they live (yaşıyorlar) | burak ergün

they live (yaşıyorlar) | burak ergün

994

Sırtında çantası ve ağzında kürdanı, düzene uyum sağlayamamış, umursamaz tavırlarıyla geldiği şehri meraklı gözlerle inceleyen bir adamla karşılaşıyoruz. Filmin kahramanı Nada. Karakterin ismi bilerek Nada seçilmiş. Nada İspanyolcada “hiçbir şey” anlamına gelmektedir.

Nada’nın neden o şehirde olduğunu, gitmiş olduğu iş bulma kurumunda anlıyoruz. Nada evsiz ve işsiz biri olarak iş bulup çalışıp para kazanmak isteyen biridir. Ancak bu durum onun için kolay olmayacaktır. Daha sonra kendi girişimleri ile bulduğu iş ise ağır çalışma koşulları olan “sömürünün” en sert yaşandığı inşaat işçiliğidir.

Çalıştığı inşaatta yine kendi gibi işçi olan Frank ile tanışır. Frank, Nada’nın yaşadığı barınma sorununu çözmesinde yardımcı olur. Şehrin dışında, derme çatma barakalarda Nada Frank’la birlikte yaşamını sürdürmeye başlar. Burada Frank ile yaşamlarına dair sohbetlerinde Nada’nın söylediği; “Amerika’ya inanıyorum, kurallara uyuyorum.” cümlesi filmin başında çizdiği özgürlüğüne düşkün izleniminden uzak kalıyor.

Yönetmen bu barakalarda “komün” bir yaşantı olduğu izlenimini verir. Bir yandan barakaların arasındaki ufak kilisedeki rahibin söylemlerinde bir yandan da kaçak televizyondan bu yaşamda her şeyin tüketime dayalı olduğunu, her şeyin bir yalan üzerine kurulu olduğunu anlatılır. Burada aslında yönetmenin filmi tam olarak nereye koyacağını kestiremiyoruz. Marksist bir bakış açısı ve sistem eleştirisi mi? Yoksa Kilise üzerinden mi bir sistem eleştirisi? Bu soruya net bir cevap veremiyor oluşu filmin genel sorunu. Evet, film kapitalizm eleştirisini yapıyor ancak alternatifini göstermiyor.

Nada’nın aydınlanması kiliseden bulduğu bir gözlük ile başlıyor. Bu gözlük ona aslında dünyanın gerçeklerini ve nasıl yönetildiğini göstermektedir. Gözlük ile beraber “İTAAT ET”, “BAĞIMSIZ DÜŞÜNCE YOK”, “TÜKET”, “EVLEN VE ÇOĞAL” gibi klişelerin sık sık karşısına çıktığını görüyoruz. Yine çarpıcı bir örnek paraya bakınca gördüğü “BU SENİN TANRIN”! Filmin aslında sistemi eleştirirken bir yandan da seyirciyi yaşadığı hayatı sorgulamasına yönelik bir kaygı taşıdığı hissediliyor. Çünkü ihtiyacı olmayan şeylere paralar harcayan, paranın mutluluk getireceğine insanların inandırılması bu tarz filmlerin en önemli kısmı.

Nada’nın Frank’a gerçekleri göstermek için çabaladığı ve Frank’ın yaşamındaki kaygıları, ailesinin geleceğini düşünmesi ve gerçekler ne olursa olsun görmek istememesinden; kendi kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğu için yaptıkları kavga sahnesi ise yönetmenin sahneyi sevmesinden kaynaklı uzun tutulmuş. Bu durum filmden seyircinin kopmasına neden oluyor.32-48_easy_subat (1)_Sayfa_11

Filmin yönetmeni John Carpenter yine polisin barakaları yerle bir etmesi ve gerçekleri göstermeye çalışan insanlara karşı uyguladığı şiddet ile de kapitalizm de devletin zor ve baskıcı tutumunu eleştirmektedir. Koskoca devletin ufacık bir mahalle bile sayılmayacak barakada yaşayan insanlara saldırması bunu içeren bir mesaj özelliği taşıyor. Özellikle polis tarafından arandıklarında geçen diyalog filmin bu eleştirisini gösteriyor.

(…)
“Şehir bizi arayan polislerle dolu. Ve polislerin çoğu insan. Hükümete meydan okumaya çalışan komünistler olduğumuz söylendi. Ve bazıları üye oluyorlar.
– Yani insanların onlara katıldığını mı söylüyorsun?
– Çoğu çıkarları için katıldı. Terfi alıyorlar, banka hesapları kabarıyor, yeni evler, arabalar Mükemmel değil mi?”
(…)

Yine uzaylılarla işbirliği halinde olan bir işadamının dedikleri de filmin önemli noktalarından.

“Artık ülkeler yok. Artık iyi adamlar yok. Tüm oyunu yönetiyorlar. Tüm gezegene sahipler. İstedikleri her şeyi yapabilirler. Bir değişim için bu bile iyi. Eğer onlara yardım edersek para kazanmamız için bizi rahat bırakacaklar. Siz de iyi bir yaşamdan faydalanabilirsiniz. Bunu herkes ister.”

Filmde bu düzeni oluşturan ve ayakta durmasını sağlamak için her şeyi yapan olarak gösterilenlerin uzaylı olması filmin aslında çok önemli bir eksiğini oluşturuyor. Yönetmenin bilerek böyle bir tercihte bulunduğu da büyük ihtimal. Ancak burada yani dünyada var olan bu oluşturulmuş düzenin uzaylılara bağlaması filmin eleştirilecek kısmı. Tabi dönemine göre değerlendirildiğinde eksiklerine rağmen film istediği mesajı verebiliyor.

Filmin yine başarabildiklerinden biri de sistemin sahiplerinin medya ile insanların gözünü kapatmaları, gerçekleri görmelerini engellemeleri medyanın bu sistem içerisinde ki yerini göstermesi.

John Carpenter’ın Ray Nelson’ın “Eight O’clock in The Morning” isimli kısa hikâyesinden uyarladığı film kapitalizm eleştirisi konusunda çokça içerdiği mesajlarla ve Nada’nın kendini insanlar için “feda” etmesi ile son buluyor. Bu yönleriyle sonuç ve özet olarak; izlemenizi tavsiye edeceğimiz bir film They Live(Yaşıyorlar)

Yönetmen: John Carpenter
Senaryo: Ray Nelson, John Carpenter
Müzik: John Carpenter, Alan Howarth
Oyuncular: Roddy Piper, Keith David, Meg Foster, George ‘Buck’ Flower, Peter Jason
Süre: 93 dakika

Burak ERGÜN

NO COMMENTS

Leave a Reply