rızanın imalatı | mete yılmazer

rızanın imalatı | mete yılmazer

Noam Comsky “Rızanın İmalatı” isimli kitabında medyanın, halkın aldatılması, egemen düzenin ihtiyacı doğrultusunda yalan haberlerin nasıl yapıldığını istatistikleriyle de anlatır. Çok çarpıcı örnekler var. Yazımızın devamında birkaç örnek vereceğiz.

Basının, gazetelerin, televizyonların gücü konusunda dönem dönem haberler yapılır, yazılar yazılır. Bu güç kendiliğinden ortaya çıkan bağımsız bir güç değil. Egemenlerin onlarca yıldır basını etkili şekilde kullandıkları, halkı aldatmak için yalan haber uydurduklarını unutmamalıyız. Devletin askeri, polisi, hakimi, savcısı var. Polis copu ve mahkeme tutuklamalarıyla milyonlarca insanı korkutuyor. Milli Eğitim Bakanlıkları’yla milyonlarca öğrenciyi dindar, itaat eden bir nesil olarak yetiştiriyor. Verdikleri yardımlarla, sadakalarla halkı devlete muhtaç hale sokuyor. Devletin gücünü gösterecek yol ve yöntemleri hepimiz hayatımızda görüyoruz, yaşıyoruz. Bütün bunlara rağmen halkı bütünüyle etkisi altına alamıyor devletler. Çünkü açlık, yoksulluk, adaletsizlik büyük bir gerçek. Bu gerçeği her gün yaşıyor halklarımız. Ülkemizdeki ve dünyadaki adaletsizliklere karşı düşünmeye başlıyor. Düşünmeye başlayınca, aynı şeyleri düşünenlerle bir araya geliyor ve meydanlara çıkmaya başlıyor.

Milyonluk ordularına rağmen, halkın bilinçlenmesinden korkarlar. Bu nedenle Medyayı etkili şekilde kullanıyor iktidar. Medyayı etkin kullanmayı da yine Amerika’dan, Hitler faşizminden öğrendiler. Medya ile halka yalan yanlış bilgiler vermek, halkın duygularını düşüncelerini gerçek dışı bilgilerle yönlendirmek için milyonlarca dolar harcıyor Amerika.

Recep Tayyip Erdoğan’ın dönüp dönüp aynı yalanı defalarca tekrarlaması boşuna değil. Belki bu yalanları duyduğumzda, “Kim inanacak ki, camide içki içilmedi.” diyebiliriz. Ya da, “Kabataş’ta o kadına kimse saldırı yapmadı, bu belgelerle de kanıtlandı.” diyebiliriz. Ama medya işte bu tür durumlarda ortaya çıkıyor. Gerçek her ne olursa olsun, milyonlarca insanı etkilemek için, burjuvaziye ait medya organlarında defalarca bu yalanlar öne çıkartılıyor.

Gazete ve televizyonların iktidarlar tarafından etkili şekilde kullanılması yeni bir şey değil. Başını Amerika’nın çektiği Basın-Medya tekelleri kendi ülkelerinin iktidarlarının politikası çerçevesinde yayın yaparlar. Onlarca yıldır dünya halklarını bu haberlerle aldattılar.

En çok aldatılan ise Amerikan halkı. En büyük emperyalist güç Amerika, en çok halkların kanını döken Amerika ve dünyanın en mağduru da yine Amerika… Bu nedenle Amerika’nın “ulusal güvenliği”ni tehdit eden her kim olursa olsun, hangi örgüt, ya da hangi devlet olursa olsun terörist ilan edilir ve dünyanın her tarafında ona karşı CIA operasyonları düzenler. Amerikan halkı da bu CIA operasyonlarını alkışlar.

Bu kadar kan döken bir katliamcı devlet nasıl olur da, kendi halkını, milyonlarca insanı etkiler? Medya burada önemli bir rol üstleniyor. Medyayı basit bir haber ulaştırma ağı olarak düşünürsek yanılırız. Devletin en gizli servisleriyle içli dışlı olup, bütün büyük medya organlarına özel haberler yapmak zorundalar. Değilse bütün reklam gelirleri anında kesilir.

Dünya halklarına düşman olan politikaları, halklar nasıl gönüllü bir şekilde destekliyor; Noam Chomsky’nin “Rızanın İmalatı” kitabından birkaç örnekle anlatmaya çalışalım.

Bizim de Anadolu topraklarında sıkça karşılaştığımız bir yöntem, Chomsky’nin ifadesiyle “Değerli kurbanlar ve değersiz kurbanlar”. Haber yapma, haber tercih etme konusunda Medya özellikle bir tercih yapar.

Örneğin, 1980’de Birleşik Devletler’in uydu devleti El Salvador’da öldürülen başpiskopos Oscar Romero’ya göre, 1984’te Polonyalı komünistlerin kurbanı olan rahip Jerzy Popieluszko’ya medyada çok daha fazla yer verilmiştir. Ayrıca Jerzy Popieluszko, Birleşik Devletler’in uydu devletlerinde öldürülen yüz din görevlisinin toplamından -bunlardan sekizi ABD vatandaşı olduğu halde- daha fazla haber konusu yapılmıştır.“(S.24)

Jerzy Popieluszko 19 Ekim 1984’te öldürüldü: NewYork Times 78 sayı haber yaptı, 3005 sütun, 10 birinci sayfa makalesi, 3 başyazı. Time ve NewsWeek: 16 makale, 795 sayı yayınladı. CBS News: 46haber programı, 23 akşam haber programı yaptı.”

Bu birinci alıntıda göreceğimiz gibi, Polonya’da öldürüldüğü için, tam bir anti komünist haber bombardımanı yapılmıştı. Oysa daha büyük katliamlar, öldürmelerin yaşandığı diğer iki örneğe baktığımızda, Popieluszko olayına göre neredeyse hiç haber yapılmamış diyebiliriz. Çünkü bu ülkeler Amerikan güdümünde çalışıyorlar.

– Latin amerikada 1964-78 arasında öldürülen 72 din görevlisi toplam: NewYorkTimes: 8 sayı haber yaptı, 297sütun yayınladı, 1birinci sayfa makalesi yayınladı, başyazı yayınlamadı. Times ve Newsweek: sadece toplam 40 sayı haber yaptı. CBS News haber yapmadı.”

– 4 Amerikalı din görevlisi kadın 2 Aralık 1980 de El Salvador’da öldürüldüler: NewYorkTimes: 26 sayı haber yaptı, 512 sütun yayınladı, başyazı yayınlamadı. Times ve NewsWeek: 5 sayı haber yaptı, 282 sütun haber yaptı. CBS News 22 haber programı, 10 akşam programı yaptı.”(s.111)

Benzer politikayı ülkemizde onlarca örnekte görmek mümkün. Öldürülen, katledilen on binlerce halk çocuğunun haberi yapılmaz. Hiçbir haber değeri yoktur. Eğer on saniye haber olduysa, o da kazara olmuştur. AKP döneminde öldürülen 241 çocuğun varlığından on milyonlarca insanımızın haberi yoktur. Ama eğer bir polis, savcı öldürülmüşse, durum değişir. Bütün manşetlerde yer alır. Köşe yazarları aynı kalemden çıkmış başlıklar kullanırlar. Ve istisnasız hepsinde iyi aile babası, yeni baba olmuş, bebeğini göremeyecek vb. haberleri yapılır. Halkın duyguları da etkilenerek gönüllü bir şekilde ölen kişiyi savunmaya başlarlar. “Ama o masumdu, onun bebeği vardı” gibi ifadeleri yoksul halk günlük yaşamında kullanmaya başlıyor.

Yakın dönemde sıkça dile gelen, Ermeni soykırımının 100. yıldönümü nedeniyle haberlerde daha fazla yer verildi. Bugün yapılan haberlerin istatistikleri elbette ileride çıkartılacaktır. Obama yaptığı konuşmada soykırım kelimesini kullanmadı. Bu da bilinçli bir politikadır. Yine Chomsky’den örnek verecek olursak; Kürt halkına yönelik baskılara ilişkin Amerikan basını nasıl haber yapmış görelim.1990 ve 1999 yılları arasında Noam Chomsky’nin yaptığı araştırmaya göre, Amerika’nın güdümünde olan Türkiye’de, Kürt halkına yönelik baskılar için “soykırım” sözcüğü 33 kez kullanılmış, 7 başyazı, 17 haber, 4 önsayfa haberi kullanılmış.

Aynı yıllarda, 1990 ve 1999 yılları arasında Amerika’nın düşman diye ilan ettiği Irak için ise Amerikan basınında soykırım sözcüğü; 132 haber çıkmış, 51 başyazı, 66 haber ve 24 ön sayfa haberi yapılmış. Türkiye’de Kürt halkına yönelik köy yakmalar, köy boşaltmalar, kayıplar, katliamlar, Irak’takinden daha az değildi. Türkiye’nin soykırım yaptığına dair haberlerin Irak’a göre çok daha az yapılamısının nedeni Türkiye Devleti ABD’nin güdümündeydi. Amerikan halkına, Türkiye’yi kötü göstermemek için soykırım sözcüğünü kullanmaktan özellikle kaçınmışlardır.

Yine Türkiye halkının faşist kimliğiyle tanıdığı Mehmet Ali Ağca ise sosyalist olduğunu “itiraf etmiş”. Çok çarpıcı bir örnektir, bütün halkımız onu faşist, halk düşmanı diye bilir. Oysa Papa’ya suikast düzenledikten sonra tutuklanır. İtalya’da Mehmet Ali Ağca’ya yalan ifadeler verdirmişler. Ve Büyük bir yalan propagandasıyla sosyalizme, Sovyetlere karşı Avrupa ve Amerikan halkını kışkırtmaya çalışmışlardı.

Suiskastçı olarak ilan edilecek Mehmet Ali Ağca 1981’de Roma’da Papa II. John Paul’ü vurduğu zaman, bu olay Soğuk Savaş döneminin en başarılı propaganda kampanyalarından birisine zemin hazırladı. Papa’yı vuran Ağca, faşist bir Türk ve şiddete başvuran sol-karşıtı bir partinin üyesi olduğu halde, bir İtalyan hapishanesinde geçirdiği 17 aylık bir sürenin sonunda, Papa’yı öldürmek üzere KGB ve Bulgarlar tarafından tutulduğunu ‘itiraf’ etti. Bu itiraf makuldü ve güçlü İtalyan Komünist Partisi’ne itibar kaybettirme telaşında olan hâkim İtalyan partilerin çıkarlarına ve Reagan yönetiminin ‘Şer İmparatorluğu’ kampanyasına oldukça uygun düşüyordu. Başka sebeplerden ötürü ise bir hayli kuşkulu bir itiraftı: Aradan onca zaman geçtikten ve İtalyan gizli servisi temsilcileri, yargıçlar ve Papalık temsilcileri Ağca’yı defalarca ziyaret ettikten sonra yapılmıştı. Ağca’yı ziyaret eden bu kişilerin hepsinin elinde iyice bilenmiş bir siyasi baltanın olması ve gizli servisin ideolojik aşırılıkçılığı ve kanıt imal etme düşkünlüğüyle bilinmesi kuşkuları iyice güçlendiriyordu. (…)

Times, CIA ve Reagan yönetiminin ‘Bulgar ajanlarının Moskova’dan gelen tek bir sinyalle harekete geçtiklerinin kesin olduğu yönündeki mahvedici iddia karşısında allak bullak olduğunu’ uzun süredir savunuyordu. Fakat Goodman ve Ford’un tanıklıkları gerçeğin tam tersi olduğunu gösteriyor; CIA başkanları William Casey ve Robert Gates CIA uzmanlarının görüşlerini umursamamış ve bir Sovyet bağlantısı olduğunu kanıtlamak için kanıtları tahrif etmişlerdi. Times yanıltıcı bir çizgi izleme konusunda yalnız değildi; fakat bu sicili kabarık gazetenin müstesna saflığını ve bir propaganda servisi gibi çalıştığını hâlâ kabul etmediğini belirtmek gerekir.”(s.33)

Gördüğümüz gibi, dünyanın en büyük medya kuruluşları aslında en büyük yalan propaganda araçları olarak çalışıyorlar. CIA ile, gizli servislerle içli dışlı olup, halkı yönlendirecek haberler üretiyorlar. Bu nedenle, yalan haberlere sadece gülüp geçmek, bunlar ammada abarttılar demek yetmiyor. Hitler halkı aldatarak, faşist ordularını dünya halklarının üzerine yürüttü, milyonlarca insan hayatını kaybetti. AKP faşizmi bugün halkı aldatarak, her türül baskıyı yasağı yapıyor. Medyanın, devlet ve büyük şirketlerle olan bağı çok güçlüdür. Bağımsız olduğu iddiaları tamamen yalandır. ülkemizde de birkaç tekelin elinde toplanmış bütün medya kuruluşları.

Dünyada ise birkaç medya devi, bütün dünyadaki ana akım haberleri yönlendiriyor. Milyarlarca insanı bir hedefe doğru yönlendiriyor. Buna rağmen iktidarlar yetinmiyorlar. Türkiye’de MGK’ya bağlı Psikolojik Harp Dairesi kurularak medya için haber üretiyorlar, halka karşı psikolojik savaş yürütüyorlar.

Örneğin Pentagon, her yıl yüz milyonlarca dolar harcayan ve yalnızca herhangi bir muhalif kişi ya da grubun değil, bu grupların toplamının halkla ilişkiler kaynaklarını gölgede bırakacak düzeyde, binlerce kişinin çalıştığı bir halkla ilişkiler servisine sahiptir. 79 ve 80’de görece kısa bir açıklık döneminde (daha sonra bu dönem kapanmıştır) Amerikan Hava Kuvvetleri, kendi bünyesindeki halkla ilişkiler bölümünde şunların yer aldığını açıklamıştı: Haftada 690.000 nüsha dağıtılan 140 gazete aylık tirajı 125.000 olan Airman Dergisi. Çoğunluğu denizaşırı yayın yapan 34 radyo ve 17 TV istasyonu. 450 karargâh ve birimlerle ilgili basın bildirisi, 6150 yerel basın bildirisi haber medyası ile 6600 söyleşi, 3200 basın toplantısı, 500 adet haber medyasına yönelik oryantasyon gezisi, 50 adet yönetim kurullarıyla yapılan toplantı.

Bu liste, Hava Kuvvetleri’nin halkı bilgilendirme çabasının içerdiği pek çok alanı dışarıda bırakmaktadır. Senatör J. W. Fulbright’ın 1970’te tespit ettiğine göre, 1968’de Hava Kuvvetleri’nin yürüttüğü halkla ilişkiler faaliyeti, ‘başka görevlerinin yanı sıra kamu işleri yapan” ek binlerce kişiden ayrı olarak 1305 tam zamanlı çalışanı kapsıyordu. O zamanlar Hava Kuvvetleri TV için haftada bir kısa film hazırlıyor ve haftada üç kez yayımlanmak üzere konulu bir program yapıyor ve 1139 radyo istasyonuna gönderiyordu; ayrıca 24 tanesi gösterime girmiş 148 adet film de üretmişti.”(s.89)

Amerikan hava kuvvetlerinde halkla ilişkiler bölümünde, yani halka yönelik propaganda yapmak için yüzlerce kişi çalışıyor. Yukarıdaki medya ordusu ile yarışabilecek hiçbir bağımsız basın kuruluşu yoktur. Bütün egemen medya gücü çok az firmanın elinde toplanmış ve bunlar devlet ile ittifak halinde çalışıyorlar.

13-20 Nisan’da Cumhuriyet gazetesinde iki hafta arayla Erdal Ataberk’in bir yazısı yayınlandı. “Algı Yönetimi” isimli yazısında benzer konulara değinmiş. “Seçime giderken “algı yönetimi” çok büyük bir önem taşıyor. “Algı Yönetimi”, olayları, kişileri, geçmişi, geleceği zihnimizde oluştururken “olduğu gibi” değil, “istendiği gibi” oluşmasının sağlanmasıdır.” diyerek başlamış yazısına. Belli başlı başlıklar altında bu algıları nasıl yönettiklerini anlatmış. Alıştırma, meşrulaştırma, örtme, unutturma, saldırma, korkutma, saptırma, Rıza üretimi… başlıklarını açmış.

Rıza üretimini şöyle bağlamış; “Rıza

Yönetimi’ni bilinçli seçmen tercihine dönüştürmek gerçek sosyal demokrat partilerin amacı olmalıdır. Bu da seçimden seçime çalışmakla elde edilemez.”

Yani aynı medyayı, sosyal demokratlar lehine kullanmak gerektiğini savunuyor. Yine oy vermeye çağırıyor halkı. Dünyada medya tekellerini, emperyalizmin devasa gücüne karşı halkı bilinçlendirmek gibi bir amacı yoktur. İktidardan AKP gitsin, bir sosyal demokrat gelsin demektedir. Yani halk için bir düzen değildir savunduğu. Yine halkı vaatlerle, yalanlarla aldatıp, sosyal demokratlara oy verilmesini sağlamak için, sosyal demokratlara akıl vermektedir.

Sonuç olarak, bugün bütün dünyaya egemen olan büyük şirketlere, medya devlerine karşı yapılacak şey halka doğruları anlatan devrimci basını yaygınlaştırmaktır. Dünyaya hakim olan medya devlerini, halkı sömüren katleden devletlerle, gizli istihbarat ve işkence servisleriyle içli dışlı olan televizyonları, gazeteleri ikna etmeye çalışmak boşuna bir çabadır. Onların tarafı bellidir. Yukarıda kısacak anlatmaya çalıştığımız gerçekler bütün dünyada yaşanıyor. Dünya halklarını aldatmak en temel görevleridir bu medya organlarını. Bu nedenle umudumuzu, büyük televizyon kanallarına, büyük gazetelerde çıkacak küçük haberlere bağlamıyoyruz.

Devrimci basını, devrimci kültür sanat dergileri olarak gerçekleri halka anlatmaya devam edeceğiz, dergi sayılarımızı arttıracağız… Milyonlarca insana gerçekleri anlatacak, gerekirse tek sayfalık bir yazı. Milyonlarca küçük kağıda basılan tek bir cümle yazı ile gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Bütün duvarlar halkındır, halkın matbaasıdır. Halka gerçekleri anlatmanın yolu yöntemi buralardan geçiyor.

NO COMMENTS

Leave a Reply