özgür tutsakla on dakika | berrin soydaş

özgür tutsakla on dakika | berrin soydaş

1054

Hapishanedeyseniz eğer, önceden belirlediğiniz bir kişi ile haftada 10 dakika telefonla görüşme “hakkına” sahip olursunuz. Bu öyle bir haktır ki; büyük bedeller ödenerek, açlık grevleri, ölüm oruçları yapılarak, duvarlara karşı ısrarla sloganlar atarak, diş ile tırnak ile verilen bir mücadelenin ardından kazanılmıştır.

Hapishanelerde “tretman” denilen bir uygulama var. Senin neyi ne kadar yiyeceğini, hapishanenin hangi alanlarını kullanabileceğini ve hatta yakınlarınla, sevdiklerinle hangi zamanda ne kadar konuşabileceğini, hangi renk kıyafet giyeceğini… hapishanede tretman belirler. Tüm bu yöntemlerin tek bir amacı vardır: siyasi tutsağı düşüncelerinden vazgeçirmek. Düzenin ehlileştirdiklerinden birisi haline getirmek… Yok, siyasi tutsaklar kabul etmezler bunu, hele özgür tutsaklar asla. İdarenin verdiği her türlü alçakça rüşveti reddederek, suratlarına fırlatırlar. 10 dakikalık görüşmeler, mektuplar, sevdiklerinin sesi yüzü, onlara sıkıca sarılabilme, dışarıdan gelecek haberler ve hatta kitapları… Bunların hepsinden vazgeçebilir, daha doğrusu hepsinden mahrum kalır ama düşüncelerinden asla vazgeçmezler. Bu haklar için direnirler ama asla bunların bir şantaj malzemesi yapılmasına da izin vermezler. İnsanlık onurlarını çiğnetmezler. “İyi halli”, “uyumlu” değil, “iyi bir devrimci, iyi bir özgür tutsak” olmak için…

Ve her türlü “gerekçe” ile elinizden alınabilir bu hak. Hapishanedeki her kazanılmış hak, hapishane idaresi eliyle iktidarlar tarafından elinizden alınacak haklardır. Hakkı almak kadar sahip çıkmak da direnişle mümkündür.

Mesela bazı hapishaneler dinlemeyi sağlıklı yapamadıkları ortamlarda çat diye kesebilirler. İkaz etmeden, haber vermeden, cümlenin tam ortasında, çat diye… Saatlerce arar ve tartışırsınız o 10 dakikalık hakkınız için. Sizin için en çok beklenen anlar için, karşınızda kuru, donuk, ruhsuz bir ses cevap: “Kalabalık bir ortam orası dinleyemiyoruz.” Evet, saniye saniye dinlenir. Aslında üç taraf vardır görüşmede: siz, tutsak yakınınız ve hapishane idaresi. Bunu bilerek konuşursunuz hep.

Ya da bazı hapishaneler “ıslah aracı” olarak kullanmaya çalışır. Telefon görüşmesi tarafların karşılıklı birbirlerini tanıtması ile başlamalılar. “Merhaba ben falanca, filanca ile mi görüşüyorum.”, “Evet ben filanca” Bu tanıtma olmazsa hemen telefon kesilir ve dııııııt diye bir ses, adamı ahizeyi fırlatacak kadar sinirlendiren bir öfke, ah şimdi o telefonu kesen karşımda alacak kiiii” dersiniz. Ama nafile. Geriye kalan “Bu düzenin F’sine de, D’sine de, E’sine de….” cümleleri ve dağ gibi büyüyen bir öfke olur. Bir sonraki görüşmeyi beklersiniz. Şikayet etme hakkınız vardır. Hapishanedeki tutsak dilekçeler yazar. Dışarıda ise seninle aynı haksızlıkları yaşayanlarla örgütlenme ve hem hapishane idaresine hem de iktidara karşı aklınıza gelebilecek envai çeşit eylemle tutsaklara yaşatılanları anlatmaktır iş.

Bu 10 dakika ilginçtir. Sohbetin giriş gelişme sonuç kısımları yoktur. Coşkulu bir giriş. Heyecanlı ve tedirgin gelişme ve hızla gelen bir bitiş. Bazen üç dört cümle ile bazen hızlı hızlı söylenmiş onlarca cümle ile geçer. Ama hepsi dopdoludur. Sanki dışarıda özgürce, yüzyüze yapılamayan yüzlerce saatin acısını çıkarırcasına yapılan görüşmelerdir bunlar. 1 haftayı (10080 dakikayı) 10 dakikaya sığdırırcasına konuşursunuz. Olmaz mı? Olur… Eğer içerideki bir “özgür tutsak”sa ve eğer dışarıdakinin bir yanı tutsaksa onunla birlikte, olur. Sığar, sığdırılır. Eğer hiç görüşemese bile aynı şeylere güldüğünüz ağladığınız yoldaşınızsa hapishanedeki, olur.

İşte o 10 dakikalardan birisi… Devrimci sanatçı, özgür tutsak Grup Yorum elemanı Muharrem Cengiz ile yaptığımız bir telefon görüşmesi. Özete gerek yok tabi. Sadece 10 dakikalık bir görüşme için Tavır’ın sayfaları oldukça geniş.

Önceden haberli ve bekler halde olduğunuz için çalınca hemen ele alınır telefon. Bir kere çaldı. İki… Aç hemen…

Alo
Alo, merhaba.
Merhaba, Muharrem.
Ooooo merhaba merhaba. Nasılsın?
İyiyim sen nasılsın?
Bomba gibi.

(Bu altı satırlık görüşme o kadar yüksek sesle yapılmıştır ki çınlatır kültür merkezimizin duvarlarını. Mutlaka duyarsınız. Sağdan soldan, odalardan, kapalı kapıların ardından koşarak gelinir ve telefonun başına toplanılır. Sanki telefon yeni icat edilmiştir de ilk kez ses uzaklara iletilirmiş gibi heyecanla bakılır konuşana.

Sonra uzun süren gülmeler… Sadece gülersiniz. Nereden başlayacağınızı bilemeden gülersiniz. En güzel şeydir telefonda tutsak gülüşü dinlemek ve gülme sesini karşıya ulaştırmak. Gülerken açılan dişleri, kırışan yüzü, parlayan gözleri gelir gözlerimizin önüne.1-15pages_easy_Sayfa_24

Aslında günler öncesinden planlanmıştır neler konuşulacağı. Madde madde aklınızdadır. Ama o anda telefonun diğer ucundan gelen hasret dolu, umutlu, dört duvar arasında ama özgür insanın sesi, nefesi sizi heyecanlandırır ve uçup gider o madde madde konular. Gülersiniz. Gülersiniz, gülersiniz… Bir coşku, bir umut, bir hasret seli alır götürür sizi. Aradan 10 saniye geçer. Bu on saniyede Muharrem tutsak düşmeden önceki, beraber geçirdiğiniz anlar, anılar geçer aklınızdan. Aynı şeye gülersiniz aslında. Beraber çalmalar söylemeler, yapılan espriler, katıldığınız eylemler, onun yaptığı bir konuşmanın ayrıntısı… Onun da aklından yüzdeyüz aynı anılar geçer, bilirsiniz. Siz susarsınız ama o telefon telleri konuşmaya devam eder, siz telefonun iki ucunda iki kişi dinler ve birlikte gülersiniz. Sanki dört duvar arasında değil de hemen yanıbaşınızdadır. O kadar mutlu olursunuz. Kalp hem sıkışır öfkeden, hem açılırsınız dostluktan yoldaşlıktan.

Sonra aklınıza zaman gelir. Zaman… Sadece 10 dakika. Sadece 10 dakika. 10 dakika. Bitebilir, hemen bitebilir. Sonra çeneler çalışmaya başlar.)

Arkadaşlar nasıllar?
İyiler iyi.
İyi.

Bu arada birkaç kişi vardır telefonun başında. Kulağını ahizeye dayayıp aradan duymak isteyenler de vardır. Konuşana bakarlar pırıl pırıl gözlerle. Konuşan, Muharrem’in verdiği cevabın olumlu ya da olumsuz olduğunu mimikleri ile çevresindekilere aktarır. Konuşanın çevresini saranlar, cevabı duymazlar ama anlarlar. İlk açan kişi en uzun konuşan olur, çünkü acil konuşulacakları hemen konuşan da o olur.

Ya ben hemen şeyi söyleyeyim de. Geçen ay olduğu gibi, aynı şekilde hücre aramasına askerler geldi. Yine aynı şekilde kabul etmediğimizi söyledik, işkence ile bizi havalandırmaya sürüklediler. Bunu avukatlarımıza da haber verirsiniz. Biz suç duyurusunda bulunduk. Alçaklar her aramada saldırıyorlar. (1)
Tamam haber veririz, nasılsınız, sağlığınız nasıl peki?
İyidir iyi.(Hep iyilerdir zaten. Hiç kötüyüz demezler.)
Basına, köşe yazarlarına her hafta mektup yazıyoruz saldırılarla ilgili. Bu durumu anlatıyoruz.
Onu bize de fakslayın, maille de yollarız herkese. Biz de açıklama yaparız.
Tamam çok güzel olur. Yarın fakslarız.
Tamam bekliyoruz.

(Hiç kötüyüz demezler zaten. Hep iyiler, hep canavar gibiler. Dört duvar arasında bedenlerinden ve beyinlerinden başka silahları olmayan tutsaklara saldırırlar.) Sonra bir süre hapishanede yaşanan hak gasplarını, işkenceleri anlatır Muharrem.

Siz nasılsınız, neler yapıyorsunuz? Konser nasıl geçti?
İyiyiz, iyiyiz. Konser oldu, çok güzel geçti. Muharrem, çok kalabalık oldu. Sana da şarkı yolladık, duydun mu?
Duydum duydum. Sağolun.
Yasaklayan İdare mahkemesinin önünde, Çağlayan önünde eylemler oldu. Konser Pazar günüydü. Biz izni cuma günü aldık. Yasağın kaldırıldığını duyurmak için bir gün kaldı yani. Çok güzeldi konser, aslında pekçok insan yasak olduğunu bilerek geldi.
Bizim konserimiz de güzel geçti. Burada milyonlar olduk diyebilirim. Yani milyonlarca yürek…

Bu arada bilmeyenlere söyleyelim. Yorum ne zaman büyük konserler verse hapishanelerde aynı gün ve saatte konserler olur. Dışarıdaki kadar dolu dolu, dışarıdaki kadar detaylı hazırlanılmış konserlerdir bunlar. Konuşmalar yapılır, sesi güzel ve tabi tüm hücrelere ulaşacak kadar güçlü olan arkadaşlarımız verir sesini havaya.

Konserin detaylarına giremezsiniz, aslında hiçbir şeyin detayına giremezsiniz. Tutsaklarımızın hayal güçleri o kadar güçlüdür ki siz genel hatlarıyla anlatınca gerisini o doldurabilir. Telefonda detaylardan ziyade en genel durumları söylersiniz, gerisi mektuba kalmıştır.

Mektup yollamıştım ……’a, …….’e ve İdil’e aldınız mı?
Aldık. Cevap yazıyoruz. Haftaya elinde olur.
Yani tutuklanan arkadaşlar getirildi buraya. Onlara Tavır gönderebilirsiniz. İsimlerini mektupta yazdım ben.
Tamam.
Tamam kayıt cihazı hazır mı?
Tamam sen söyle telefon kaydediyor zaten.
O …. bestesinin ara ezgisi vardı ya, orası için birşeyler düşündüm. Mırıldanarak söyleyeceğiz. Bunu keman gibi uzun sesler çalan bir enstruman çalabilir belki, bakarsınız işe yarar mı?
Tamam, söyle sen.

İşte tüm seslerin sustuğu an. Çıt çıkmaz, demin aralarda sesler veren, Muharrem ben de burdayım diyenler… Herkes dut yemiş bülbül gibi susar. Muharrem o hapishane duvarlarını aşarak, ezgilerini bize ulaştırıyor. Hani demişiz ya: Kör baskılar, karanlıklar, demir kapılar, taş duvarlar olsa da dört bir yanımda, söylerim türkümü sana. Kuş sesinden, dağ yelinden ulaşır sana. O en güzel yarınlarda erişir sana.

Mücadelemizin gelenekleri, ustalarımızdan öğrendiklerimiz, koskoca direniş gelenekleri sığdırılır 10 dakikaya. Her koşulda üretmek… Hapishanede de olsak, faşizmin en azgın koşullarında dahi üretmeye devam etmek… Dört duvar arasından gelen Yorum ezgilerini kaydediyoruz telefona…

Böyle birşeyler geldi aklıma bakarsınız. Bu arada burda arkadaşlar var, enstruman çalmak isteyenler var. Onlarla ilgileneceğim. Belki bazı ihtiyaçlarımız olabilir. Mektup yazarım ya da haftaya telefonda söylerim.
Tamam.
Ya bir de bize Yorum’un şarkı sözleri akorları lazım. Burda çok ihtiyaç oluyor. Sözleri hepberaber katlediyoruz. Elimizde olursa iyi olur.

Böyle sürüyor bu konuşma. Hangi kitaplara ihtiyaç olur belirleniyor. Enstrümanlar belirleniyor.

Bak burda kalabalığız. Sana selam vermek isteyenler var.
Muharrem abi merhaba. Ben ….
Ooooo merhaba merhaba, nasılsın?
İyiyim abi.
Ne yaptın gitarı? Nasıl gidiyor.
İyi abi, çok çalışamıyorum şu sıralar.
Bak ya, olmaz. Ben çıkana kadar bitir şu işi. Bak görüyorsun, biz bi orda bi burda. Hep lazım birileri. Hemen hızlandır bence.
Olur abi, çıkınca birlikte çalarız abi.
Tabi canım, çalarız tabi. Çok güzel olur.
Abi, …. burda ona veriyorum.
Tamam.
Alo, Muharrem. Nasılsın?
İyiyim. Sağol. Bak en başta söylemeyi unuttum. Sana söyleyeyim, önemli. Bu hafta mutlaka…
Alo. Alo… Kesildi ya…

KUTU

(1): Silivri Hapishanesi son yapılan hapishanelerden birisi. Ve çok yoğun derecede bir tecrit uygulaması var. Henüz alfebatiklerden değil. F mi, D mi, E mi belli değil. Aslında bir pilot hapishane. Devrimciler buraya getirilmeye başlandığından beri tecrit duvarlarını delmek için eylemlere başladılar. Aylarca görüş yapamayan aileler var. Ve demin bahsettiğimiz gibi telefon yasakları, mektup cezaları geliyor üstüste. Silivri Hapishanesi’nde dayatılan bir uygulama da aramaların gardiyanlar değil, askerler tarafından yapılmaya zorlanması. Bir tutsağın anlatımından kısa bir bölüm: “Aylık aramaya asker geldi. Bu şekilde aramayı kabul etmeyeceğimizi, askerin nezaret edebileceğini, ancak aramanın gardiyanlar tarafından yapılması gerektiğini söyledik. Bunun üzerine 60–70 gardiyan hücreye girdi.  Bizi zorla havalandırmaya çıkardı işkence ile ellerimizi ve ayaklarımızı çapraz şekilde ters kelepçeledi.  Bu halde bizi sürükleyerek süngerli odaya götürdüler. Orada da kelepçelerimizi çıkarmadılar. Yaklaşık 1 saat sonra bizi aynı şekilde hücreye geri getirdiler ve kelepçelerimizi hücreye getirdiklerinde çıkardılar. Bize işkence talimatını aramada hazır olan 2. Müdürlerden kısa boylu esmer biri verdi”
“ Aramaya geldiklerinde Cafer görüşteydi. Hücrede yaşananlar sırasında orada değildi. Buna rağmen görüş bittikten sonra onu da aynı şekilde kelepçeleyerek işkencelerle süngerli odaya attılar. Biz 8 kişiydik 4 erli gruplar halinde iki süngerli odaya attılar.”
“İki haftadır telefon hakkımız engelleniyordu. Sebebi maktu form olan telefonla görüşme dilekçesindeki “arz ederim” kelimelerini çiziyor olmaz. Biz çizdiğimiz için tartışma çıkıyor ve telefon hakkımız gasp ediliyordu. Biz de suç duyurusunda bulunduk. Bunun üzerine sorunu görüşmek üzere 1. Müdür hücreye geldi ve ne yaptığınızı bana da gösterin dedi. Bizde arz ederiz yazısını çizdik ve bunu yapıyoruz dedik.  O da bir şey değilmiş dedi ve gitti. Aynı gün (Çarşamba günü 24.6.2015) öğleden sonra arama bahanesi ile bize işkence yaptılar. Bizde bize yapılanları protesto etmek için Perşembe günü 1 günlük açlık grevi yaptık”
“Hepimizde gerek kelepçe izlerinden, gerekse de yaptıkları işkencelerden yaralar oluştu. Aynı gün tek tek revire çıkıp işkenceyi raporlattırdık”.
“Bize işkence yapılırken diğer hücrelerde bulunan bütün siyasi tutsaklar bunu protesto emek için kapı dövüp slogan attılar. Deyim yerinde ise hapishane inledi”.

NO COMMENTS

Leave a Reply