Halkın sanatçısı ve burjuva sanatçısı | Gürhan Torun

Halkın sanatçısı ve burjuva sanatçısı | Gürhan Torun

1453

Hayat her sanatçıya bir görev biçer; kimi beste yazar, müzik yapar. Kimi yazı yazar, öykü olur, roman olur, ga- zete, dergi, bildiri olur bilinç taşır. Kimi oyuncudur oynar. Kimi ressam, heykeltıraştır bir şeyler anlatır. Bunun yanında halkın da bir görevi vardır se- çer. Ya var eder ya da yok eder. Dinler, izler, bakar, görür, okur… Ona göre de yorumlar.

Halk için, sanatçının kim olduğu, ne- rede olduğu önemlidir. Halkın uza- ğında mı yakınında mı? Halkın acısı- na, mutluluğuna ortak olabiliyor mu? Halkın dili, sesine ses olabiliyor mu? Bu sorular bir sanatçı için olmazsa ol- mazdır ve cevaplamakla yükümlüdür. Halk, bir sanatçı için bunları sorumlu- luk bilir ve ona göre değerlendirir.

Diğeri ‘’sanatçı’’ diye tabir edilen, dü- zenin soytarısı, efendilerinin sanatçılı- ğını yapan burjuva sanatçılarıdır. Halk bunları elinin tersiyle iter. Halktan ko- puk hiçbir sanatçı bizim sanatçımız değildir. Çünkü bu iki sınıf arasında farklar vardır.

Halkın sanatçısı, halk için umudun nişanı’dır. Yaptığı her işte halka umut taşır. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin halka gider. Acılarını, mutluluğunu paylaşır. Yeri geldiğinde sanatından çok halkın içinde olur.

Burjuva sanatçısı; efendisinin sözün- den dışarı çıkamaz, yuları bağlıdır. Halka tepeden bakar, sırça köşklerin- den çıkmayan asalak sürüsüdür, halkı anlayamaz. Tek bildikleri, daha çok kazanmak için üretmek.

Halkın sanatçısı; tarlada ırgat, yerin yedi kat dibinde madencidir, tersane- de işçi, torna tezgahında çıraktır. Fab- rika grevlerinde en öndedir, sanatçı olduğu gibi de savaşçıdır. Halka bilinç taşır yön verendir. Müzisyen besteler, madeni anlatır… Oyuncu, yönetmen fabrikayı oynar. Sinemaya, tiyatroya taşır… Ressam bir eylemi, ayaklan- mayı çizer… Heykeltıraş bir sembol yontar dilden dile dolaşır… Bilim in- sanı, halkın çıkarları için düşünür, üre- tir… Yazar, şair, öykülerini, romanları- nı, şiirlerini halkın içinde ne yaşadıysa aynı yalınlıkta döker sayfalara… Şef- faftır, içi neyse dışına da o yansır, ne düşünüyorsa dile getirir. İkiyüzlü, iş- güzar değildir. Harbi, has söylediğini savunandır kaçak oynamaz. Cesurdur, egemenlere karşı hep bir sözü vardır. Muhaliftir korkusuzca… Hiçbir halk düşmanına boyun eğmez, halktan al- dığı güçle yürür hedefe…

Burjuva sanatçısı; sinsidir, halkın yü- züne güler, arkasından kendi çıkarları için para babalarına yanaşır. Amma velakin, yalancının mumu yadsıya ka- dardır! Siner, bir şey zoruna, gücüne gitse diyemez, söylerse bilir başına neler geleceğini, kapı dışarı edileceği- ni. O yüzden onursuzdur, şan şöhret için, para için satmıştır kendini ege- menlere.

Halkın sanatçısı; arkadaştır, dosttur, abidir, abladır, kardeştir. Canın acısa, yüreğinde hissedendir. Sevdalansan seni dinleyen… Toplumsal reaksi- yona, eyleme sessiz kalamaz. Halka yapacağı açıklamalarda bilir etkin ol- duğunu, bir anda kitlelerin yoğunla- şacağını.

Burjuva sanatçısı; yaşanan tepkile- ri, isyanları, eylemleri, ayaklanmaları sekteye uğratmak için her yolu dener. TV kanallarına çıkar konuşur, sosyal medyada halkı susturacak, pasifize edecek açıklamalarda bulunur. Çün- kü onlar efendileri tarafından kuru- lu saat gibidir, zamanları geldiğinde kapitalizmin çarklarını engelleyecek bir şey oldu mu, kukuman kuşu gibi çıkarlar yuvalarından ve ötmeye baş- larlar: ‘’Barışçıl protestolar yapın, taş atmayın gül verin, yasal olmayan yer- lerde eylem yapmayın…’’ ne gelirse önlerine onu okurlar. Ne yapsalar da çokta etkili olamazlar esasında. Çün- kü onlar bir avuçtur. Apolitik, yozlaş- mış, karşı devrimciler dışında kimseye yön veremez.

Halkın sanatçısı; halkın haklı, onurlu davasına omuz verir. Çünkü, yoksul- lar, ezilenler bu ülkenin dört bir ya- nında vardır, milyonlardır. Sanat bu denli güçlüdür, halka yön verir. Bu yüzden sanatçı evvela kendi içinde örgütlüdür, halkın çıkarları için düşü- nür, gerektiğinde bedel ödemekten kaçınmaz. Ne düşünüyorsa hayatında pratikleştirir ve öyle yaşar…

Burjuva sanatçısı; ahlakı yoktur. Di- bine kadar pas tutmuş bu sistemin, çürümesi kaçınılmazdır. Halka saldır- maktan, değerlerimize, kültürümüze saldırmaktan hiçbir zaman geri dur- maz, sistemin uşakları ve onları tas- tikleyen, arka çıkan, destekleyen bur- juva sanatçıları. Ahlak demişken size kısa bir hikayeden bahsedeceğim:

 

‘’Halkın başına bela olmuş azılı bir ka- til, durmak yok yola devam diyerek padişah olmaya özenir. Gel zaman git zaman, bu zat gittiği her yerde bizzat emrini verdiği ve katili olduğu, halkın küçük generali Berkin’i kötüler. Daha da ileri gider ailesine laf eder, yiğit bir evlat doğurmuş anasını meydanlarda yuhalatır… Öylesine arsız ve yozdur, ahlaktan zerre nem almamıştır. Sal- dırganlığı da boşuna değildir elbette, korkusundandır. Nereye gitse iki eli yakasındadır Berkin’in… Günlerden bir gün; o çok korunaklı, bilmem kaç odalı sarayında, kasvetli bir gecede uykuya dalar katil. Berkin kabusudur; beynindeki zırhı görür. Kalkar, kara gözlerindeki öfkeyi görür. Yürür, elinde ki sapan hedef şaşmaz ürker! O çok korunaklı sarayında oturur, düşer aklına çıkmaz, yüzündeki kızıl fular. Korkusu dilindeki slogandır! Adalet çanları çalar, titrer, sarar korkular. Uy- kuları cehennemdir! Padişah kapana sıkışmıştır, ondandır akıttığı pis sal- yalar. Sabah olduğunda soğuk terler dökerek uyanır, tez çağırın der, dalka- vuklarımı.

Başlar anlatmaya rüyasını, tepesine üşüşen saray soytarılarına, o durak- sadıkça “padişahım çok yaşa” derler. Onlar efendilerini avutsun dursun. Ve sarayın soytarıları, padişahın korku- sunu azaltmak için ellerinden geleni yapmaya soyunurlar. Onlar padişahın şakşakçılğını yapadursun.

Diğer taraftan cevahir yürekler ise, ya- tıp, kalkıp Berkin derler, adalet derler. Durmadan, bıkmadan usanmadan, sabırla… İnançla, öfkeyle, umutla…

Şimdi söyleyin kim bu sarayların, sal- tanatların şakşakçıları, sanatçıları?

Yılmaz Güneyler kesiyor yollarını şim- di onların. “Kralın sofrasında soytarı olacağıma, halkın kavgasında eşkiya olurum’’ diyerek. Düşmanla hiçbir za- man uzlaşmayan, boyun eğmeyenler olarak.

Son sözü de vatanı için savaşarak ölen Jose Marti söylesin:

‘’Varsın hainleri gizlesinler, soğuk bir taş altında.

Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında

yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.’’

Tarih ilerlerken, bu tarihin içini doldu- ran insanlık; zorbaların alkışlayıcılarını tarihin çöp tenekesine yollarken, hal- kın sanatçılarını her daim anacaktır.

Benzer Yazılar

1136

1773

1276

2140

NO COMMENTS

Leave a Reply