uğurlamak bir yiğidi ELİF SULTAN… | munzur elvan

uğurlamak bir yiğidi ELİF SULTAN… | munzur elvan

774

Şafakları uğurlamak için çıktığımız yolculukta alıyoruz haberini. Günler ağır, günler ölüm haberleriyle geliyor. Daha yadırgarken diğer acılarımızı, bir de seninki gelip yerleşiyor sol yanımıza. Bu bahar Karadeniz’den Ankara’ya, Ankara’dan Dersim’e üç tohum düşüyor toprağa. Ve sonunda biz de varıyoruz. Dersim’e gelmiş tohumumuzu toprağa ekme zamanı şimdi. Kaç kez çıktım bu Cemevi yokuşunu bilmiyorum. Hiçbiri böyle değildi. Fırtınalı, boynumda ağır yükümüz gözlerim öfke fıçısı…

İnsanlarımıza bakıyorum. Öfkeden kızıla kesmiş yüzleri ve nice acıları göğüslemiş Dersim’in yiğit anaları, yüreklerinde evlatlarının o namuslu, ağır ve bahar güneşi gibi aydınlık sevdalarıyla çıkıyorlar yokuşu. Kapıda bekliyorum, sonra bir ana geliyor feryat figanlarla o da bu kavgada iki karanfilini vermiş toprağa. Ve kim bilir kaç kez öpmüştü ölümü alnından. Yaşlanmış bedenine ağır geliyordu belli. Kollarına girip taşıyorlardı onu. Anayı öyle görünce bir kez daha bükülüyor yüreğim. O vakit 12’ler geliyor aklıma. Hep düşünürdüm o gün nasıl dayandılar 12’sinin acısına? Ve şimdi biz dayanmaya çalışıyoruz sizin acılarınıza. Tarih tekerrürden ibaretti. İki eksik bir fazla devam ediyordu. Arkadaşlar beni içeri alıyor. Ve işte karşımda bir kahraman. İlk kez görüyorum bir kahramanı bu kadar yakından. Tutamıyorum gözyaşlarımı arkadaş elimi sıkıyor ve sakin olmamı söylüyor. Ağırlaşmış ayaklarım canlanıyor. O namuslu o ak alnını öpmek için atılıyorum öne. Ve eğilip tüm saygımla öpüyorum. Ölüm soğuk, sen Elif sarı sıcaksın. Merhaba yiğit kız merhaba ben… Nasılsın şen olasın erdin muradına böyle tanışmak varmış kaderde sarılıp kucaklaşmak varken sarı yıldız gibi parlayan alnına bir öpücük bırakmakla yetinmek varmış neyleyeyim. Aslında çok eskiden tanışıyoruz. Yürek aynı şeyler için atmış durmuş yıllarca ama tabi bir farkla seninki benimkinden epeyce fazla.

Alıyorlar seni başka bir yere uğruna ölüme kurşun sıktığın. Sarı yıldızı koyuyorlar göğsüne. Kınalanmış ellerin takılıyor gözlerime. Bir kez daha kabarıyor yüreğim gözlerim ben engellemeye çalışsam da coşkun çağlar gibi çağlıyor. Ulaş’a benzetiyorum Elif sen 40 kurşunu bir kuş tüyü taşır gibi taşıyorsun genç bedeninde. Sarıyorlar seni allara. Artık son hazırlıklar süslüyoruz o renklerin en güzeli kavga kızılı tabutunu. Gelin hazırsın şimdi Dersim kadınlarının omuzlarındasın. Sloganlarımız öfkemiz olup karışıyor Munzur’a. Al bunları da al Munzur. Bu yeminlerimiz bu da öfkemiz sakla bağrında günü gelince alırız ve sorduk mu hesabınızı belki biz de slogan olup geliriz sana. İşte Dersim’in doruklarında oturuyorsun kavga kızı. İşte yanımızda durmuşsun halaya elleri kınalı gelin. İşte kanınla canınla dünyamızdasın.

Kızıl bayraklarla süslenmiş arabaya bindiriyoruz seni nazlı Dersim maralı geçiyorsun Dersim’in yollarından. Kim bilir kaç zamandır geçmemiştin buralardan. Varıyoruz Fidan ablanın yanına şen olasın Fidan abla Fidanların ağaç oldu işte tohum veriyorlar artık. Niceleri de fidana durdu daha şimdiden. Selamlaşıyor sarılıyorlar sıkı sıkı. İçimden türküler söylüyorum.

Kim bilir kaç kişi söyledik bir ağızdan. Annen oturmuş başında ağlıyor. Bir ana da “Ağlama senin bacıların çoktur” diyor. Evet, ne de çoktu bacıların ana. Ne de çoktu oğulların, kızların. Karanfiller atıyoruz Elif toprağına karışıyorlar. Şafak’ın toprağını da karıyoruz toprağına. Ne büyük bir onurdu sendeki yoldaşlarının hesabını sormak uğrunda şehit düştün. Al işte o çok sevdiklerinin toprağı. Hoşçakal alev saçlı Munzur gülüşlü kız. Öldü diyemez kimse sana. Yaşamış sayılmazdı ya yurdu için ölmesini bilmeyen işte sen yaşıyorsun en namuslusundan. Hoşça kal Elif kutlu olsun nice yaşların

NO COMMENTS

Leave a Reply