyunu organize ediyor. Halk Eğitim’de oynanacak oyun. Ama Valilik salonu son anada vermekten vazgeçiyor. Oyunu oynayabilirsiniz, ama bizim salonda değil mantığı ile karşılaşıyoruz. Bu mantıkla ilerde daha çok haşır neşir olacağımız aklımıza bile gelmezdi. Belediye oyunu oynattırmak, biz oynamak istiyoruz. Edirne Valiliği salon vermiyor. Gezi olayı anlatıldığı için daha oynananmadan sakıncalı tiyatro imajı yapıştırılıyor üstümüze.
Saraçlar Caddesi’nde açık havada bir yükselti üstünde sergiliyoruz oyunumuzu. Salon verilse 300 kişinin izleyeceği gösteri, yasaklanmadan dolayı tüm kent duyuyor ve Saraçlar Caddesi’nde 4000 kişi izliyor oyunu. Biz mutluyuz daha çok kitleye ulaştığımız için. Valilik ne kadar üzgün, bu durum tarafımıza bildirilmedi! (Gülüyor)
Oyunumuz Kütahya ilinde ve ilçelerinde de salon problemi yaşadı. Bütün Anadolu’da salon genelde iktidar partisi ve ona yakın bürokratlarda olduğu için muhalif duruşu olan tiyatrolara salon verilmiyor.
Bergama ilçesinde de aynı durum yaşanıyor. Ve meydanda, kitleye oyunu sokakta sergiliyoruz.
Bergama Savcılığı hakkımızda suç duyurusunda bulunuyor. Samsun’da yola çıkmadan emniyette ifade verip yola çıkıyoruz.
Şimdilerde Aziz Nesin in “Böyle Gelmiş Böyle Gitmez” adlı oyunu sergiliyoruz.

Oyununuz neyi anlatıyordu ve muktedirleri neden rahatsız etti? Bundan sonra oyunu tekrar sahneye koyacak mısınız?

Diren neyi anlatıyor; Adından da anlaşılacağı üzere Gezi süreci ile başlıyor oyunumuz. Gezi’de gençlerin iktidar güçleri ile mücadelesi, orantısız güç kullanımı. İktidarın tek tipleştirme ve muhalif düşünceyi ötekileştirme süreci.
Soma’nın anlatılması, verimli topraklardan madenciliğe ve zor koşullarda çalışan madencilerin trajedisi. Sivas’ın zaman aşımına uğramasını protesto etmek adına, Sivas’ı hatırlatan bir bölümle köktendinciliğin, yobazlığın nerelere vardığını aktarıyoruz. Evde zorla tutulan yüzde ellinin, bilmemneresinin kılı olan vatandaş, saklı duran ayakkabı kutuları, yetiştirilen imamlar ve dinciliğin sürekli palazlanması ve taviz verilmesi anlatılıyor. Finalde de Kardeş Türkülerin
“Tencere Tava “ adlı türküsü ile Gezi de ölen çocuklarımızın resimleri ile annelerinin son sözleri ile bitiriyoruz.

Anadolu da turne yapan bir ekip olarak sezonda yüz gün turne yapardık. Bu oyunumuzla ne yazıkki kırk gün turne yapabildik. Engellemeler, yasaklamalar yüzünden oyunumuzu istediğimiz gibi sunamadık.

Yeni oyununuz nedir ve yine zülfüyare dokunuyor musunuz?

Yeni oyunumuz BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİTMEZ, Aziz Nesin ustanın kaleminden. Bu günü anlatan yaşatan ve eleştiren, yol gösteren, canını acıtan hikâyelerle dolu. Seyircisine ayna tutuyor.

Sanatın daha doğrusu muhalif, devrimci sanatın ve sanatçıların başına bugüne kadar çok şey geldi, bundan sonra da gelecek, bu bir gerçek. Sanat Meclisi gibi oluşumlar faşizmin saldırılarına karşı sanatçıların topyekün örgütlü direnişini sağlamaya çalışıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz, sanatçıların örgütlü mücadelesi hakkında neler yapılabilir?

Sanat Meclisi yurdumda bir boşluğu dolduruyor. Tam yeterli olmasada sanatçıları toplayıp bir çatı altında birlikte mücadele etme girişimi. Bu oluşumun içinde ben de varım. Turne ve sürekli seyahat halinde olmam nedeniyle birçok toplantıya katılamadım. Ama bende Anadoludan gelişmeleri gördüklerimi aktararak katkı sunmaya çalışıyorum.
Örgütlü mücadele edilirse ayakta kalabilirsin.
İktidarın yapmak istediği, bileşenleri bölüp parçalayıp azar azar yok etme eylemi.
Sanatçıların egolarını bir kenara bırakıp, İstanbul merkezli düşünce yapısından sıyrılıp İstanbul dışında da bir dünyanın varlığını kabul edip, kulağını gönlünü yüreğini Anadolu’ya döndüğünde daha gerçekçi sonuçlara varacağına inanıyorum.

Politik tiyatronun günümüzdeki seyri üzerine neler diyeceksiniz? Gerçekten de politik tiyatro yapılıyor mu bu topraklarda?

Politik Tiyatro… Sanat zaten kendi içinde politik ve muhalifdir. Muhalif olmama halini düşünmek istemediğim gibi, sahne sanatlarında eğer zıtları sahneye taşımazsanız ve de gördüğünüz yanlışları seslendirmezseniz ihanet etmiş olursunuz sahneye.
Politik Tiyatro yapan ekipler artık parmakla gösterecek kadar azaldı.
Bu biraz toplumla da alakalı elbette. Sendikalı işçi sayısının azalması. İktidar ve din yanlısı sendikaların sayısal çoğunluğu yakalaması ve şükürcü bir yaşamı kabulleniş, politik tiyatro yapanların işlerini zorlaştırıyor.
Talep eden olmayınca bu işlerin zor olduğunu söylemek için kâhin olmaya gerek yok, bir de iktidardan kaynaklı yukarda bahsettiğim salon ve baskı olunca işler daha da zorlaşıyor.
Devrimci tiyatrocular bu işi sokağa taşıyarak sokak tiyatrosu ile halka sözü iletmeye devam ediyorlar.
Bizim gibi profosyonel Muhalif tiyatrolar ise, her daim sözü olan oyunlar ile sahnedeyiz.

1970’li yıllara gittiğimizde AST’ın yükselişini görürüz. O dönemlere şöyle bir göz attığımızda; Üniversite-aydınlanma, öğrencilerin örgütlenmeleri, öğretmenler, işçilerin örgütlenmeleri, toplumsal bir dinamizim ve aydınlanma, bunun ışığında tiyatroların altın çağını yaşaması ve oyuncular ve yazarlarını üretmesini bire bir yaşadık.

Bu gün ülkemde tam bir sıkıyönetim, 12 Eylülü aratacak baskıcı rejim, en ufak bir muhalif duruş ve söze anında müdahaleyi yaşıyoruz.
Rahip Martin’
“Almanya’da önce komünistleri yok etmek için geldiler.
Ses çıkarmadım çünkü komünist değildim.
Sonra Yahudileri yok etmeye geldiler.
Ve yine ses çıkarmadım.
Çünkü Yahudi değildim.
Ardından sendikacıları yok etmeye geldiler.
Ve ses çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim.
Sonra Katolikleri yok etmeye geldiler.
Ve yine ses çıkarmadım.
Çünkü ben bir Protestan’dım.
Sonra beni yok etmeye geldiler.
Ve o an geldiğinde…
geriye sesimi duyacak kimse kalmamıştı…”

NO COMMENTS

Leave a Reply