halk türküleri ve öyküleri-5 Güleycan | özcan şenver

halk türküleri ve öyküleri-5 Güleycan | özcan şenver

2715

Güneş bile yasak (gülüm güley gülüm) Bu yol uzun, ırak
İçim sarı sıcak Varılacak mutlak
Duvarları deler Şu korkuyu çıkar at
Sevdanın k özü, güleycan… Gürül gürül hayat, güleycan…
Söz-Müzik: Grup Yorum
Dertlerim nice
Ne giz nebilmece
Bekliyor zalim
Tel örgüden gece, geleycan…

Eylül ‘le birlikte bütün devrimci, demokrat, yurtseverler başta olmak üzere halkın birçok kesimi hapishanelere doldurulmuştu. Bir kısmı da mültecilik, teslimiyet ve ihanetlerini meşrulaştırmak için teoriler üretiyordu. Böylesi bir süreçte direnişlerin odağı hapishaneler olmuştu. Düzenin oluşturmaya çalıştığı “Cezaevi” mantığına, yani “Cezadır çekilir, yatılıp çıkılır, burada direnilmez” mantığına karşı durulmalıydı. “İşkence kuruluları Marksist Leninistler’i, devrimcileri, yurtseverleri sindirmek, kendi iradesine baş eğdirmek , s ömürü düzenini n muhalifleri olmaktan çıkarmak için, gide- rek beyinlerini teslim alıp halkın davasına, devrim kavgasına, insanlığa, çevresine, hatta ailesine ihanet ettirmek; devrimci ilerici düşünceleri çamura bula mak ve bunu halka karşı kullanmak için çalışıyor ; böyle bir gelişmeyle birbirini tamamla- maya çalışıyordu. Yani siyasi şubelerde işkenceyle teslim alınamayan, sindirilip susturulamayanlar, daha uzun bir sürece yayılmış işkence, baskı ve yasakların hük- münü sürdürdüğü zindanlarda, daha bilimseli!) yöntemlerle uzanan işkencecilerin eline aynı amaç için teslim ediyordu.”
(Bir Direniş Odağı Metris-Sinan Kukul: syf.129 )Yinebirtutsağın;
“Dört duvar arasında işkence beklemek, bu işkencelerin ne zaman biteceğini bilememek ve üzerindeki yaralara kabuk bağlatacak zaman bulamadan yeni acılar eklemek …” diye anlattığı böylesi bir süreçte hiçbir şey kolay değildi. Zaten zor olan, devrimci olmaktı. Bunun için devrimcilerin olduğu bir yerde teslimiyet, yılgınlık olamazdı. Dev- rimcilerin hepsi hapisteyse, o zaman mücadele hapishanelerden sürecekti. Çünkü halkın gözleri devrimcilerin üzerindeydi. Devrimciler de susarsa faşizme gün doğacaktı.
Faşizm, devrimcileri sindirme politikası gereği hapishanelerde tek tip elbise uygulaması getirmişti. “Elbiseyi giyenler işkence görmeyecekti.” Ama tek tip elbiseyi giymek demek, inançlarından soyunmak demekti. Teslim, olmak ve kişiliksizleşmek demekti. Bütün bunlar için tutsaklar, tek tip elbise giymeyi kabul etmediler. Bunun karşılığında ise yeni bir işkence şekli başlamıştı. Tekme-tokat tutsakların üzerindeki giysiler parçala- narak çıkarılıyor ve bayılana kadar dayak atılıyordu. Üstelik soğuk kış günlerinde bile üzerlerinde bulunan tek bir donla duruyorlardı.
İşte böyle soğuk bir kış gününde tutsaklar, jandarma “nezaretinde” havalandırmanın bir yerinde toplandıkları sırada, tutsaklardan birisi havalandırmanın güneş gören yerine gidip oturur.
Jandarma bağırır: “Kalk lan oradan!”.
Tutsak sorar: “Niye?” Jandarma; “Yasak” der.
Tutsak, umursamaz bir tavırla oturmaya devam eder. Bunun üzerine jandarmalar tekme tokat sürükleyerek tutsağı diğerlerinin yanına getir- meye çalışırlar. Fakat şimdi bütün tut- saklar güneş gören yere gitmektedir. Jandarmalar, tekme tokat sürükleye- rek tutsakları eski yerlerine atar. Tutsaklar tekrar güneş gören yere geçerler. Bu durum, tutsaklar dayaktan bayılıp kıpırdayamayacak hale gelene kadar devam eder.
Devrimci tutsaklara güneş bile yasaktır ve o kısacık sürede güneşi görmek bile bedel ödemeyi gerektirir. İşte böylesi bir süreç yaşandıktan sonra tutsaklar, “Güleycan” şiirini yazar ve bestelerler.

1999_10_ocak_Sayfa_46

 

NO COMMENTS

Leave a Reply