KIZIL AFİŞ | hasan bakır

KIZIL AFİŞ | hasan bakır

1045

İstediğiniz ne zaferdi ne gözyaşı
Ne hüzünlü org ne papazın son duası
On bir yıl nedir ki on bir yıl
Yaptığınız kullanmaktı silahlarınızı
Ölüm gözünü kamaştırmaz partizanın
Asıldı yüzleriniz tüm duvarlara
Gece ve sabah karasıydınız, korkutucu, süzgün
Bir afiştiniz, kızıl bir kan lekesi gibi
Adlarınızı bile söylemek öylesine güçtü ki
Gelip geçende dehşet etkisi yaratın istediler
Sizi kimse Fransız olarak görmez gibiydi
Gün boyu bakmadan geçti gitti insanlar
Kimi parmaklar durmadı ama karartmada

‘Fransa için öldüler’ yazdı afişe

(luis aragon)

Misak Manuşyan’ı duymuş muydunuz? Suç Ordusu filmini seyredenler aşikar olabilirler ya da Nazi işgalinde Fransa’daki direnişçilerle ilgili bir şeyler okuyanlar. Ben Marsilya’da ıssız bir yol kenarındaki bir küçük parkta gördüm büstünü. Alnı açık ve keskin bakışlarıyla yoldan geçenleri izliyordu. O beraberindeki Cezayirliler, Ermeniler, Polonyalılar, Fransızlarla birlikte Fransa’yı işgal eden, halkların düşmanı Alman faşistlerine karşı direnişi örgütlüyordu. Sonra onun bu mağrur büstünün önünden geçen, ama onu asla farketmeyen Cezayirlileri, Ermenileri, Arapları, Polonyalıları ve Fransızları gördüm…

Misak Manuşyan, 1 eylül 1906’da Adıyaman’da bir Ermeni ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1915’te Ermeniler’e yönelik katliam saldırılarında babası katledildi. Annesi Suriye’ye sürüldü ve Der-Zor çölünde hayatını kaybetti. Kardeşi ile birlikte Ermeni soykırımından kurtularak Suriye’nin Cuniye kentinde bir Ermeni yetimhanesine yerleştirildi. Daha sonra abisiyle birlikte Fransa, Marsilya’ya göç ettiler. Burada Citroen fabrikasında bir iş buldu ve Ermeni bir yetim olan Meline ile evlendi. Bu sırada 1929 ekonomik krizi baş gösterdi. Bu süreç onun politikleşmesinde önemli bir yer etti. Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu içinde yer aldı. Bu konfederasyon Fransız Komünist Partisi’nin denetimindeydi.

1934 yılında Fransız Komünist Partisi’ne üye oldu, partinin yabancı ve göçmen işçiler komisyonunda görev aldı. 1936-39 yılları arasında İspanyol halkına yardım etmek için kurulan bir komitede, 1937 yılında da Sovyet Ermenistanı’na yardım etmek üzere kurulan komitelerde faaliyet gösterdi. 1934 yılından itibaren Fransa’da faşizmin güçlenmeye başlamasıyla birlikte, anti-faşist faaliyetlerine ağırlık verdi. 1940 yılında Alman ordularının Fransa’yı işgal etmesiyle birlikte Haziran 1941’de tutuklandı, ancak hakkında herhangi bir kanıt bulunamadığı için serbest bırakıldı. Fransız Komünist Partisi içinde Göçmen İşçiler Komitesi’nde yer aldı. Kısa sürede liderliğe yükseldi ve bu grup “Manuşyan Grubu” olarak anılmaya başladı.

Alman işgalcilerinin kontrolündeki demiryollarına ve trenlere ve Alman ordusu için üretim yapan fabrikalara karşı sabotajlar gerçekleştirdiler, sahte pasaport ve kimlikler hazırladılar, Alman askerlerine ve işbirlikçilere karşı cezalandırma eylemleri yaptılar. Paris’teki Alman birliklerinin komutanı General Ernst Von Schaumburg’e karşı başarısız bir suikast girişimi ve 28 Eylül 1943’de Julius Ritter adlı SS generalinin öldürülmesi eylemlerini gerçekleştirdiler. Bu eylemlerin ardından 1943 yılında Naziler tarafından tutuklandı ve grubuyla birlikte haklarında bir komplo davası açıldı. Naziler Fransızlar’ın gözünde Manuşyan ve ekibinin itibarını zedelemek için onları karalayan bir propaganda afişi hazırladı. Luis Aragon’un bir şiirine konu olan bu afişin adı Kızıl Afiş’ti. Göstermelik bir mahkeme sonunda idama mahkum edildiler ve 21 Şubat 1944’te kurşuna dizilerek katledildiler.

Alman Naziler’in Fransa’daki ilk ve yegane katliamı değildi bu elbette. Her biri neredeyse göçmenlerden oluşan “Manuşyan Grubunu” “Kızıl Afiş” üzerinden karalamak hedefindeydi faşistler. Fransız polisi de onlarla işbirliği içindeydi. Ne yazıyordu afişte: “Kurtarıcılar mı?!”,”Cinayet Ordusu eliye kurtuluş!” Ne ironi ama! Böyle bir ironiyi afişe edecek son kişi Nazilerdir herhalde. Kızıl Afiş, ki onlar sonuna kadar bir Kızıl Afiş’tir, direnişin meşru sembolüdür. Faşistler ne derse desin. Fakat mesele dünle değil, bugünle ilgili. Bugün kara miğferleriyle ve demir haçlarıyla faşistler sokaklarda dolaşmıyorlar ancak Fransa’da yaşayan yoksul, emekçi halklar için pek de değişen bir şey yok. Üzücü olan şey ise farklı etnik gruplardan halkların gençleri geçmişte onları var eden değerleri ve kahramanları unutmuş olmaları. Uzun uzun Avrupa ülkelerinde gençler içinde etkin olan yozlaşmayı anlatmaya gerek yok. Bu yozlaşmanın özellikle yoksul halkların gençleri arasında etkili olması şimdi bizim için önemli olan. Zira bu halklar Avrupalı tekellerin düzeni içinde iyice eziliyorlar. Elbette yozlaşmanın, değersizleşmenin bu gençleri vurması olağandışı değildir. Yeter ki onlar; Cezayirliler, Araplar vs. eskiden olduğu gibi biraraya gelmesinler. Yükselen yoksulluğa ve ırkçılığa karşı örgütlenmesinler. Polis, Paris banliyölerinde bir genci kurşunladığında onlar apartman önlerinde içki içmeye, esrar sarmaya devam etsinler. Geleceklerini çalanlara değil, rakip takımın taraftarlarına bıçak çeksinler. Yeter ki yeni Manuşyanlar olmasın.

Yalnızca Fransa’da değil, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de faşizme karşı direnişler örgütlemiş, can vermiş kahramanlar var. Peki ne yapacağız? O kahramanların ardından göz yaşı dökerek bu çağın gençlerine mi öfkeleneceğiz. Çok açık ki emperyalizm bize başta köklerimizi, değerlermizi unutturmaya çalışıyor. Bulgar Partizanların, İspanya’da çarpışan uluslararası birlikçilerin, Mussolini’nin cezasını kesen nice kahramanın torunları o gençler. Bu gerçek bizim için de geçerli. Avrupa’da kuşaklar yetiştiren Türkiyeliler için de… Bizim de kahramanlarımız var, biz de emperyalist tekeller tarafından sömürülen, el kapılarında kölece çalıştırılan ve ırkçı saldırılara, ırkçı uygulamalara uğrayan insanlarız. Emperyalistler aklımızı çalmakta ustadır. Tüm düzenleri bunun için işlemektedir. Hem de tıkır tıkır. Bize de unuttururlar geçmişimizi, bize de unuttururlar destanlar yazan, adına türküler yakılan kahramanlarımızı. Zihnimizde, dünyamızda boşluk bırakırsak eğer… Misak Manuşyan ve yoldaşları faşizme karşı onurlu bir mücadele sergilediler, bugünün gençleri özgürce yaşasın diye. Faşistlerin kurşunları onu bu dünyadan fiziken almış olabilir ama onu hatırlayanlar oldukça gençlerin aklını çalan emperyalizmin karşısında güçlü bir silahımız olacak.

Ne şan ne gözyaşı istediniz
Can çekişenlerden, ne org ne de dua
On bir yıl, hemen geçer on bir yıl
Sadece silahlarınız vardı
Ölüm boyamaz gözlerini Partizanların

Şehirlerimizin duvarlarında yüzleriniz vardı
Karanlıklardı, sakalınızdan, tehditkar kaba gecelerden
İsimlerinizin telaffuz zorluğundan
Afiş bir kan lekesini andırıyordu
Geçenler korkutulmak isteniyordu

Herkes sizi Fransız görmemeyi tercih ediyordu
Gözleri olmadan gidiyordu insanlar sizin için gün boyu
Sokağa çıkma yasağında dolaşan parmaklar

“ÖLDÜLER VATAN İÇİN” yazmışlardı fotoğraflarınızın altına
Farklıydı bundan kasvetli sabahlar
Her şeyde tek rengi vardı kırağının
Şubat sonunda son zamanlarınızda
O zaman sizden biri sakin dedi ki

Sağ kalacaklara, herkese mutluluklar
İçimde nefret olmadan ölüyorum Alman halkı için
Elveda acılar elveda zevk ve güller
Elveda hayat elveda ışık ve rüzgâr

Evlen bahtiyar ol ve beni düşün sık sık
Sen ki güzellikler içinde kalacaksın
Her şey sonunda Erivan’da bittiğinde
Heybetli bir kış güneşi tepeyi aydınlatıyor

Ne kadar güzel tabiat, yüreğim çatlıyor
Muzaffer adımlarımız üstüne gelecek adalet
Ah, Meline’m, sevdalım, yetimim
Yaşamanı ve bir çocuğun olmasını istiyorum

Tüfekler patladığında yirmi üç kişiydi
Vakitlerinden önce gitti kalp veren yirmi üç
Yabancı ancak kardeşimiz yirmi üç
Hayata ölecek kadar tutkun yirmi üç
Düşerken Fransa’yı haykıran yirmi üç

(Missak Manouchian)

NO COMMENTS

Leave a Reply