Her günün bir hikayesi var. Her hika-yeninse bir anlatıcısı… Kimi zaman hep aynı hüzünlü haberi veriyor anlatıcının sesi… Üzülün istiyor belli ki. Bağrınıza taş basın, sakın ses çıkarmayın, yüreğinizin kuşu bırakın o kafeste kalsın ve unutsun uçmayı. Uçmak kuşun yaradılışında var demeden kapatın onu o kafese… Anlatıcının ses tonundan anladığımız bu.
Oysa bizim kuş kırıp atar o kafesi de uçmak ister. Açıp kanatlarını yıllardır aradığı adaletin izini sürer. Kimi zaman yorulur göğe bakan kanatları, kimi zaman tehlikeli yerlerden geçer. Mesela yırtıcı kuşların arasından… yine de bakmadan açılan yaralarına devam eder yoluna. Sanki güç alır açılan yaralarından… Kuşun içini bilmeyiz ama gözündeki öfkeden anladığımız budur, kanadını daha sert çırpar usanmaz düşer yola.
Bugün Pazartesi… Ve aylardan ocak, ocak 19, yıl olmuş 2015. Kalabalık bir sokak var bir gazetenin önüymüş orası. Evet hatırladınız o caddeyi, Halaskar-gazi. Bundan sekiz yıl önce yerde biri boylu boyunca serilmiş, vurulup düşmüş bir gazeteci, adı Hrant Dink.

Hrant Dink, Türkiye Ermenisi gazeteci. 19 Ocak 2007 tarihinde saat 15:00 sıralarında, genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin Şişli Halaskârgazi Caddesi üzerindeki binası önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda katlediliyor.

Hrant yüreğinin kuşunu uçurmuş ve vurulmuş. Faşizm elindeki kanı damla-ta damlata geziyor ortalıkta. Doymak bilmiyor, elinin kanı kurumuyor. Hrant yere düşünce ayakkabısının altını görüyoruz. Tablo hiç değişmiyor. Anado-lunun bir başka kentinde bu Hrant’tan yaşça büyük bir amcamız, onun d ayakkabısının altı delik. Eminim unut-mamışsınızdır Ermenek’teki amcamızı. Lastik ayakkabısı delinmiş onunda.
Bir de katiller ve hırsızlar var… Hrant Dink’e silahını doğrultup tetiği çeken eller var. amcamızın ekmeğini çalan hırsızlar var ki onlar saraylarına konuk edecekleri saygıdeğer misafirleri için 1000 liralık bardaklar düzerler ve elbet ipek dokuma halılara basar ayakları.
Yüzme bilmeyen yavrularımızı bir madenin en karanlık yerinde suda boğarlar. Sonradan duyarız analarımızın “benim oğlum yüzme bilmez ki” nidalarını… o ananın yüreğindeki kuş şimdi
durur mu yerinde?

Bir bir göğe doğru havalandı kuşlarımız… Hrant’ı vuran, o tetiği çeken ele bakıyorum şimdi. O el faşizmin eli, tetiği çeken elin adının Ogün Samast olduğuna bakmayın. O el faşizmin eli daha kanı kurumadan bir başkasına cellat olan. O el bundan sekiz yıl önce Hrant Dink’e nişan aldı, bugün ise Berkin Elvan’ın kafasına.
Berkin’imizin kara gözlerini, kara kaşlarını çizdik aklımıza… Berkin’e ağlayanların yası bitecek. O anne ve babanın acıları dinecek. Açlık, sefalet hayatı kaldığı yerden devam etmeyecek artık. Yeni Berkinlerin, Hrantların, Uğurların, Fertlerin ölüm haberiyle uyanmayacağız güne… Ve sadece böyle anlarda dökülmeyeceğiz sokaklara… Çünkü artık uçmak ister yüreğindeki kuş.

“Hadi gidelim dostum, öcünü almak için haksızlıkların. Asi yıldızlar parla-sın alnımızda yenemezsek ölürüz ne çıkar.” * diyerek düşeceğiz yollara… yol ki yürüyenindir, biz koşacağız, uçup konacağız hainin yuvasına. Varıp dayanacağız sarayların kapılarına! Bin odanın birinde bulacağız katili..

Benzer Yazılar

1137

1777

1277

2143

NO COMMENTS

Leave a Reply