yaşar kemal metinlerinin sahne yolculuğu | mehmet esatoğlu

yaşar kemal metinlerinin sahne yolculuğu | mehmet esatoğlu

1277

Ülke tiyatromuz ‘60’lı yıllarda yeni bir yol arayışına girdiğinde önünde dev gibi bir sorun duruyordu; metin yokluğu. Ülkede yaşanan 30’lu yılların tek partisi CHP’nin baskıcı dönemi ve hemen ardından bir özgürlük dönemi gibi başlayıp Bayar-Menderes diktatörlüğüne dönüşen kara yıllar ortada adeta yazar bırakmamıştı.

Nazım Hikmet yurt dışına kaçmış, Sabahattin Ali alçakça bir işkence ve saldırıyla öldürülmüş, Rıfat Ilgaz’dan Hasan İzzettin Dinamoya, Aziz Nesin’e tüm yazarlarımız hapislik, baskı ve tehdit altında kalmıştı.

‘60’ların “nisbi özgürlük” ortamında ise yazar ve düşünürlerin tepesinde İtalyan Faşist yasalarından alınma ünlü 141 ve 142 inci maddeler Demokles’in kılıcı gibi duruyordu. Bu baskı ortamı ve Amerikan emperyalizmi destekli “soğuk savaş” günlerinde gazetelerde tefrika edilen Yaşar Kemal romanları bambaşka bir ruhu topluma taşımaya başladı. Zalim ile mazlum arasındaki kavgaları büyük Anadolu kültürü ile içe geçirerek anlatan Yaşar Kemal, uzun bir süredir kentte sıkışmış kalmış ezilen insana destansı bir dille başkaldırıyı ve zulme karşı duruşun görkemli öykülerini anlatmaya başladı.

Yıllar sonra Yaşar Kemal bir yazısında yapıtlarının ayak bastığı Anadolu toprağını şöyle tanımlayacaktı: “Anadolu toprağı yüzlerce kültürün yaratıldığı, gelip geçtiği, kaynaştığı, kültürlerin birbirlerini aşıladığı, beslediği kadim bir kültür toprağıdır. Şimdiye kadar adı bilinen on dört bin, adı bilinmiyen dört bin yerleşim yeri saptanmıştır. Sardes’ten Hatuşaş’a, Tuşba’dan Bergama’ya kadar . Şimdilik adı bilinmeyen dört bin yerleşim yeri biliyoruz. Belki de on bindir. Anadolu için kavimlerin köprüsü diyorlar. Anadolu kavimlerin köprüsü olduğu kadar kavimlerin eksil- meden yerleştikleri yerdir de. Bundan dolayı türlü kültürlerin katılımcısıdır.

Sahnede muhalif bir duruş için yollara düşmüş tiyatro insanlarını da vurup geçiyordu Yaşar Kemal metinleri. Kemal’in “Yer Demir Gök Bakır” romanı bir yanıyla önemli bir edebi yapıt olarak öne çıkarken öte yandan içindeki tiyatral ögeler de metin arayışı içindeki sanatçıların ilgisini çekiyor.

Roman çarpık bir bilinç içinde yaşayan toplumun kendine yol gösterecek bir “ilah” arayışını bu süreçte sıradan bir adamı zorla ilahi bir pozisyona sürük- leyişini konu alıyor. TMTF ( Türkiye Milli Talebe Federasyonu) Ankara Genç- lik Tiyatrosu 60’lı yıllarda yurt dışında gençlik festivallerine katılmak için metin ararken Nihat Asyalı romandaki bir temayı oyunlaştırarak “Uzun Dere” adlı bir oyun metni var ediyor.

“Uzun Dere” yurtdışında başta Fransa olmak üzere sergilendiği ülkelerde yük başarı kazanıyor ve ödüller alıyor. “Yer Demir Gök Bakır” ilerleyen yıllarda Ankara tiyatrolarının repertuvarında önemli bir yer tutuyor. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 1993’te Rutkay Aziz yö- netiminde, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Şakir Gürzumar yönetiminde, 2013 yılında da Ankara Orta Oyuncuları topluluğunca sergileniyor. 2003 yılında ise Trabzon Sanat Tiyatrosu “Yer Demir Gök Bakır”ı Necati Zengin’in yönetimiyle sahneliyor.

1966 yılında bir başka Yaşar Kemal romanı da İstanbul’da oyunlaşarak perde açıyor.

Oyun, Adana civarında kendi çıkarları uğruna köylüyü ezip geçmeye kalkan onları en sağlıksız ortamlarda yaşamaya zorlayan yakasında kurtuluş savaşı madalyasıyla dolanan toprak ağalarını ve onlara başkaldıran köylüleri konu alıyor.

O günlerin gözde topluluklarından Gülriz Sururi Engin Cezzar topluluğu oyuncuları Kemal’in “Teneke” romanını okuyunca çok heyecanlanıyorlar. Metni oyunlaştırması için yazarın kapısına dayanıyorlar. O günleri Gülriz Sururi şöyle anlatıyor:“Bir gün YaşaraTeneke hikâyesini oyunlaştırmak istediğimizi söyledik. Çok heyecanlandı,‘Hemen bu gece bize gelin, konuşalım’ dedi. Gittik. Önce biraz nazlandı, ‘Yazarım, denerim ama zaman lazım, aceleye gelemem’

deyince, ben de ona, ‘Yaşarım, zaman yok, perdeyi “Teneke”yle açacağız. Yaşarım şimdik “Teneke”nin hemi de tam zamanı, ille de “Teneke”yi oynayacıh’ dedim...

Yaşar’ın bitmek bilmeyen bir enerjisi, sabrı ve inanılmaz bir sağduyusu var. Onun romancı sabrı, Anadolu sağduyusu ve tiyatrosu enerjisi bir araya gelirse ve bu yazar Yaşar Kemal olursa, oldu bu iş, diyordum. Yaşar’ın yazdığı tiplerin hepsi öyle gerçekti ki oyuncular ısınıvermişti rollerine… Oyunu ilk oynadığımız gün, en mutlu günlerimden biriydi. Yaşar Usta (bence en zor yazı türü olan tiyatronun) üstesinden gelmişti.

Yazdığı insanları, kahramanları etli can karşısında görmek etkilemişti Koca Yaşar’ı.. Ben hayatım boyunca oynadığım oyunlar içinde, “Teneke” kadar sahne araları alkışla kesilen başka oyun bilmiyorum. Üstelik oyun komedi de değil. O yıl “Teneke” yılın en iyi oyunu seçildi. Bütün ödülleri topladı. Ödüllerin dağıtıldığı gece Yaşar’a “Yahu” diyorum, “Tek oyunla en iyi tiyatro yazarı O günlerde perde açan “Teneke” oyununda 90’lı yıllarda televizyonda “Süper Baba” dizisiyle ünlenecek Şevket Altuğ kaymakam rolünü, köylüyü ağalara karşı ayaklandıran Zeyno Bacı rolünü Gülriz Sururi, onunla yan yana dövüşen Kürt eşkıya Mehmedali rolü ise Engin Cezzar oynuyor. Bir başka önemli rolü, kaymakam katibi Resul efendi rolüyle Mehmet Akan üstleni- yor.

Kemal’in “Teneke” metni 60’lı yılların ruh haliyle Kemalist bir bakışla sahnelense de oyunun finalinde Mustafa Kemal’in egemenlere boyun eğdiğini vurgulaması o günlerde yoğun tartışmalara yol açıyor. “Teneke” nin bir başka sahnelenmesi de Zeki Göker yönetiminde Çukurova Bölge Tiyatrosu ve Ankara Birlik Tiyatrosu’nda oluyor.

1970 yılında Adana’da sergilenen oyun, Ankara Birlik Tiyatrosu çatısı altında 1984 yılında yeniden perde açıyor.

1970’de kaymakamların yasaklamalarından nasibini alan oyun, 12 Eylül günlerinde sıkıyönetimce engellenmeye çalışıldı. Oyunun afişinden sahnelenmesine her yanına müdahale edilmeye çalışıldıysa da başta Zeki Göker olmak üzere Ankara Birlik Tiyatrosu oyuncularının kararlı direnişi ile oyun sergilenmeye devam etti.

1999 yılında Zeki Göker’in yakın dostu Samsunlu yönetmen Yekta Keçeli Samsun Düşevi topluluğunda “Teneke” yi sahneye koydu. Oyun Samsun ve Karadeniz bölgesinde izleyiciyle bir kez daha buluştu. “Teneke” nin son sahnelenmesi 2014 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu çatısı altında oluyor. Yönetmen Gürol Tonbul’un yeniden ele alarak metnini düzenlediği oyun, özenli bir yönetimle sahnelenerek Ankara izleyicisinin yoğun ilgisini toplamayı başarıyor.

“Teneke” yurt dışında da değişik sahnelere konuk oluyor. Tiyatro oyunu olarak İsveç’te sahnelenirken İtalyan besteci Fabio Vacchi yapıtı opera olarak besteliyor ve Milano’daki ünlü La Skala Operası’nda oynanıyor. (1989).

1974 yılında bir başka Yaşar Kemal romanı daha sahnelere geliyor. Yönet- men Ali Taygun İstanbul Şehir Tiyatroları’nda “Ağrı Dağı Efsanesi” ni sahneye koyuyor.

“Ağrı Dağı Efsanesi” büyük bir sevdanın öyküsüdür. Bir bey kızı ile sıradan bir köylünün aşk hikayesidir. Anlatılan destanda insan ögesi ve doğa içiçedir. Köylü Ahmet’in kapısına bir at gelip dayanıyor. Atın kime ait olduğu saptanamıyor. Ahmet’in getirip üç kez köy meydanına bıraktığı at yeniden onun kapısına gelince“bu at bana haktan yadigardır” diyerek atı sahipleniyor. Ancak at o bölgenin zalim beyi Mahmut Han’ındır. Bir süre sonra han, Ahmet’ten atını geri istiyor ancak Ahmet atı ver- miyor. Bunun üzerine Mahmut Han, Ahmet’i hapse atıyor. Hapisteki Ahmet’e Mahmut Han’ın kızı Gülbahar’ın aşık oluşu ve Ahmet’i zindandan kaçırışı olayları başka bir boyuta sürüklüyor. Ahmet’le Gülbahar evlenmek istiyorlar. Ancak Mahmut han bunu kabul etmiyor. Ağrı halkı bu sevdayı sahipleniyor Mahmut hanın sarayının etrafını kuşa- tıyor. Han geri adım atmak istemiyor ancak halkın direnişine de karşı koya- mayacağını anlayınca Ahmet’e bir şart koşuyor. Ağrı dağına çıkıp zirvede bir ateş yakabilirse Gülbahar onun olacaktır. Ahmet herkesin zirveye çıktığında taş kestiğine inandığı dağın zirvesine çıkıyor ve bir ateş yakıyor.

Yönetmen Ali Taygun romanı oyunlaştırıp destansı bir anlatımla sahneye koydu. Burçin Oraloğlu Ahmet’i, Meral Taygun ise Gülbahar’ı oynadı. Oyunun en dikkat çekici yorumlarından birini Mahmut Han rolüyle Agah Hün yaptı.

“Ağrı Dağı Efsanesi” 1980 yılında 12 Eylül günlerinde Dostlar Tiyatrosu tarafından bu kez küçük bir sahnede değişik bir yorumla sahneleniyor. Yönetmen Macit Koper oyundaki atla Gülbahar’ı aynı oyuncuya oynatarak bir özdeşlik kurarken Mahmut Han’ın kişiliğinde Osmanlı’nın çürümüşlüğüne göndermeler yapıyor.

Ağrı Dağı Efsanesi’nin izleyiciyle bir buluşması da operada oldu. Besteci Çetin Işıközlü Nermin Gök’ün liberettosunu yazdığı yapıtı opera olarak 1999 yılında besteledi. Yaşar Kemal’in bir başka öyküsü“Çakırcalı Efe” 2010 yılında dans tiyatrosu olarak Ankara’da sahneleniyor.

Kemal’in 1972 yılında kaleme aldığı “Çakırcalı Efe” yi, koreograf ve yönetmen İhsan Bengier sahneliyor. Eserin müzikleri ise Cem İdiz’e ait. Eserde, Çakırcalı Mehmet Efe’yi dönüşümlü olarak Emre Onuk ile Serhat Elifer, Mehmet Efe’nin annesini Ayfer Alpan, İzmir Valisi Kamil Paşa’yı Tufan Kaytmaz canlandırıyor.

1995 yılında fotoğraf sanatçısı Ara ler’in 50’li yıllardan itibaren çektiği Anadolu fotoğrafları bir albümde toplanıyor. Güler’in yakın dostu Yaşar Kemal albüme bir önsöz yazıyor. Yönetmen Mehmet Esatoğlu bu önsözü oyunlaşrarakAranın Anadolu Destanı adıyla sahneye taşıyor. Oyuncu Özlem Güveli ve Merih Atalay’ın rol aldıkları yapıtta koreografiyi ve müzik düzenlemesini Veysel Aymaz gerçekleştiriyor. “Ara’nın Anadolu Destanı” 2005 yılında bir kez daha oyuncu Aslı Öngören ve Mehmet Esatoğlu’nun yer aldığı bir projeyle sahneye geliyor. Oyun bu kez Küba’nın Havana kentinde perde açıyor. Müziklerini besteci Erhan Şakar’ın teknik zenlemesini Kemal Yiğitcan’ın yaptığı gösteri on bin kilometre ötedeki Anadolu’nun öykülerini, insanlarını Küba insanıyla buluşturuyor.

Yaşar Kemal’in “Üç Anaolu Efsanesi” kitabında yer alan “Köroğlu’nun Ortaya Çıkışı” adlı öyküsü de Naz Yeni tarafından oyunlaştırılıp yönetilerek Ankara Devlet Tiyatrosu çatısı altında 2011 lında sahneleniyor.

Oyunda Köroğlu’nun babası Koca Yusuf’un gözlerine zalim Bolu Beyi tarafından mil çekilir. Yusuf’a seyislik baba yadigarıdır ancak olağanüstü hünerine rağmen yetiştirdiği atların büyüsü anlaşılmamıştır. Oğlu Ruşen Ali ile birlikte beyin adamı Reyhan Arap’tan, olanğanüstü özellikleri olan Kırat’ın yardımı ile kurtulurlar. Ruşen babasının gözlerini açacak köpükleri yetiştiremeyince Yusuf ölür.Artık Ruşen Ali sonsuza değin Köroğlu olarak bilinecektir. Babasının vasiyeti üzerine onun öcünü almak üzere yola çıkar. Önce yavuklusu Telli Nigar’ı kaçırır, sonra da Köse Kenan’dan fukaraları gözeten bir harami olma öğrenir ve ondan devraldığı Çamlıbel’in başına geçer.

Yaşar Kemal söyleşileri, öyküleri ve romanlarıyla Anadolu’yu bilinen ve bilinmeyen onlarca yanıyla toplumuna taşımıştır. Ülke tiyatrosunun insanları, dansçıları, operacıları ise bu yapıtları yoğun bir emek harcayarak sahneye çıkarmıştır. Yaşar Kemal’in metinleri sahnelerin geniş halk yığınlarıyla buluşmasına çok önemli katkılar sağlamıştır

NO COMMENTS

Leave a Reply