PORTAKAL AĞACINDA OTURAN KADIN | levent navruz

PORTAKAL AĞACINDA OTURAN KADIN | levent navruz

1180

Büyük romanların ancak büyük devrimlerin bağrından doğduğu bir gerçek. Birçok devrimi o romanları okuyarak anladık. Elimizdeki kitap Nikaragua devriminden kesitler sunar. Nikaragua devrimi, belki yüzyılın en büyük devrimi değildi, belki de sonu hüsranla bitmiş olduğu için hak ettiği değeri görmedi. Yine de 70’li yılların sonunda bu devrimin Orta Amerika’da yarattığı sıcaklık, hiç de küçümsenecek gibi değildi. Nikaragua devrimi, bütün diğer devrimler gibi bize, bir dizi roman da bıraktı. Omar Cabezas’ın “Dağdan Kopan Ateş”i bunlardan en çok bilinenidir. Ama Nikaragua devrimi ile ilgili romanlar arasında aslında hak ettiği ilgi ve değeri pek görmeyen, pek çok da ihmal edilen bir kitap var: Portakal Ağacında Oturan Kadın… Bu kitap Nikaragua devriminin tanıklığı yanında, devrimci mücadele içinde kadının konumu üzerine çarpıcı dersler veriyor. Aynı zamanda devrimci mücadele içinde insanların nasıl değişip dönüşebileceğini gösterir.

Sandino’nun Ülkesi, yani Nikarugua bütün Latin Amerika’nın en kanlı diktatörlüğünün, Somoza’nın ülkesidir… Ülkenin tek hakimi ve en büyük hırsızı Somoza, korkunç bir yoksulluğun üzerinde hüküm sürmekte, ezilenlerin Generali Sandino’nun katledilmesinden sonra Amerikalı emperyalist dostlarıyla birlikte ülkeyi soyup soğana çevirmişlerdir… Ülkedeki yalnızca küçük bir azınlık, uçsuz bucaksız zenginliklerin sahibidir. Hatta onların bile durumu pek sağlam değildir. Çünkü,tam bir aile çetesi olan Somoza’ların dışında kalan eski soylular bile tepki göstermektedir.. Ülkenin en büyük sanayiciler örgütünün yöneticisinin bile tutuklanabildiği bir ülkedir Nikaragua artık. Somoza ailesi, yalnızca zenginlerin simgesi değil, aynı zamanda ülke servetinin büyük bölümünün sahibi ve denetleyicisi durumundadır. Bu durum Somoza’ya karşı mücadelede muhalif duruma gelen burjuvaziyi de zaman zaman radikal bir noktaya çekmektedir. Bunun en büyük sebebiyse Somoza’nın ülkeyi kendi çiftliği gibi kullanması ve ailesi dışında hiçbir güce soluk alma fırsatı vermemesidir. FSLN’nin (Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi) Silvia Mayanga, Thomas Borge ve efsanevi lider Carlos Fonseca tarafından oluşturulması da bu koşulların ürünü olarak ortaya çıkar. 1963’te oluşan FSLN’nin 1969’da açıkladığı programında bu durum çok net ifade edilir: “FSLN düşmanlarına karşı doğrudan mücadele yoluyla siyasi iktidarı ele geçirebilecek, halkımızın geçmişte karşı karşıya kaldığı sömürü ve sefaleti ortadan kaldıracak bir toplumsal sistemi kurabilecek bir öncü örgüte Nikaragua’nın sahip olma zorunluluğundan doğdu.” FSLN, Somoza diktatörlüğüne karşı mücadele eden pek çok gücü birleştirmektedir FSLN, zaman zaman görüş ayrılıklarıyla parçalanmış ama sonradan yeniden toparlanabilmiştir… 1977’lere gelindiğinde gösteriler, çatışmalar, kent ayaklanmaları, garnizon basmalar, rehin almalar, kışlalara saldırılar, kamulaştırmalar… 1978’de Somoza’nın kurmay başkanı Vega cezalandırılır. Eylül 1978’de Sandinistler Ulusal Saray’ı işgal ederler. Neredeyse Nikaragua oligarşisinin tümü ellerinde rehindir. Sonuç, siyasal tutukluların serbest bırakılması, bir milyon dolar ve Sandinist bildirilerin yayınlanmasıdır. Ve sonra nihai ayaklanma günleri gelir… Kırmızı-siyah bayrakların Managua caddelerinde dalgalanacağı günler artık yakındır… Sonra gelen seçim yenilgisi, acı bir ders olsa da çok önemli derslerle dolu bir süreçtir Nikaragua devrimi…

tavir_Sayfa_41Romanın kahramanı Lavinia ile tam da bu süreç içinde tanışırız. Halasından kalma, portakal ağacıyla süslü bir evde yalnız başına yaşayan bir mimardır Lavinia. Kendine güvenen, inatçı, iyi bir mimar… Eski Nikaragua’nın soylu ailelerinden, iyi eğitilmiş bir aristokrattır o… Yüksek mevkisinin verdiği avantajlarla iyi bir firmada işe girdiğinde, yaşamında da bir dönüm noktası gerçekleşmiştir. İlk bakışta her şey normaldir. İş arkadaşları olan diğer mühendisler de kendisinden çok farklı görünmemektedirler. Biri dışında: Felipe… Bir süre sonra Lavina’nın aşık olacağı bu adam, aslında bir türlü tanıyamadığı, tuhaf karakterli olarak gördüğü biridir. Az görüşüyor olmaları, anlam veremediği zamansız ayrılıkları ve Felipe’nin esrarengiz davranış ve tutumları onu üzmektedir. Sonradan öğreneceği üzere Felipe aslında bir ulusal kurtuluş savaşçısıdır. Lavinia, korkuları ve kaygıları olan bir kadındır. Felipe gibi olmaktan da çok uzaktır; hatta aslına bakılırsa onun ne olduğunu anlamamaktadır… Devrimci düşünce ve devrimciliğe uzaktır… Diğer yanda bir devrimci olarak insanları örgütlemekle yükümlü olan Felipe için ise o, böyle bir örgütleme çabasının parçası değildir. Lavinia, sadece küçük, huzur verici bir kadındır Felipe için… Felipe’nin çatışmada yaralanan arkadaşını saklamak gerektiğinde ve arkadaşını Lavinia’nın evine götürdüğünde her şeyden haberi olur… Ama yine de o, Felipe için sevdiği kadındır sadece. Mücadeleden uzak tutması gerekendir. Felipe için Lavinia, zor ve tehlikeli günlerin sonunda kendini güvenli, huzurlu ve rahat hissettiği bir kıyıdır.

“Biliyorum, biz birlikte yüzemeyiz”, der Felipe, çok sıkıştığında: “Sen benim kıyımsın. Eğer birlikte yüzebilseydik bizi hangi kıyı karşılardı ki?” Felipe için kıyıdır Lavinia… Böyle gördüğünden dolayı da mücadeleden uzak tutmayı ve onu korumayı seçmiştir. Oysa Lavinia, kendisiyle, yaşamıyla ve bu zor yaşamı kaldırabileceğine inanmayan Felipe ile çatışmaya başlamıştır bile. Bu çatışmadan galip çıkmak, yaşamın iki ayrı yönünü görüp tercihini zor, tehlikeli ama onurlu olandan yana yapmak elbette pek kolay olmayacaktır. Ama artık yanında hemşire Flor da vardır… Flor, bir bakıma Lavinia’nın tam tersi ve çubuğun öteki ucudur. Nikaragua toplumunun en alt kesiminden, fahişelikten gelip daha sonra Sebastian’ın yardımıyla ama şüphesiz kendi iradesiyle ulusal kurtuluş savaşçısı olan biridir. Sonuçta, Lavinia ile artık hayatın başka bir alanında, gerilla mücadelesinin içinde yeniden karşılaşırız. İşin başından beri romanın arka planını oluşturan ve bir anlamda bütün kıtanın isyancı ruhunu simgeleyen Kızılderili bilge kadın İtza ile yaptığı iç konuşmalarının da yardımıyla kararını vermiştir; o artık bir savaşçıdır. Lavina Felipe’yle, yaptığı bir tartışmada kendisinin de artık bir halk savaşçısı olduğunu açıklar. Felipe bu duruma tepki gösterir. Neden kendisine bu durumu önceden açıklamadığını sorar. Lavinia da sorun olarak Felipe’yi gösterir. Zira, mücadeleden uzak tutmaya çalışan Felipe’dir. Savaşçılık Lavinia’yı aşan durumlardır ona göre. Felipe’nin tüm engellemelerine rağmen Lavinia, kıyı olmayı reddetmiş, coşkun bir nehir gibi akmayı başarmıştır. Bir savaşçı olarak devrimci eylemlerde görevler almıştır.

Kitap bu yanıyla kadın erkek ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Olması gereken şudur: “Kadın ve erkeğin hayatını bizi birleştiren kelimeyle birleştirmek lazımdır YOLDAŞLAR!’’*.
Kıyı ya da ırmak…
Lavinia’nın hikâyesi bize uzak değildir. Devrimci mücadele içerisinde rastlanan durumdur. Mücadele içinde, duygusal davranılarak kadınlar mücadeleden uzak tutulmaya çalışılmıştır. Ancak kadınlarımız, kavga ve hayatta kıyı olmayı reddedip, devrimci savaşı omuzlayanlardır bugün.

Aynı kavga uğruna çarpan kalpler sevdayı da kavga da büyütmüşlerdir… Dayı ile Sabahat, Sevgi ile İbrahim Erdoğan, Esma ile Eyüphan… Onların sevdaları devrime göre şekillenirdi:

“Sınırlamıyor beni sevda
Yalnız senin görüntünle
Ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya
Zincirleri yok kafamızda
Yalnız birbirimizi düşünmenin.
Birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla…**

Portakal Ağacında Oturan Kadın romanı kadının devrim mücadelesindeki yerini ve kadın erkek ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda eğitici dersler sunar. Bu yanıyla da bu kitap özellikle de kadın yoldaşlarımızın okuması gereken bir kitaptır. Bu vesileyle kıyı olmayıp kavganın coşkun akan ırmağı olan kadın yoldaşlarımıza selam olsun!… Ve de düzenin mimarları olmaktansa halkın mühendisleri ve mimarları olan kadın mimarlarımıza da selam olsun!
Kitabın Künyesi
Kitabın Adı: Portakal Ağacında Oturan Kadın
Yazarı: Gioconda Belli
Çeviri: Şebnem Sunar
Yayınevi: Akademi Yayınları
*Mayakovski
**Kemal Özer

NO COMMENTS

Leave a Reply