karişelum dumana yitti sansunler bizi* | paluri arzu kal demirçi

karişelum dumana yitti sansunler bizi* | paluri arzu kal demirçi

781

Karişelum Dumana Yitti Sansunler Bizi*

Yaylalarda sis olur, duman olur, inek olur, koyun – keçi olur, yağmur – çise olur, kara lastikli çipil gözlü uşaklar olur, elinde değneği ile neneler olur, yayla çileği olur, yayık yayılır tereyağı – peynir olur, kuzinenin üstünde lahana gözünde mısır ekmeği olur, tavada bol tereyağlı
muhlama olur, eller ellere kavuşur horon olur ama ille de sevdaluklar olur. Yaylacılık yüzyıllardan kalma bir gelenektir Karadeniz’de. Mayıs 7’sinde yani 20 mayısta, yani ilk sürüm çayı topladıktan sonra inekleri de önlerine katıp denize girerler önce. Bu, gelecek seneyi de sağlıkla geçirmek için yapılan bir ritueldir ve evin ineği de bu haktan elbette faydalanacaktır. Sonra vurulur dağ yoluna. Şimdilerde araçlarla belli yaylalara ulaşılabiliyorsa da önceleri hepsine yürüme gidilirmiş. Şimdilerde bile araçların ulaşamadığı daha bakir yaylaların bulunması mutluluk verici. Çünkü gittiği yeri bozmadan edemiyor insanoğlu. Ne kadar zor ulaşılırsa o kadar bakir, temiz ve güzel. Hani bakmaya kıyamazsınız ya o derece. Sabah bir güneş dolar evin küçücük penceresinden, sonra bir sis iner göz gözü görmez, bazen olduğun yerde beklersin kayanın birinden yuvarlanmamak için, yağmur hatta kar bile yağabilir aynı gün. Hele o sis yok mu, deniz sanki, koşup koşup da atlayasınız gelir içine. Bulutların üzerinde olmak denir ya, mutluluk ifadesi için, bulutların üzeridir. Çiçeklerin renklerini anlatmaya renk kartelaları yetmez. Sanki ilmek ilmek dokunmuş bir halıdır önünüzde uzanan. “Ot yesam yaylalarda, bana ne lazım börek” diyecek kadar halinden de memnundur. Ne yol ister ne de fazladan rahatlık.

Yayla Turizmi Yeni Rant Kapısı

11700817_895202150541429_6232810631668397837_nÖnceleri herkes deniz, kum, güneş derdindeyken birdenbire popüler oldu yayla turizmi. Hani keşke olmasaydı diyesi geliyor insanın. İnsanoğlu doyumsuz, elde ettiğinden çabuk bıkıyor ve yeni heveslere yelken açıyor. Hele bir de bir arkadaşı gitmiş ve bunu paylaşmışsa birden cazip hale geliyor. Yayla turizminde kimse gül bahçesi vadetmiyor, beş yıldızlı otel konforu ya da asfalt yolda kapıdan kapıya arabalarla ulaşım da. Yayla turizminde sırılsıklam ıslanmaya, saatlerce yol yürüyüp, tırmanmaya, ot yatakta yatmaya, yer sofrasinda ayni tavaya ekmek banmaya hazır olmalısınız. Ama diyoruz ya ulaştığı yeri bozmadan duramıyor insanoğlu. Her yere otobüslerle insan taşınabilsin, ulaşım olsun ki yeni inşaatlar yapılsın, büyük oteller, tesisler. Sonrası ise alın size bir talan, rant kapısı. Her şeyi paraya dönüştürmek lazım tabii. Endemik bitkilerin, hayvanların yok olacak olması, iklim değişikliklerine varacak boyutta etkiler, kaybolan anılar, yaşanmışlıklar kimin umurunda olur? Önce yolu yapacak olan şirketin cebi şişirilecek sonrası da zincirleme rant kapıları.

Devlet Kimmiş Halkım Ben

Bugün Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Samistal yaylasında iş makinelerine kafa tutan Havva hala böyle diyordu işte: “Ben halkım, ben varsam devlet var”. Cesur kadınlar, umudu bu coğrafyanın. Şimdilerde direniş çadırları kuruldu bile. Nöbet başladı. Ne olursa olsun geçmişinden ve geleceğinden vazgeçmeyecek halk ve halk için var olduğunu iddia eden devlet ise halka rağmen gerçek varolma sebebini devam ettirme derdinde. Bir halkın geçmişini, geleceğini, kültürünü, umutlarını yok etmeye kalkıyorlar. Buna değebilecek bir karşılık ise olamaz. Bugün o yüzden o neneler o taşları sırtlayıp götürebilir de sen dozerini ilerletemezsin. Onlar o kayalıklardan sırtında o taşlar gibi yüklerle dans eder gibi iner de bir yol istemez. Bilir ki o yükler kolay iner de kaybolan yerine kolay gelmez. O yüzden “Önce beni ha buraya göm” diyecek kadar cesurdur dirayetlidir. Bunu çok iyi bilir ve korkar muktedir. Bundandır anası, nenesi yaşındaki kadınları jandarmaya yerlerde sürükletir. Aslında korkunun büyüklüğündendir hepsi de. O yüzden Havva Hala “Devlet kimdir? Ben varsam devlet var, ben halkım” der. Bu bilinç oldukça da dozerler bile dize getirilir.

Adına Yeşil Deyince Yol Yeşil Olmuyor

Çok olmadı, yaklaşık on yıl öncesi Karadeniz sahil yolu icin yaptığımız eylemlerde anlatmaya çalıştık: Denizle aramıza duvar örmeyin, denizlerdeki balık yuvalarını bozmayın, ayni sahilin oluşması yüzyıllar alacak, alternatif güney geçiş projesi de hazır. Ama yok dinletemedik. Ordu dışında boydan boya bir sahil katledildi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir katliamın örneği yok. Daha pahalı olur denerek reddedilen güney geçiş projesinin bile üç katına vardı bütçesi. Çünkü Karadeniz ile oyun olmaz, sen yaparsın o alır yolu, zaptedemezsin. Hırçındır, asidir. Ne olmuştu hatırlayalım: Büyük şehirlerden tepkiler yükseltilmiş, kamuoyu oluşturulmuştu ama yöre halkını içine alamamıştı bu eylemler yeterince. Onlara yol lazımdı, yol inşaatında açılacak istihdam ve bizler uzaktan maval okuyorduk onlara göre. Bir adım sonrasıydı bizim derdimiz onlarsa günün derdindeydi. Ama bilmiyorlardı ki kaşıkla verdiğini kepçeyle alacaktı. Bu öyle bir şeydi. Sen Karadeniz sahil yoluna karşı çıkamazsan bir gün olur yeşil yolu bulursun karşında. Aynen de öyle oldu işte. Ve insanoğlu yıkmaya yok etmeye doymadı. Dünya üzerindeki sayılı endemik bitki ve hayvan çeşitliliğine sahip bir coğrafya burası. Fırtına Vadisi ve Kaçkar Dağları’nda 30 memeli, 136 kuş ve 116 endemik, yani dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmeyen bitki türü bulunmakta. Doğa tahribatlarıyla, HES projeleriyle zaten tehdit altında. Günbegün azalmakta. Şimdi ise sekiz ili kapsayan 2600 km’lik bir yol gündemde yaylaları birbirine bağlayacak. Adı yeşil yol ama adına yeşil deyince yol yeşil olmuyor. Yaylada çocuklar inek bekler, neneler çorap örer, analar tereyağı- peynir eder, gençler türkü atar, horon eder, sevdaluk eder. Bir de çok darlatursen başunge bela eder…

(Yazı hazırlandığı sırada Yeşil Yol Projesinin Avusor ve Haczene bölümüne dair Fırtınaİnsiyatifi tarafından Rize İdare Mahkemesinde açılan davada mahkeme idareninsavunmasını almaya gerek görmeden yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.)

* Anonim Hemşin halk türküsü

NO COMMENTS

Leave a Reply