halktan yana sanatın gücü | sinan gümüş

halktan yana sanatın gücü | sinan gümüş

Tarih, sanatın ve sanatçının gücüne sayısız kez tanıklık etmiştir. Sanatçı, bir aydın olarak görevini yerine getirdiğinde hem halkın mücadelelerini güçlendirmiş, iktidarları rahatsız etmiş, hatta devrimlerde çok önemli roller oynamıştır; hem de ölümsüzleşmiştir. Sadece kendi halkı tarafından değil, tüm dünya halkları tarafından sahiplenilmiş; nesliden nesile, dilden dile aktarılmıştır.

Bazen müzisyen, bazen ressam, bazen şair, bazen tiyatrocu, bazen sinemacı… Fark etmez… Sanatını halktan yana kullandığında sonuç hep aynı olmuştur. Pablo Neruda, Viktor Jara, Picasso, Brehct, Nazım Hikmet, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Ahmed Arif, Abidin Dino, Ruhi Su, Yılmaz Güney… Bu listeye yüzlercesini daha ekleyebiliriz.

Sanatın gücü karşısında faşizmin yasaları hükmünü hep yitirmiştir. Faşizm, doğası gereği baskı yapmayı, yasaklamayı, sansürlemeyi, tutuklamayı, katletmeyi, yakıp yıkmayı bilir. Başka da bildiği bir yöntem yoktur faşizmin. Bu yöntemleri ile aydınları, sanatçıları tutuklamıştır, sürgüne yollamıştır hatta işkencelerle katletmiştir. Eserlerini yakmıştır, yıkmıştır, toplatmıştır.

Bununla beraber faşizmin bu yasaları sanat karşısında hep hezimet yaşamıştır. Sanatçıyı öldürmüştür ama isminin ölümsüzleşmesini önleyememiştir. Tutuklamıştır, hapse atmıştır ama isminin dalga dalga yayılıp büyümesini önleyememiştir. Eserleri yakmıştır toplatmıştır ama ezberlenmesini, dilden dile aktarılmasını, insanlara güç, umut taşımasını önleyememiştir. Tersine; faşizmin bu düşmanca saldırıları sanatı ve sanatçıyı daha da büyütmüş, daha fazla sahiplenilmesini sağlamış, faşist baskı yasaları adeta kendisini vuran bir silaha dönüşmüştür.

Halktan yana sanat, faşizm karşısında elde edilen bu galibiyetin haklı gururunu yaşamaktadır. Bu zaferini, halka bağlılığına ve halka güvenmesine borçludur. Bu bağlılık ve güven, sanatçıya uzlaşmazlık, başeğmezlik gibi bir özellik verir çünkü.

Faşizm tüm halkı bazen öyle büyük bir korku girdabına alır ki, her yanı karanlıklar kaplar. Hiçbir gerçek bilginin halka ulaşmamasını ister. Tüm gerçekleri ezer. Yalanlarla bezeli bir dünya kurar. Bununla iktidarının mutlak olduğu, asla devrilemez olduğu algısını yaratmak ister.

Halkı bu ablukadan kurtaracak olanlar, öncelikle gerçekleri gören, bilenlerdir. İşte yukarıda saydığımız aydın ve sanatçılar bunu başaranlarımızdır.

Bugün beyinlerimize kazınan tüm ustalarımızın hep aynı şeyi yaptığını görürüz. Ne yaşarlarsa yaşasınlar, başlarına ne gelirse gelsin, doğru bildiklerini söylemekten çekinmemişlerdir. Halkın saflarını asla terketmemişlerdir. Korku duvarları arasına hapsolmamışlardır. Korkuyu yenmişlerdir.

Bugün ustalarımızdan öğreneceğimiz en önemli ders budur. Halkı tanımak, halka güvenmek ve onlardan aldığımız güçle uzlaşmaz olmak. Korkuya teslim olmamak.

Faşizm geçmişte olduğu gibi günümüzde de hüküm sürüyor. Yöntemleri yine aynı yöntemler. Baskı, terör, yasak, yalanlar, korku, gözdağı…

Geçmişte olduğu gibi bugün de aynı kararlılığı korumak zorundayız faşizm karşısında.

Bu anlamda atılan güzel adımlarımız var. Bunlardan birisi de Sanat Meclisi.

Sanatın hangi dalında üretiyor olursa olsun, tüm sanatçıları ortak çatı altında toplayan, hem kendi mesleki sorunlarına hem ülkedeki demokratik mücadeleye yoğunlaşan bir örgütlenme olarak faaliyet yürütüyor. Biz de Grup Yorum olarak Sanat Meclisi içinde aktif çalışıyoruz.

Sanat Meclisi’nin birçok konuda aydın ve sanatçı tavrına uygun eylem ve faaliyetleri oldu. Bunlardan bir tanesi yarattığı etki ve tartışma itibarıyla diğerlerinden farklı bir noktada duruyor.

AKP’nin polisi tarafından gaz fişeğiyle başından vurulan ve geçen iki yıla rağmen katili hala açıklanmayan Berkin Elvan ile ilgili bir video klip hazırladı sanatçılar. Onlarca sanatçı bu video klipte “Ben Berkin Elvan, Katilim Nerede?” diye sordu. Video klip aynı zamanda Berkin’in ha

yatını kaybettiği 11 Mart’ta Berkin için hayatı durdurma çağrısı da yapıyordu. Ve katillerin iktidar tarafından açıkça korunup kollandığını göstermesi için, Tayyip Erdoğan’ın “Emri kim verdi diyorlar, ben verdim ben” sözleri de kendi ağzından yayınlanıyordu.

AKP’nin yalan perdesini yırtan önemli araçlardan biri oldu bu video. Çünkü AKP’nin yarattığı adaletsizliğe karşı etkili bir sesti. Sanatçılar bu adaletsizlik karşısında açıkça halktan yana cephe alıyor ve bir çağrıda bulunuyordu.

İşte bu nedenlerle, bu video AKP faşizmini o kadar rahatsız etti ki, tüm kurumlarıyla toplu bir saldırıya geçti. İktidar yanlısı basın videodaki aydın ve sanatçıları tek tek hedef tahtasına oturtup hedef gösterdi. Halkı bu sanatçılara karşı kışkırttı. Kimi belediye başkanları aynı saldırgan üslupla yazıp çizdiler, suç duyurularında bulundular. Savcılık tarafından, söz konusu sanatçılar hakkında jet hızıyla soruşturma açıldı. Tamamının ikamegahlarına polisler giderek tebligat yaptılar. Kimileri çalıştıkları dizilerden atıldı. Kimleri hakkında şehir tiyatroları ile ilişkisini kesilmek için işlem başlatıldı. Konser sözleşmeleri iptal edildi. İşyerlerine polisler baskınlar düzenledi, maliye kıskacına alındılar. Yani tam bir terör estirildi.

Yasaya göre ortada hiçbir suç yok. Herşey “ifade özgürlüğü” kapsamında. Ama yasa kimin umurunda? Eğer bu iktidara karşı geldiysen, yasal ya da yasa dışı, bunun bedelini ödeteceğiz dedi iktidar. İbreti alemlik olmalıydı hepsinin durumu. Bir korku dalgasını sanatçılar üzerinde de yaratarak diğerlerine de ayağınızı denk alın diyeceklerdi.

İktidarın bu hamlesi, halkı soluksuz, sessiz bırakmaya yöneliktir. Ve bu nedenle şimdilik tutuklamıyor ama öyle bir terör estiriyor ki herkesin ödü kopsun istiyor. ‘Hiçbir şey olmazsa işsiz kalırsınız, aç kalırsınız’ diyor sanatçılara. Bununla korkutmak istiyor.

Bu durum karşısında aydın ve sanatçının tavrı ne olmalı? Susup beklemeli miyiz? Utangaçça savunmada mı olmalıyız? “Dozu mu düşürmeliyiz?”…

Bizce hiçbirisi değil.

Savcı, sorguladığı kişilere soruyor: Seni kim aradı? Kararı kim verdi? Sen çağrı yapılacağını da biliyor muydun?

Sanki ortada bir suç varmış gibi davranıyor. Sanki bir sanat örgütü olarak ortak kararlar alamazmış, kararlar gizli saklı yerlerde alınıyormuş gibi bi izlenim yaratmaya çalışıyor. Her bir sanatçıya diyor ki sen kendini kurtar. Benim haberim yoktu de, beni falanca kişi aradı de, kurtul… Açıkça itirafçılığı, onursuzluğu dayatıyor sanatçılara.

Öncelikle savcı karşısında videomuzu hep birlikte sahiplenmemiz gerekiyor. Kararı da biz verdik, çekimi de kendimiz yaptık ne var bunda? Bunun nesi suç? Eğer suç değilse nasıl sorarsın kim aradı diye? Suç olan birşey varsa o da kim olduğu bilinen katilin hala saklanıyor olmasıdır. Bunu sorgulamalıdır savcılar…

Savcı karşısında tüm açıklığımızla, haklılığımızla savunmalıyız yaptıklarımızı.

Ardından bu süreçte saldırgan bir üslup kullanan herkesle her kişi ve kurumla hesaplaşabilmeliyiz. Birbirimizi yalnız bırakmadan. Birbirimize sahip çıkarak, destekleyerek.

Yalan yanlış haberler yaparak halkı kışkırtanlardan davacı olmalı, onları teşhir etmeli, onlara karşı boykotlar örgütlemeliyiz.

Dizilerden çıkarmalar, sözleşme iptalleri yasadışıdır. Hukuksuzdur. Onlara karşı yine aynı şekilde mücadele etmeliyiz.

Onlar bize ne söylüyorsa, tüm yalanlarını yüzlerine çarpmalıyız.

Bunu yapmamak demek, korkunun gelip bizi teslim alması demektir. Önce bizi, sonra diğer sanatçıları, sonra tüm halkı… Bir daha video çekemez, söz söyleyemez hale gelmemiz demektir.

Bunu yapmak hem kendimize, hem halktan yana sanat tarihine ihanet olur. Ustalarımız nasıl bedeller ödeme pahasına inandıkları doğrulardan bir milim bile geri durmadılarsa, onlardan bayrağı almış olan bizler de aynı şekilde yapmak zorundayız…

Aksi halde yarın süreç değişir, AKP’nin tüm suçları bir bir ortaya dökülür ve hesap sorulur, biz bu kara dönemde yaptıklarımızı onurla anlatmak yerine, korkuya teslim olduğumuz, paniklediğimiz gerçeğini utanarak gizlemeye çalışır dururuz.

Hiçbir sanatçı dostumuzun bunu kendine yakıştırmayacağından eminiz. İşte bu nedenle faşizm ne yaparsa yapsın, hangi yöntemi uygularsa uygulasın doğru bildiğini söyleyen, halkı aydınlatan, halk için üreten aydın ve sanatçılar olmalıyız. Tıpkı ustalarımız gibi…

NO COMMENTS

Leave a Reply