VATANSEVER BİR KADIN KAHRAMAN: RAHİME HATUN | KEMAL KORAY

VATANSEVER BİR KADIN KAHRAMAN: RAHİME HATUN | KEMAL KORAY

1128

Ulusal onurumuzun Fransız postallarınca çiğnendiği günlerdi. Çukurova’nın eti bereketi ırmak olmuş gavura akmakta, kadınlarımızın namusuna göz dikilmekte; ezan sesinin artık duyulmadığı camilerde mavisi, beyazı, kırmızısıyla Fransız bayrakları dalgalanmaktaydı.

Fransızlara Ermenilere tercih eden bölge eşrafı şehirlerin, kasabaların kapılarını düşmana açıyor; Osmanlı artıkları ve toprak sahipleri gavur Fransız’la her konuda işbirliği yaparak halkı sömürüyor, işgale karşı çıkan yurtseverler ise kurşunlanıyordu.

Vatanı düşmana satmamak, namusuna sahip çıkmak ve iki kat söürülmemek için Çukurova’nın, Toroslar’ın köylüsü, kasabalısı, yörüğü de bir araya geliyor kurtuluş çareleri arıyor, halk silahlanıyordu.

Osmaniye de düşman işgalinden nasibini almıştı. 1920’nin hemen başlarında ise halk çetelerin etrafında toplanmaya başlamıştı.

Osmaniye’de Hacı Ökkeş Ağa’nın konağı Fransız kuvvetlerince işgal edilmiş, mavili, beyazlı, kırmızılı işgal bayrağı konağa asılmıştı.

-2-

Çete reisi konağa yapılacak baskın için civar köylerden asker toplamaktaydı. Etrafa biriken kalabalık su smuş, sırmalı cepkeninin altında iki barebellum görünen tıknaz, çatık kaşlı, koyu kahverengi gözlü çete reisini dinlemekteydi.

-Yarın Fransızların elinde bulunan Hacı Ökkeş’in konağındaki cepheye baskın yapacağız. Her aileden bir kişi istiyorum. Ne eksik ne fazla.

Çete reisinin sözleri üzerine kalabalıkta bir dalgalanma oldu. Aileler içinde bir yarıştır başladı. Evin yiğit erkek çocukları, delikanlıları hem kendi aralarında hem de babalarıyla yarışıyor, anaların, ninelerin, kızkardeşlerin gözleri yaşlarla doluyordu. Meydandaki uğultu giderek artıyordu. Çünkü çete reisinin dediğine göre her evden yalnızca bir kişi alınacaktı. Uğultu giderek arttı; göğe yükselen seslerin gürültüsü onurdan namustan bağımsızlıktan yana olan Osmaniyeliler’in savaşma azmini müjdeliyordu. Kardeşler, babalar ve oğullar arasında yapılan tartışma adeta bir söz düellosuna dönüşmüştü:

-Yarın sıra benim ağabey hakkını helal et.

-Ne zamandan beri küçükler başına buyruk oldular. Hüseyin! Emrediyorum, sen kurtuluş savaşımızı bekleyeceksin…

Hüseyin’in yere eğilen gözlerinden bir ışık parlarken;

-ikimiz de katılsak ağabeyim, diye ısrarını sürdürdü.

-Delimisin sen o vakit ağamız ikimizi de emre itaatsizlikten cephe

gerisine alır.

Elindeki bakraçla çetelere ayran dağıtan Rahime Hatun bu uğultuyu sessizce ama gururla izliyordu. Bir oğulcuğu olsa da vatan için bağrına basıp onu da cepheye sürseydi ne de hoşnut olurdu.

Cepheye atılmak için yarışanları duydukça kendi gönüllü olduğu gün geliyordu aklına.

Aylar öncesiydi, çete reisi Hüseyin Ağa Raziyeler Köyü Kanlıgeçit Mahallesi’nde ev ev dolaşıp çete topluyordu. Rahime de onun geldiğini duymuş sabırsızlıkla bekliyordu. Gönüllü olmaya çoktan karar vermişti. Gavura karşı savaşacağım diye içi içine sığmıyordu. Fransızların yaptıklarını duydukça içindeki öfke daha da büyüyordu.

Bir yandan da “kadın olduğu için cepheye alınmam geride tutulurum” diye kaygılanıyordu.

Kadındı ama kendi deyimiyle “babasının oğluydu”; küçük yaşlarda atıcılığa başlamış, hatta bir bayram günü yaylada bir çok erkeğin vuramadığı hedefi ilk atışta vurarak herkesin takdirini kazanmıştı. Kısacası bir erkek gibi yetiştirilmişti. Rahime sabırsızlıkla beklerken, çete reisi Hüseyin Ağa içeriye girdi;

-Her evden birkaç çete topluyoruz. İşgalci düşmanları, teşkil edeceğimiz bu birlikle vatanımızdan kovacağız. Bu evden çete olarak kimi alalım?

Rahime Hatun hemen ileri atıldı;

-Köse Abdullah ailesinden de beni çete yazın, diye bağırdı.

Hüseyin Ağa ise şa şırmış bir vaziyette;

-Sen kadınsın köyde kalıp geri hizmette çalışman uygun olur dedi. Rahime ise bu teklifi hiç de kabul edeceğe benzemiyordu.

-Hayır, ben cephe gerisinde değil, cephede erkeklerle birlikte savaşacağım, diye ekledi.

Rahime Hatun’un kararlılığını gören Hüseyin Ağa daha fazla diretemedi;

-Öyleyse sen de Köseler ailesinden “Rahime Onbaşı” olarak çetelere katıl, dedi.

Rahime Hatun çetelere gönüllü oluşunu hatırlayadursun meydandaki kalabalıkta yarış hızla sürmekteydi. Yer yer tatlı sert tartışmalar da duyuluyordu. Ölmek için yarışıyordu Osmaniyeliler.

-3-

Ertesi gün erkenden kalktı Rahime Hatun. Kocasının eski cepkenini, çizmelerini giydi. Uzun saçlarını tülbentle sıkıca sardıktan sonra dolma a tüfeğini alarak caminin önüne koştu. O, camiye vardığında avluda toplu halde sabah namazı kılınmış; Hacı Ökkeş’in konağına baskına katılacakların listesi yapıl yordu. Çete reisi, elinde dolma tüfeğiyle Rahime’yi görünce;

-Ne o bacım sen azık taşımıyor musun? diye sordu.

Rahime gözlerini yerden ayırmayarak kısık bir sesle;

-Azık taşımak için sıra bekleyen bir sürü kadın var, bırakın ben de baskına katılayım, diye cevap verdi.

Sesinin kısıklığı bir yana, gözlerinde öylesine bir kıvılcım, duruşunda öylesine bir kararlılık vardı ki; Reis itiraz edecek gücü kendin de bulamadı. O çatık kaşlı çete reisinin gözleri doldu;

-Allahım sen bunların emeğini boşa salma diye mırıldandı.

Listeler hazırlanmış, baskına katılacaklar seçilmişti. Müfrezede Hayta Hüseyin Çetesi, Yaveriye Çetesi, Yastı Kelle, Ali Kılıç, Namık Hüseyin, Kadir Çavuş, Muhammet Hoca, Nacar Okke ş, Borazan Mehmet, Hacı Ali oğlu Ali ve Ahmet, Alibekiroğlu Ahmet ve diğer çeteler vardı. Baskına katılacakların sayısı 70-80 kadardı. Alibeyli mahallesinde düşman karargahı olarak kullanılan Hacı Ökkeş Ağa Konağı’nda dalgalanmakta olan bayrak çetecileri kahrediyordu.

Aralarında Rahime Hatun’un da bulunduğu müfreze hedefe doğru yaklaşmaktaydı.

Fransız karargahı çok iyi korunmasına rağmen, çetecilerin aklından geçen tek şey o mavili beyazlı kırmızılı bez parçasını asılı olduğu yerden indirmekti. Hepsi ölümü göze almış, konağın ele geçirilmesinden başka bir şey düşünmüyorlardı. Bu arada Rahime Hatun erkek çetecilere dönerek;

-Arkadaşlar, düşman karargahını mutlaka alacağız. Allah bizimle beraberdir. Yalnız sizden bir isteğim var. Eğer ben şehit olursam sakın cesedimi düşmana bırakmayın dedi.

Kadir Çavuş bu kahraman Türk kadınına imrenerek baktı. Ondaki ölümü yenen kararlılık ve yoldaşlarına verdiği cesaret tam bir kahramanlık örneğiydi. Daha öncede Rahime Hatun’la sayısız çatışmaya katılmıştı hatta bir keresinde ortalarına düşen bir el bombasını geriye, düşmana atarak Rahime Hatun’un ve tüm müfrezenin hayatını o kurtarmıştı.

Kadir Çavuş bunları düşünürken çeteciler de Rahime Hatun’un sözleriyle coşmuşlardı.

Ali Kılıç da Rahime’nin bu sözleri üzerine aylar öncesine daldı ve çete reislerinin bir araya geldiği Rahime Hatun’un da aralarında olduğu ve görev dağılımı yaptıkları toplantıyı anımsadı. Sohbet esnasında Rahime Hatun silah arkadaşlarına;

-Arkadaşlar yeni bir yiğitleme öğrendim, izin verirseniz sizlere söyleyeyim demiş; başta Ali Kılıç olmak üzere tüm çete reisleri gür bir sesle “buyur” diye ona cevap vermiş; Rahime Hatun da tıpkı az evvel yaptığı gibi çeteleri coşturan yiğitlemesini okumuştu. Rahime’nin o gür ve heyecanlı sesi Ali’nin kulaklarında hala çınlıyordu;

Çamlıbelden Gürcistana

seferim var beyler yürü kötü

gelmesin meydana serden

candan geçen gelsin

Çamlıbelden indim düze

Koçyiğitler gelsin bize

Kefenini kendi özüne

Eliyinen biçenler gelsin

Yediğimiz aslan eti

İçtiğimiz aslan sütü Kılıç

kabzasından kanı Şarap

edip içen gelsin

Yiğitleme bittiğinde çeteler coşmuşlardı. Tüm çetecilerin yürekleri kavga hırsı ve vatan sevgisiyle dolmuştu, tıpkı bugünkü gibi. Çeteciler öylesine coşmuşlardı ki; Rahime “yaşa, varol’larla tebrik edilmiş, hatta çetebaşı Yastı Kelli Veli hemen fırlayıp, Rahime’yi alnından öpmüştü.

Ali Kılıç bunları düşünürken düşman karargâhına da iyice yaklaşmışlardı.

-4-

Herkes mevziye girmiş, son hazırlıklar tamamlanmıştı, işaretin verilmesiyle birlikte çeteciler dolma tüfekler ve çakmaklılarla saldırıya geçtiler.

İlk şaşkınlığı atan Fransızlar bu saldırıya mitralyözle karşılık vermeye başladılar.

Çeteciler “allah allah” nidalarıyla etrafı çınlatıyor, kurşun yağmurlarına rağmen ilerlemeye çalışıyorlardı. Şiddetli bir çarpışma başlamıştı. Rahime Onbaşı’yla Kadir Çavuş yan

yana gelmiş, her attıkları kurşunla bir Fransız askerini düşürüyorlardı.

Zaman geçtikçe düşman ateşi yoğunlaşmaya başlamıştı. Fransız uçaklarının gelmesiyle çetecilerin durumu daha da güçleşti. Uçakların attıkları bombalar çetecilerin ilerlemesini engelliyordu.

Mitralyöz ve bombalarla çetecilerin bunaldığı bir sırada Rahime Hatun, “haydi, allahın ı, vatanını seven yürüsün” diyerek ileriye atıldı. Ve kurşunlar arasından gölge gibi süzülerek konağın etrafını çevreleyen yüksek duvardan içeriye atladı. İlk işi büyük kapıyı açmak olmuştu. Her şey o kadar ani gelişiyordu ki, düşman askerleri Rahime’yi ancak kapı açıldıktan sonra farkedebilmişlerdi.

Gavur Fransız’ın onu farketmesiyle birlikte bir kurşun omuzundan girerek, girdiği yeri parça parça etti. Yere yığıldı Rahime. Kapının önünde öylece yığılmasına rağmen silah arkadaşlarına seslenmekten geri durmadı.

-Haydi çetelerim, saldırın, cesedimi gavura mı bırakacaksınız? Sonra ard arda yediği kurşunlarla Rahime şehit düştü. Onun yiğitliğine tanık olan arkadaşları coştular. Rahime’nin açtığı kapıdan bir rüzgar gibi içeriye daldılar. Ali Kılıç, Yası Kelle Veli, Kadir Çavuş diğer çetecilerle birlikte Rahime Onbaşı’nın hesabını sormak için konağıkurşun yağmuruna tuttular.

Siyah şalvarlı, göğsü fişekli Rahime’nin poşusundan tel tel sarkan kömür karası uzun saçları yerde biriken kanlara banıp, kınalanmaktayken, silah arkadaşları da Hacı Ökkeş konağındaki Fransız bayrağınıyere indiriyorlardı.

NO COMMENTS

Leave a Reply