ÜŞÜMESİN AMED SURLARI | Grup Yorum

ÜŞÜMESİN AMED SURLARI | Grup Yorum

4097

Savaş!

Ürkütür, üşütür kimi bellekleri. Kimileri içinse uyumak, sofrada ekmek bölmek kadar yaşamın bir parçasına dönüşmüştür. Kimi için tarih kitaplarından bir sayfa, kiminin ise penceresinden gördüğü olağan manzara. Çocukların dünyasında bile farklıdır algısı. ‘Hadi savaşalım’ dedi mi çocuk, ya elindeki Süpermen ile Batmanı çarpıştıracaktır, ya da sokağa çıkıp hayatına silah doğrultana taş fırlatacaktır. Her çocuk savaşı bilir. Ama nerede, nasıl yaşadığı, savaşın ve savaşmanın şeklini değiştirir. Hükmü de değiştirir.

Kürdistan’da savaş var. Kürdistan’da katliam var. Kürdistan’da çocuklar ölüyor. Öyle oyun gibi değil. Ete kemiğe bürünmüş haliyle savaş, Kürdistan’da can alıyor. Romanlarda okunduğu, filmlerde izlendiği, tarih kitaplarında kayda geçtiği gibi; bir çocuk sokağa çıkıyor ve… ölüyor. Binlerce çocuk sokağa çıkıyor ve… bildiği, gücünün yettiği şekilde direniyor.1-15pages_subat (1)_Sayfa_07

Neden? Katiller, yağmacılar Surları Suriçi’ni, Hevsel Bahçelerini istiyor. Kürt halkının ciğerini istiyor iktidar. Evlatlarının cenazelerini dahi kaldıramayan anaların çığlıklarının sokaklarda yankılanışı, sofralara, ekmeklere, yün döşeklere sıçrayan kan… Zulmün katmerlenişi, faşizmin sureti olarak dönüyor Suriçinde.

Eğilmeyen başları görmek için, direnişe omuz vermek için Amed’deyiz. Grup yorum, Halk Cephesi, Halkın Hukuk Bürosu avukatları olarak, bir hafta boyunca Amed halkının acılarını dinledik, bir halkın onurla yükselen savaşına şahitlik ettik, ortak olduk.

Mermi çekirdeklerinin çakıl taşı gibi serpildiği sokaklarındayız Amed’in. Yüzlerce kurşun deliğiyle, Aralık soğuğuna mesken olmuş, suyu elektriği kesilmiş evlerde direniyor Kürt halkı. “Bese” diyor. Yabancısı değil “berxwedan”ın.

Onca çatışmanın, onca can yitiminin arasında yabancılaşmadığı bir şey daha var ki, o da mihmana duyduğu hürmet. Zar zor ısıttığı bir göz odasına sığdırıyor bizleri. Betonun sızlatan soğuğu işlemesin diye içimize, indiriyor yüklükten döşek yorgan, ne varsa. Gülen gözleriyle acısını gizlemeye çalışıyor.

Şerdıl ve Şiar’ın vurulduğu sokakta, iki engelli çocuğuyla oturuyor bize kapılarını açan aile. Malik evin Babası . “Gençlerin vurulduğunu gördük” diyor. “Özel harekât polisleri boş sokakları bile tarıyor. Biber gazı ve su burada göstermelik. Özel harekâtçılar her yerde, her türlü silahla saldırıyor. Her an bir kurşun delip geçebilir bedenini. Öyle kazara değil. Yani, kurşuna dizilebilirsin. Bu manzaraya alıştık artık.” diyorlar. “Çözüm nedir?” diye soruyoruz. Cevap çırılçıplak dökülüyor dillerden; “Savaşmak!”. Küçük engelli çocuğunu gösteriyor Malik , “bir tek oğlum kalsa savaşmaktan yılmayacağız” diyor.

Dernek binamızın karşısında küçük bir komşumuz pencereden ürkekçe başını uzatıyor. Önce mırıldanarak, sonra sesini yükselterek” büyü de baban sana, yokluklar alacak, kurşunlar alacak…! “Şarkıyı yaşadıklarına uyarlayarak söylemeye başlıyor. Büyümeden tanıştığı zulüm dilleniyor, dilleniyor, Amed sokaklarına umut olup yayılıyor. Hücre olmuş evi, işkence olmuş çektikleri. Ama dilinde direniş türküleri. Kan ve katliam gören gözlerinde çocuk sevecenliği.

Al bu şarkı da bizden gelsin sana küçük Amed’li!

bütün mevsimler tutsak düşse de yangına,
her bahar Dicle’yi emzirir dağlar
bahar, Dicle’nin dağları kucakladığı yerde başlar.

alışamam ölüme alışamam,
ölüm insana aykırıdır alışamam.
susmak insana aykırıdır susamam.
yanı başımda bir yangın,
eti yanar vatanımın susamam.
yanı başımda ölüm çalıyor kapıları duramam.

çığlık olmak ama her sessizliğe
çığlık olmak insana yaraşır
ölüme direnirim tırnağımla dişimle
ama alışamam ölüme
bir başına olmak önemli değil
bir gül, bir gül bırakabilmek arkadan gelenlere

tek başına bir mum devirir geceyi
tek bir can neleri neleri devirmez ki?

nedir bu sancı nedir?
hasretin yine başladı, sol yanım seninle birlik
işgal etmişsen yar ömrümü
ateşin düşmüş canıma
sen benim içimde
ben diyarbekir içinde ağır ağır yanarım dönerim bitmez
geçerim bir mermi gibi candan, yar sandan geçemem
nasıl da özlemişem, sevda çeker canım

yangındır gayrı
bir uçtan bir uca sarılmıştır her yan
yeşile, sarıya, kırmızıya.
dağlar damar damar olmuş akar memleketin yüreğine
bugün keskin bıçak ağzı da olsa gökyüzü
bahar düşmüştür vatanıma
mavi erguvan dallar fışkırmıştır topraktan
can yürümüştür dallara
gayrı dört mevsim bahardır dağlardan akar
ne durursun ana görmisen kar erir her yanda
ne durursun ana tilili çek, çek tilili

Katliamın ve direnişin olduğu her yerde olmak kavlimizdir. Aksi bizi utandırır. İşte geldik. Biz hep buradaydık. Kürtçenin yalnız anaların ağıtlarında duyulduğu günlerde, avaz avaz haykırmadık mı bu güzel dilde türküleri. Zılgıtlarımız zılgıtlarınıza karışmadı mı? İşte geldik. Dokunuyoruz nasırlı ellerinize, ekmeği ve onuru paylaşıyoruz ve savaşıyoruz! İşte geldik Dicle’nin dağları kucakladığı memleketteyiz. Amed’deyiz!

Egemenler adaletin göstermeye gelmiş Amed’e. Biz! Daha acımasız olacağız. Biz! Hesap soracağız! Gözleri oyulan çocuk için! Akrep arkasında sürüklenen Hacı Birlik’in bedeni için! Sur önünde katledilen Tahir Elçi için! işkence edildikten sonra, çırılçıplak bedeni sokağa atıla kadın gerilla için, hep buradaydık ve burada olacağız. Ocaklar yeniden tütene kadar, çocuklar yeniden gülene kadar.

Hevsel bahçelerinde açan tek bir gül sizin için açmayacak. Dicle’nin bir damlası sizin için akmayacak. Amed surları kollarıyla kanat olmuş Halkımıza. Bu böyle biline. And olsun şart olsun ki dökülen kan yerde kalmayacak!

NO COMMENTS

Leave a Reply