mülteci | fazıl aktaş

mülteci | fazıl aktaş

743

Varı yoğu ne varsa satmış savmış, kendisinin, eşinin ve üç çocuğunun gemi parasını denkleştirmiştir. Gecenin bir vakti sahile yanaşmış lastik bota binerken paranın kalan kısmını insan kaçakçısına vermiş ve tümüyle ıslak vaziyette İtalya kıyılarına doğru yola çıkmıştır Senegalli aile… Meksikalılar bir kamyonun gizli bölmesinde Amerika’ya geçerken sınırda havasızlıktan ölmek üzereyken sınır polisi tarfından tırdan çıkarıldıklarına belki de yakalandıklarına seviniyorlardı, ölümden döndükleri için. Kimbilir belki de şanssızlıklarına küfredenler de vardı içlerinde öyle ya şimdi sınırdışı edilmek, ayrıldıkları kendi ülkelerine, gene eski yaşamlarına dönmek de var. Çekilmez yaşamlarına geri dönmektense ölmeyi tercih ederlerdi belki… Dünyanın başka başka ülkelerinde, insan kaçakçılarına her şeyini veren Kürt’e, Arap’a, Ermeni’ye, Ukrayna’lıya, Sırp’a, Boşnak’a velhasıl her dilden her milliyetten insana rastlarız bu manzaralara… Bu ve buna benzer gerçek öykülerin her biri üzerine filmler çekilir, romanlar yazılır. Adlarının içinde hep bir kelime geçer: Mülteci!
Mülteci, yani Türkçe karşılığıyla “sığınmacı”… Örneğin, BM verilerine göre, Ağustos ayı sonu itibariyle Irak’ta 168 bin, Mısır’da 110 bin, Ürdün’de 515 bin, Lübnan’da 716 bin ve Türkiye’de 460 bin Suriyeli sığınmacı var resmi rakamlarda ama Türkiye’deki toplam sığınmacı sayısının 2 milyonu aştığı belirtiliyor ki bunun doğruluğunu sokaklarda yatan, dilenen Suriyelilere bakarak bile söyleyebiliriz… Suriye’nin resmi makamlarınca açıklanan ve ülkeyi terk eden Suriyelileri ifade eden 8 milyon mültecinin çoğunun Türkiye dışında gideceği bir yer de pek gözükmüyor ayrıca… Avrupa ve Kanada’da ne kadar var net bir veri yok ama onbinlerce olduğu kesin… Ortada deyim yerindeyse neredeyse nüfusunun yarısı boşal(tıl)mış koca bir ülke var. Emperyalizmin girdiği krizi atlatma yöntemi olarak belirlenen işgal, iç savaş çıkarma, halkları birbirine kırdırma vb. yollarla iktidarı ele geçirme operasyonlarından sonuncusu Suriye’de hayata geçirilmiş ve çıkan savaştan kaçan Suriyeli göçmenler başta komşu ülkeler olmak üzere dünyanın birçok ülkesine kaçmışlar… Sadece Suriyeliler değil emperyalizmin girdiği her ülkenin haklarının, hatta daha da genişletmek gerekirse emperyalizmin sömürü politikaları sonucunda açlığın ve yoksulluğun kucağına düşen ülke halklarının insanca bir yaşam uğruna belki yollarda öleceklerini bile bile insan kaçakçılarının eline düştüğünü biliyoruz. Bu tablo bütünüyle emperyalistlerin elinden çıkmadır, bu tablonun tek sorumlusu onlardır, onların baskı ve sömürü politikalarıdır…
Bugün İstanbul’un göbeğinde, Aksaray’da lastik bot, can yeleği, büyük balon(Bunlar telefonların, paraların ıslanmaması için alınıyor) aleen satılıyor. Buradan alınan botlarla Kuşadası’na gidiliyor ve bir gece yarısı Midilli’ye doğru yola çıkılıyor. Başarabilenler şanslı, başaramayanlar Alyan bebek gibi, Ege’nin mavi karanlığında boğuluyor. Bu arada bu botların batması değil batırılması söz konusu çünkü AB ülke dışişleri bakanlarının gizli bir toplantıda mülteci botlarının batırılması kararı alındığı söyleniyor. Bu işi de Yunanistan yapıyor parayla. Alan memnun satan memnun. Mülteciler Yunanistan’ı geçiş üssü olarak kullanıp Avrupa’nın zengin ülkelerine gidiyorlar, zengin ülkeler bu insanların Yunanistan’a bile çıkmalarını istemiyorlar bu yüzden ve Yunanistan’a kamyon yüküyle para veriyorlar. AB ülkelerinin insan hak ve özgürlüklerine olan düşkünlükleri(!) göz yaşartıyor değil mi? Bir cinayet şebekesi duruyor karşımızda. Parayı Kabe bellemiş, yaşamlarını kar üzerine kurmuş emperyalistlerin gözünde hiçbir insanın değeri yoktur. Onlar parayla kirlettikleri dünyayı yaşanmaz hale getirmiş bir avuç sömürgen olarak insanlık suçu işlemeye devam ediyorlar.
Kaçak göçmen ticareti bugün dünyanın en büyük kirli para trafiğini de yönetmektedir. Kuzey Irak’tan, Bangladeş’ten, Pakistan’dan, Suriye’den ve Afrika’nın ücra köşelerinden kaçan insanlar gittikleri yerdeki yasal ücretin yüzde beşi gibi paraya çalışmak zorunda bırakılan yirmi birinci yüzyıl kölelerinden başka bir şey değildir.

Mültecilerin sayısının artması, kaçak işçilerin sırtından elde edilen artıdeğer sömürüsünün de tavan yapması demek aynı zamanda. Çünkü bu kaçak işçiler öyle komik ücretlerle çalıştırılırlar ki ertesi gün işe gelebilmeleri, açlıktan ölmemeleri bile mucizedir. Çoğu insan gibi yaşayamaz, iş kazaları ile ölür ya da sakat kalır. Sosyal güvenlikleri de yoktur doğal olarak.
İş bulamayanlar, iş bulabilenlerden daha kötü durumdadır elbette. Özellikle ergenlik çağındaki genç kızlar Belçika’da sapık Katoliklerin, Almanya’da gözünü seks bürümüş porno tacirlerinin, Hollanda’da uyuşturucunun su gibi aktığı Amsterdam genelevlerinin yatak odalarında bulur kendilerini. Günlük kazançları azami 20 dolardır. Onları “satanların” kazancı ise 500 ile 1000 dolar arasında değişiyor.
Çok çarpıcı bir örneği burada dile getirmek gerekiyor. İsviçre’de 1986 yılında yakalanan Polonyalı 15 yaşındaki bir genç kız, tam üç ay süren rehabilitasyon sonrasında ve ailesinin mafya tarafından öldürülmeyeceği garantisinin kendisine verilmesi üzerine 12 yaşından bu yana zorla fahişelik yaptığını ve tüm Avrupa’yı dolaştığını anlatmıştır. Genç kızın ifadesinden hareket eden İsviçre, Belçika, Fransız polisi; ülkelerinin içi işleri bakanlıklarına kadar uzanan korkunç ve bir o kadar da iğrenç ilişkiler ağında dönen kaçak göçmen ticareti ile karşılaşmış ancak yine bu insanları iğrenç asalaklar olarak gören Hristiyan Demokrat milletvekileri ve parlamenterlerin baskısı ile konu kapatılmış, olayın üstüne giden pek çok milletvekili ve araştırmacı ise istifa etmek zorunda kalmıştır. İşte medeni Avrupa… Medeniyetiniz batsın!
Geçtiğimiz 12 yılda Türkiye geçişli kaçaklardan yolda ölen sayısı 2,500’dü. Dünyada şu an, Birleşmiş Milletler verilerine göre, 32 milyondan fazla insan “kaçak göçmen” konumunda; çadırlarda, kamplarda, kağıtsız, belgesiz yeni bir hayata başlamayı bekliyor. Her yıl, ortalama 300 bin insan onlara katılıyor. Bu sayı da her geçen yıl artıyor.
Daha fazla istatistiki bilgiye gerek yok artık. Çünkü her rakam ayrı bir trajediyi anlatıyor, her biri bir hançer gibi saplanıyor yüreklerimize. Alyan bebeğin kıyıya vuran minicik bedenine üzülmenin daha fazla Alyan’ın öleceği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Çünkü emperyalist-kapitalist sistem var oldukça insanlar emperyalist sömürücülerinin işgaliyle veya çıkarttığı iç savaşlarla artık yaşamanın bile mümkün olmadığı ülkelerini terk etmeye devam edeceklerdir. Daha iyi koşullarda yaşama umudu da devam edeceğinden yine göçler gündeme gelecektir. Kimdir bunun müsebbibi? Kim döküyor bunca insanı yollara? Kim ölümü bile göze aldırarak bir can simidine sarılıp binlerce kilometre yola çıkaran? Adları sır değil. Tek bir kelime altında toplayabiliriz tüm katilleri: Emperyalizm!
Sorun bu kadar sade, bu kadar açıktır. Bırakın sosyo-ekonomik koşulları, psikolojik etkenleri vs. Bu gerçeğe kulak verin, bu gerçeğe dönün. Sebep emperyalist-kapitalist sistemin ta kendisidir! Sebep ortadan kalkmadıkça bu sorun da ortadan kalkmayacaktır. Sınıfsız ve sömürüsüz bur dünya kurulduğunda her insan kendi ülkesinde insanca yaşayabilecektir. Bunun için ise mücadele etmek, savaşmak gerekiyor. Her geçen gün sayıları artan ve ölümle yaşam arasında bir lastik bota mecbur bırakılan kaçak göçmenler aşkına da vatanından kopartılan milyonlar aşkına…

tavir 32-48_Sayfa_06

NO COMMENTS

Leave a Reply