iki savunma kitabı: DEVRİMCİ SOL AVUKAT SAVUNMASI- 18 OCAK DEVRİMCİ...

iki savunma kitabı: DEVRİMCİ SOL AVUKAT SAVUNMASI- 18 OCAK DEVRİMCİ AVUKAT SAVUNMASI |av. ebru timtik

2683

Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner der Konfiçyus. Dünyadaki bütün dinler bütün öğretiler adaleti bir değer olarak görmüşler ve ulaşılması gerekli, aranan, özlenen bir ideal olarak tekrarlamışlardır.

Adalet İstiyoruz” diye yükselen sloganlara meraklı bir izleyici “kim adalet istemez ki” diye cevap veriyordu. Evet herkes adaleti ister ama asıl olan adalete ulaşmak, adeleti hakim kılmak için ne yaptığındır.Adalet için genç ömrünü verenlerdir ona değerini katan, yoksa sızlanıp durarak değer yaratılamaz

Biz kendi kendimize böyle düşünedururduk. Konuşurduk mahkemelerde, duruşma salonlarında. Konuşurduk meydanlarda radyo, televizyon programlarında.

Adalet için hapis yatanı da can vereni de duyduk, dinledik, tanıdık.

Kendimiz de tutsak kaldık kısa da olsa. İşte o günlerde kendimiz yargılanırken yalnızca kendimiz için adalet istemenin beyhudeliğini gördük. Adaleti halk için istemeliydik. Halk için adalet olursa biz zaten özgür olurduk.

Tahliye olduktan sonra kolları sıvayıp başladık yazdıklarımızı derleyip toplamaya.

İki kitap var şimdi halkımıza okumaları için sunduğumuz. Biri Devrimci Sol davasının avukat savunmasıdır.

Diğeri 18 Ocak’ta devrimci avukatlara yapılan baskın davasının sanık savunmasıdır.

Bu iki kitap art arda yayınlandı. Bu birliktelik bize iki şeyi gösteriyor; 23 yıl önce farklı avukatların müvekkilleri için yaptıkları savunmanın ekseni milim şaşmadan 24-26 Aralık’ta Silivri Mahkemesi’nde tekrarlanmıştır. Bu sözleri yıllar sonra farklı avukatlar başka bir sandalyeden, sanık sandalyesinden seslendirmişlerdir.

Aradan geçen yıllarda ülkede asla dair neredeyse hiçbir şey değişmemiştir. Değişen yalnızca teferruattır.

Belki hamaset gibi gelecek size ama gerçek şu ki; kendimiz adına asaleten, yoksullar ve ezilenler adına vekaleten yaptığımız iş teknik olarak bir savunma idi. Ama aslında gerekçelerimizi sunuyorduk. Mahkemeye değil tarihe ve halka konuşuyorduk; Biz neden devrimci avukatlık yapıyoruz ve neden bizi hapse attılar? Genç avukatlara neden devrimci avukatlık yapmaları gerektiğini anlattık.

Kendi hukuklarını ayaklar altına alarak tutukladıkları hukukçular ilk biz değildik, elbette son da olmayacaktık. Bizden sonra bizi hapishanelere gönderen polisler, savcılar, hakimler, gazeteciler bir bir nasibini aldılar kendilerinin de bir parçası oldukları bu sistemden. Ama onlar hiçbir zaman bizim gibi açıkça yaptıklarını savunamadılar, savunamayacaklar da. Bu kadar açık bir şekilde savunma yapmak için önce mücadelesine inanmak gerekir. Ve bu mücadelenin bedellerini göze almak gerekir. Biz mesleğimizi içinde var eden sistemin reddiyle başlıyorduk savunmamıza. Oysa onlar önce kendilerini var eden sistemi kutsamadan, içlerinden bir kişiyi bile eleştiremiyorlardı.

Halkımız “kısa çöp uzun çöpten hakkını alır” diyor. Ama bu kendiliğinden olmayacak. İşte bu kitaplar adalet mücadelesinin küçük parçalarını anlatmaktadır.

Adalet mücadelesinin büyük parçalarını tarihin muazzam hafızasında, toprağın altında boylu boyunca uzanan genç bedenlerin mezar taşlarında arayın. Çünkü sözlerimizin bir etkisi var ise bu etki onların etkisidir, sözlerimizin bir hikmeti var ise bu hikmet onların hikmetidir.

NO COMMENTS

Leave a Reply