“profesyonel”ce faşizmi ve kapitalizmi övmek | idil halk tiyatrosu

“profesyonel”ce faşizmi ve kapitalizmi övmek | idil halk tiyatrosu

1108

Oyunun İsmi: Profesyonel
Yazar: Duşan Kovaçeviç
Rejisör: Işıl Kasapoğlu

Sahne karanlık, bir daktilo sesiyle ışıklar açılıyor. Oyunun dekoru sıradan bir yazarın yazıhanesi; köşede masa, masanın üzerinde daktilo, telefon, duvarda kitap rafları… Oyuncular ise yazar rolünde Yetkin Dikinciler, eski polis rolünde Bülent Emin Yarar, sekreter Gülen Çehreli, kitabı basılmayan yazar Cenap Oğuz. Oyunun yazarı Sırp kökenli Duşan Kovaçeviç, rejisör ise Işıl Kasapoğlu. Devlet Tiyatrosu repertuarından senelerdir hiç çıkmayan bir oyun: Profesyonel…
Yazarın ofisine bir gün hiç tanımadığı bir adam paldır küldür gelir. Elinde kocaman bir valiz ve birkaç kitapla gelen bu adam, ona bütün geçmişini getirir. Nasıl mı?
Yugoslavya’daki sosyalist rejime karşı söylemlerinden dolayı Teja’yı (Yetkin Dikinciler) takip etmesi için Luka (Bülent Emin Yarar) diye bir polis görevlendirilir. Bu polis ondan hiç ayrılmayacak şekilde görevini yapmaktadır ve yaptığı her şeyi rapor eder ve bir kopyasını da kendine saklar. Tabi Teja’nın bu takipten hiçbir şekilde haberi yoktur. Yazarı senelerce takip eden Luka, sosyalist rejimin yıkılmasıyla bu raporları ne yapacağını düşünürken oğluna danışır. Luka’nın oğlu da bir yazardır, babasına onları kitap haline getirmesini söyler. Luka oğlunun yardımıyla raporları kitaba dönüştürür. Yanında sadece kitaplar değil, Teja’nın sağda solda bıraktığı, hatta hatıra diye saklamak istediği eşyaları da vardır. Elindeki valizde bu hatıralar ve kitaplarıyla gelen adam Luka, Teja’nın bütün geçmişini ona getirmiştir.merged(1)_Sayfa_31
Yugoslavya’da yazarlık yapan Teja, sosyalist rejimin yıkılmasıyla fazla ünlü olmamasına rağmen bir yayınevinin müdürlüğüne getirilir. Aslında kendi de neden bu konuma getirildiğini tam olarak bilmese de, bu durum onu eskisinden daha memnun etmektedir.
Oyunda televizyonlarda gördüğümüz “Recep İvedik” karakteri gibi biri var; polis rolünde oynayan Bülent Emin Yarar öyle bir karakteri canlandırıyor. Seyirciyi sürekli güldürmeye çalışan ve hiçbir şekilde düşünmesini istemeyen. Acayip acayip hareketlerle neden bu yazara yardım etmek istediğini anlamamıza engel olan biri. Seyircinin mizah anlayışını geliştirmek mi istiyor, yoksa köreltmek mi, bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki mizah bu değil! Bu tabi oyun yazarının bilinçli bir tercihi, çünkü yazarın sosyalizm düşmanlığının, sosyalist sisteme olan düşmanlığının sahnedeki yansımasıdır emekli polis karakteri.
Oyundaki Luka karakteri, hem anlatan hem de olayın baş kahramanı. Bir yandan mağduru oynarken bir yandan da anılarını satmaya çalışıp, hafif hüzünlenmemizi isteyip duygularımızı okşayan durumunda. Bizi geçmişine götürüp ben böyleydim böyle oldu diyerek yapıyor bunu. Yazarın geçmişine gidip hep birlikte hüzünleniyoruz! Sürekli yazarla bir özdeş durumundayız. Sahnede ironik bir durum varmış gibi gösteriliyor, ancak tam tersine olay gayet ortada ve anlaşılıyor. Sonradan anlaşılacak hiçbir yer yok, ne anlatıldıysa o anlaşılıyor yani ironi de yok. Oyunun bir yenidne gül diyor seyirci gülüyor, oyunun şurasında hüzünlen diyor seyirci hüzünleniyor. İzlediğimiz bir kaba güldürü, Amerikan mizahından apartma bir düzeysizlik…
Duşan Kovaçeviç’in oyundaki yazar karakterinin yaşça büyük ve sürekli sarhoş bir yazar olması gerekiyor. Ama oyundu böyle birini göremiyoruz karşımızda. Tam tersi kendinden emin, gayet genç bir yazar Yetkin Dikinciler. “Herhalde popüler bir oyuncu olduğu için seçilmiş veya devlet tiyatrolarında o yaşta bir oyuncu yok” diye düşünüyor insan ister istemez. Sürekli yüksek oynamış Dikinciler, yani rolünü büyütmüş ve oyun metnine sadık kalmamış oyunun yönetmeni Işıl Kasapoğlu demek ki. Oysa oyundan ve diyaloglardan anlaşılan yaşça daha yaşlı ve durağan bir oyunculuk gerekiyor.
Sekreterde ise sürekli bir “Neredeyim ben?” havası hakimdi. Gülen Çehreli sahnede bir “sorun” gibi duruyordu. Sekreter dediğin patronuna kur yapıyorsa daha alımlı olmalı, karşımızdaki sekreter ise sürekli memnuniyetsiz, yanlışlıkla o role girmiş bir yaşlı teyze gibiydi.
Oyunda bari kostümle mükemmel olsaydı diyoruz ama onu da diyemiyoruz maalesef. Oyun yaz aylarında mı geçiyor, kış aylarında mı geçiyor belli değil. Gelişi güzel bir renk cümbüşü içerisinde, herhangi bir anlam ve uyumu olmayan kostümler var karşımızda.merged(1)_Sayfa_33
Yazar sürekli sosyalist rejimde kısıtlandığını, özgür olmadığını dile getirir. Komünistler tarafından her yerden kovulduğunu, onlardan nefret ettiğini ve komünistlerin kör olduğunu, kendilerinden başka hiç kimsenin düşüncesine değer vermediğini hemen hemen her cümlesinde dile getirir. Sosyalizmin bir hayal olduğunu, komünistlerin birer canavar olduğunu söyler. Peki, Profesyonel ekibi bu gün bu ülkede yaşadığımız gerçek anlamda faşizmi hiç görmüyor mu?
Devlet tiyatroları senelerdir sanatçılar üzerinde bir faşizm uyguluyor. İstanbul’un en büyük tiyatro, opera ve bale salonu olan Atatürk Kültür Merkezi dahil birçok tiyatro salonunun kapatılmasından, birçok devlet tiyatro çalışanının kovulmasına kadar… Genel Müdürlüğü’nden en alt birimine kadar kendi düşüncesinde olmayan oyuncuyu kapı dışarı eden bir anlayış hakim kılınmak isteniyor. Faşizm sadece tiyatroyla da sınırlı kalmayıp müzik alanında da uygulanıyor. Otuz yılı aşkın bir süredir devrimci müzik yapan Grup Yorum’un birçok konseri yasaklanıp üyeleri tutuklanıyor, işkence yapılıp kulak zarı patlatılıyor, parmakları kırılıyor. Fazıl Say’a davalar açılıp linç kampanyası örgütleniyor. Türkiye’nin en büyük heykeli Kars’taki İnsan figürü ucube diye yıktırılıyor. Ahmet Şık’ın kitabı daha basılmadan toplatılıyor, kendisi de tutuklanıyor.
Birçok gazeteci ve yazar bu durumdadır. Özel tiyatroların ödenekleri kesiliyor. Şehir tiyatrolarında Vasıf Öngören’in Zengin Mutfağı oyununa faşist saldılar oluyor ve yine şehir tiyatrolarında oyuncu Levent Üzümcü’ye soruşturma açılabiliyor. Evet, sanata ve sanatçıya yasak konuluyor. Ama bu, sosyalist rejimlerde olmuyor faşist rejimlerde oluyor. Yaşadığımız Türkiye’de olduğu gibi. Hitler faşizminde Bertolt Brecht’in Hitlerin ölüm listesinde olduğu gibi… Şunu söyleyebiliriz ki, sosyalist rejimlerde dünyanın en büyük sanatçıları ve edebiyatçıları yetişmiştir: Brecht, Şolohov, Maksim Gorki, Mayakovski, Vaptsarov, Fuçik, Eisenstein… ve daha sayamadığımız binlercesi…
Profesyonel oyunu faşizmi öven bir oyundur. Sosyalist rejimi sanat düşmanı, komünistleri de cahil, hiçbir şeyi bilmeyen insanlar gibi gösterir. Nazım Hikmet’e sormuşlar “Usta biz senin gibi nasıl yazarız” diye, “komünizmi sevince” demiş. Komünist polis rolünde oynayan Bülent Emin Yarar, ağzını sürekli şapırdatarak komiklik yapmaya çalışan, acayip acayip hareketlerde bulunan sürekli el kol şakası yapan bi adam konumunda. Oyunun bir yerinde şaşılası bir cümle kuruyor, ”Ben seni tanıdıktan sonra öğrendiğim yabancı isimleri senin arkadaşların sanıyordum: Marx, Lenin, Engels… Seni takibe başladıktan sonra o kadar kişi tanıdım ki ben bile şaşırdım”. Unutmayınız ki komünistler, devrimci şairlerin ve yazarların dizelerini işkence tezgahlarında, önemli günlerinde söylerler, mezar taşlarına yazarlar. Bunu bilmemek, evet gerçekten kör cahilliktir.
Oyunun sonlarına doğru içeri bir yazar giriyor, “kitabının neden basılmadığını, günlerdir telefonlarına cevap verilmediğini” söylüyor. Birden içerideki eski polisi fark edip irkilerek geri kaçıyor. Bu sahnede polisin işkenceci olduğu anlaşılıyor. Bu komünist polis, hem takıntılı, hem de işkenceci bir psikopat. Bu polis artık bizim gözümüzde bir canavara dönüşüyor. Bir yandan da sürekli içtiği için kendinden geçiyor, artık tam bir sapıtma durumunda. Ama sosyalist rejim karşıtı yazar hiçbir şekilde kendi istifini bozmayan gayet düzgün ve olayları anlamaya çalışan biri. Oyunun iki ana karakteriyle sahnede seyircilere iki dünya yansıtılıyor. Biri Özgür Dünya yazar karakteri, diğeri sosyalizme körü körüne bağlanan cahil, işkenceci, sarhoş komünist polis karakteri. Bu durumu ideolojik-politik hattan ayrı düşünemeyiz. Kovaçeviç’in bilinçli bir faaliyetidir sosyalizme saldırmak!
”Bir yazar ya da sanat yapıtı halkın isteklerini, zamanın gereklerini ne ölçüde dile getiriyorsa o ölçüde başarılıdır” diyor edebiyat eleştirmeni Dobrolyubov. Profesyonel oyunu faşist devletin isteklerini yerine getiren bir oyundur. Böyle oyunlar, “eleştirme ve değiştirmenin yerini çaresizlik ve mutsuzluk alıyor artık” demektedir. Evet Kovaçeviç, yazdığı bu oyunla, sosyalizmin umut olmadığını, halkların kurtuluşunu sağlayamayacağını, baskıcı ve yasakçı bir düzen olduğunu, insanlara işkence yapan bir sistem olduğunu vb. söylüyor. Yalan söylüyor! Aldığı parayı hak etmek için emperyalistlerin, kapitalistlerin ve elbette faşistlerin kalemşörlüğünü yapıyor. En kötü sosyalizmin en iyi kapitalizmden bir milyon kat daha insani olduğunu o da biliyor elbette ama insan bir kez satılmayagörsün, bir kez kalemini satmayagörsün, rezilliğin, yalancılığın, iftiranın sınırı olmuyor işte. Kovaçeviç bu yalanlarıyla tarihin çöp kovasındaki yerini çoktan almıştır. Sosyalizmin sorunsuz bir rejim olmadığını herkes biliyor ama sorunların çözümü yine sosyalizm içindedir, kapitalizme geri dönerek sosyalizmin sorunlarını çözememezsiniz. Kovaçeviç’in sosyalizm düşmanlığına, bu oyunu sahneye koyanlar, yönetenler ve oynayanlar da katılmış oluyor elbette. Bu noktada, başta Işıl Kasapoğlu olmak üzere, Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar da bu oyunu böyle değerlendirmelidir. Taraf olmalıdır. Sosyalist olmalarına gerek yok, yeter ki emperyalist kapitalist yalanlara bu kadar tez inanmasınlar, araştırsınlar, soruştursunlar öyle karar versinler. Kimsenin “Ben sanatçıyım, önüme ne metin gelirse onu oynarım” deme omurgasızlığı bir sanatçıya yakışmaz!
Profesyonel ekibi için üzgünüz(!), keşke böyle bir oyunla anılmasalardı. Sanatçıları saran bu çaresizlik ve umutsuzluk son bulacak elbette, sanatçılar içinde de sosyalizmin bayrakları yeniden dalgalanacak bir gün. Hiçbir sanatçının pişman olmayacağı bir sanat hayatı dileğimizle…

NO COMMENTS

Leave a Reply