kırmızı ayakkabılar | Uşak Hapishanesi Özgür Tutsakları

kırmızı ayakkabılar | Uşak Hapishanesi Özgür Tutsakları

1015

Yolun tam ortasındayım. Polisin attığı gazdan göz gözü görmüyor. Fularımı iyice ağzıma çekiyorum. Yanımdan koşarak geçen grubun arasına hızlıca giriyorum. Sloganlara karışıyor sesim. Çocuğunun elini sıkı sıkı tutmuş bir kadın önümüzden rüzgar gibi geçiyor. Annesinin eline yapışmış küçük kızla bir an göz göze geliyoruz ve o kısacık onda bana gülümsediğini fark ediyorum.. Sonra ayaklarındaki kırmızı ayakkabılara takılıyor gözlerim. O karmaşa içinde nasıl oluyor bilmiyorum, hafızamın derinliklerinden bir anı gelip buluyor beni.

Daha 7 yaşındayım. Ellerim babamın koca, nasırlı ellerinin içinde yürüyoruz. Babam kocaman adımlarken yolları, ben ona ayak uydurmak için adeta koşuyorum. Kan ter içinde kalmışım ama bunu hiç umursamıyorum. Çünkü ilk defa bayram için bana ayakkabı alınacak. O televizyonda gördüğüm kırmızı ayakkabılardan. Parlak, kurdeleli….

Çarşıya yaklaştıkça heyecanım artıyor. Yol boyunca sokaklar, dükkanlar, insanlar geçiyoruz. Bayram öncesi tüm dükkanlar pırıl pırıl. Sonunda ayakkabıcıların bulunduğu sokağa giriyoruz. Sevinçle babamın elini sıkıyorum, dönüp bana bakıyor ve gülümsüyor.

Ayakkabı dükkanlarını bir bir geçiyoruz. Ama hiç birini önünde durmuyoruz. Ben tam “İşte bu dükkana gireceğiz” derken, olmuyor, o dükkanı da geçiyoruz. Geçtiğimiz her dükkana umutsuzca dönüp bakıyorum, kırmızı, parlak ayakkabılar da bana bakıyor sanki.

İçime bir sızı gelip oturuyor. “Yoksa”, diyorum “babam ayakkabı almaktan vaz mı geçti?” Bu düşüncelerle etrafıma bakarken, daracık bir sokağa giriyoruz. Burası karanlık, kötü kokan bir yer. Buradaki dükkanlar renksiz, bakımsız. Sanki farklı bir dünyadayız. Dükkanların önündeki tezgahlara dizilmiş pantolonlar, kabanlar, ayakkabılar, çeşitli ev aletleri…ne arasan var. Karmakarışık bir yer. Etrafıma bakarken, kocaman bir tabelada ‘’bit pazarı ‘’ yazısını okuyorum. Bit pazarı ne demek, çocuk aklımla bir anlam veremiyorum.

Babamın adımları yavaşlıyor. Bir ayakkabı tezgahının önünde duruyoruz. Tezgah, ikinci el olduğu anlaşılan ayakkabılarla dolu. Kiminin rengi solmuş, bağcıkları yok kimininse ufak yırtıkları var. Babam bana dönüyor, şefkatle: ‘’İstediğini seç, alalım’’ diyor.

O an donakalıyorum. “Bu ayakkabılar hem çok eski hem de arasında hiç kırmızı olanı yok ki!” diye düşünüyorum. Elimi babamın elinden hırsla çekiyorum. Gözyaşlarım ha aktı ha akacak. O kadar insanın içinde de ağlamayı yediremiyorum kendime. Babam bana bakıyor, benden bir cevap bekliyor.

Nasıl etmeli de anlatmalı bu ayakkabılar dan hiç birini istemediğimi. Babam bana ayakkabı alabilmenin sevinci içinde biliyorum, onu kırmak da istemiyorum. Çaresiz tezgaha bakıyorum. Rastgele bir tanesini gösteriyorum. Rengi solmuş, siyah bir spor ayakkabısı bu. Deniyorum ayağıma büyük geliyor. Babam: “olsun, sene ye de giyer” diyor. Satıcı parası ödenen “yeni” ayakkabılarımı bir poşete koyup, elime tutuşturuyor. Gülümseyerek “Hayrını gör abla” demeyi de ihmal etmiyor.

Bir elimde ayakkabı, diğerinde babamın eli tekrar yola koyuluyoruz. Bit pazarından çıkar çıkmaz yine pırıltılı bir dünya başlıyor. Kırmızı ayakkabı satan dükkanların önünden geçerken elimdeki poşeti saklıyorum. Bu sefer gözyaşlarımı tutamıyorum. Ağlaya ağlaya yürüyorum.

Babama göstermemeye çalışıyorum. Ona ne kadar kızsam da üzülmesini istemiyorum. Gözümdeki yaşları kolumla siliyorum…

Büyüyünce anladım ki, kızmam gereken babam gibi akşama kadar ter döken yine de kıt-kanaat geçinenler değil; reklamlarla hayallerimize sokulan, o yaldızlı, kırmızı ayakkabıları asla alamayacağımızı bile bile yine de o nu istememizi sağlayan sistemdir.

Kızmam gerekenler, neyi hayal edip etmeyeceğimize ve ne kadarını gerçekleştiremeyeceğimize bile karar verenler, emperyalist efendilerdir!..

Belki kırmızı ayakkabılarım olamadı ama o yoksunluk, adaletsizlik, eşitsizlik beni kıpkırmızı bir bayrak önderliğinde yürümeye sevk etti.

Şimdi kızıl fularımı çekip yüzüme, tüm öfkemle elimdeki taşı atıyorum. Bu taş, tüm küçük çocukların hayallerinin katili emperyalizme!

NO COMMENTS

Leave a Reply