Halk biliminin İçeriği Önemi İşlevi | Mehmet AYDIN-Zeynep ERAY

Halk biliminin İçeriği Önemi İşlevi | Mehmet AYDIN-Zeynep ERAY

1076

Dünya halkları, bugünkü yaşam ve bilgi düzeyine, insanlığın binlerce
yıllık yaşam ve bilgi birikimi sayesinde ulaşmıştır. Kişinin heıgün yaşadığı olaylar bilincini,
tavırlarını etkilemiş ve bu etkilenişler sonraki günde ya­ şantısını değiştirmiş, yani günlük maddi
yaşantısı onun bir sonraki güne daha deneyli ve farklı bir birikimle geçmesine neden olmuş, sosyal
bilin­ cinin belirlenmesinde birincil derecede rol oynamıştır. Yaşam koşulları­ nın sosyal
bilinci oluşturması sonucu tarih birçok toplumsal yapıya tanık olmuştur. Bu toplumsal yapıların
gerektirdiği üretim ilişkilerinde, farklı sı­ nıflar, üretim içinde farklı konumlarda olan sosyal
topluluklar, doğal ola­ rak farklı dünya görüşlerini savunmuşlar ve ayrı kültür yaşamları olmuş­
tur. Alt yapıdaki bu yaşam koşulları farkı, onların düşüncelerinin oluşma­ sına ve giderek bu
düşünce belirmesi maddi yaşam koşullarım değiştirme yolundaki çabalarına neden olur. Hangi çağda
olursa olsun bu karşılıklı ilişki ve çelişki yumağı, maddi ve manevi anlamda sınıf kavgalarının
teme­ lini oluşturmuştur. Kısaca alt yapıdaki ilişkiler ve olaylar, kişinin ve top­ lumun üst
yapıdaki değer yargılarının oluşmasını belirlemiştir. Yalnız göz­ den uzak tutulmaması gereken şey,
bu etkilenmenin tek yanlı olmadığıdır. Maddi yaşamın üretilmesinde kişinin ve toplumun sosyal
bilinci de etkile­ yici bir görev üstlenir. Maddi yaşam ve kültürel yaşam sürekli etkileşim içinde
bulunur. Sınıf kavgalarının yaşamın değişik alanlarına yansıması, biçimde farklı olmasına karşın
içerik olarak o denli farklılık taşımaz. Ya­ şamı bu farklı alanlarındaki sınıfsal çelişkilerin
ayrı ayrı incelenmesi mut­ laka çok daha geniş boyutlu yazıların hatta kitapların tam anlamıyla al-
tından kalkabileceği bir olaydır. Bu yazıda incelenmesi düşünülen halk bi­ limi konusunun yeterince
açılabilmesi için konunun özgül sınırlarının çi­ zilmesi zorunludur. Bu nedenle maddi yaşama salt
kültürel yaşama etki­ si anlamında yaklaşılacaktır.
Yaşamın, bilginin yeniden üretiminde, bu üretim uğraşısı içinde bulu­ nan kişi ya da yapı, daha
önce sözünü ettiğimiz insanlığın binlerce yıllık bilgi ve yaşam birikimim en küçük unsuruna varana
dek özümlemek zorundadır. Bu zorunluluk halkbilimi konusunda kendisini açıkça gösterir.
Eğer içinde yaşadığımız zaman diliminde var olan çelişkilere bilimsel, çağ­ daş bir yaklaşımla
çözüm getirmek zorundaysak, aynı zorunluluk halkbi­ limi konusunu aynı niteliklerle incelemede de
doğar. Çünkü geçmişin kül­ türel yaşamını ve dolaylı olarak alt yapıdaki oluşumları bize aktaran en
Önemli olgulardandır halkbilimi. Çünkü egemen sınıflar, tarih boyunca, kendi kültürlerini üreten
kesimin, emekçi halkların kültürüne egemen kı­ lıp, o dinamik kültür öğelerini yok etmeye ya da en
azından baskı altına almaya özen göstermişlerdir. Tarih, öldürülen ozanların, bilim adamlarının
yakılan kitapların, yıkılan mimari yapıların, yağmalanan uygarlıkların, soysuzlaştırılan kültürel
değerlerin utancını taşır. Tüm bunlara karşın geçmiş kaybolmamışsa, o deneyler ve bilgiler bize
ulaşmışsa bunun nede­ ni yaşayan ve yok edilemeyen halk kültürüdür, bu kültürü ve yaşamı içe­ ren,
inceleyen halbiliminin varlığıdır. Konunun önemi ve irdelenmesi gereği buradan kaynaklanmaktadır.
Bu kısa girişten sonra, halkbilimi kapsamına giren kavramlardan ön­ ce halk tanımını netleştirmek
gerekmektedir.

HALKBİLİMİ :

Halk; «Belirli bir kara parçası üzerinde yaşayan geniş insan yığınıdır» şeklinde tanımlara
rastlamak olası. Ancak çağdaş dünya görüşümüz bize insan tanımı konusunda bazı kıstaslar verir. Bu
kıstaslarda; kendisini ge- liştirebilen yetkinleşen, yaşam değerlerini yeniden üretebilen varlık
şek­ lindeki tanımı gerekli kılar. O halde halk: «İnsanlığın gelişimine ürettik­ leriyle katkıda
bulunan geniş insan yığınıdır». Yani biz gerçek anlamda halk tanımını yapmak istiyorsak,
üretmeyen kesimi ve onun ideolojisinin etkisi ile yaşam düzeyinin yükselmesine engel olan asalak
kesimi bu yığın dışında tutmak zorundayız. Ayrıca bu kıstasların içine zaman kavramını da
etkileyici bir unsur olarak almak gerekmektedir. Tarihin çeşitli zaman dilimlerinde üretime katılan
sınıflar değiştiği için bu olguyu o özgül tarih­ sel koşulları içinde incelemek zorunludur. Belirli
bir süre için, örneğin feo­ dal toplumda üreten kesimi oluşturmasına rağmen toplum yapısının değiş­
mesi ile egemen duruma geçen ve hiçbirşey üretmeyen burjuvazi gibi top­ lumsal sınıflar tarih
içinde farklı konumlarda olabiliyorlar. O halde halk:
«Yaşadığı zaman ve toplum içinde insanlığın gelisîmne ürettikleriyle sü­ rekli olarak katkıda
bulunan, geniş insan yığınıdır». Başka bir deyişle «çe­ şitli toplumsal süreçler içinde üretime
direkt katkıda bulunan ve varolan üretim sistemiyle çelişkisi olan sınıf ve katmanlara» halk
diyoruz. Bu sınıf ye katmanların üretim içindeki yerlerinin ve konumlarının sosyal bilinçlerine, dolayısıyla tavırlarına yansımasını inceleyen bilime de halkbilimi adını veriyoruz.
Halkbilimi tanımı, folklore olarak ilk kez İngiltere’de William John Thomas adlı bir toplum bilimci
tarafından kullanıldı. Bu sözcük 1878 yılın­ da Londra’da Folklore Society adlı dernek kurulunca
yeni bir bilim dalı­ nın adı olarak bütün dünyaya açıklandı. Bu tanım daha, sonraları İskandi­ nav,
Rus, Portekiz ve İspanyol bilginlerince kabul edildi. Fransa’da halk gelenekleri karşılığı olarak
bir süre daha Traditicn Popularie, İtalya’da Tradizioni Populari deyimleri üzerinde duruldu.
Almanlar ise uzun sü­ re Folkskunde sözcüğünü kullandılar. Fakat folklor sözcüğü bugün artık
benimsendi ve bütün dünyada yaygınlaştı.
Ülkemizde de halkbilimi konusunda çeşitli kavramlar ortaya atıldı, tartışıldı. Ancak bu
tartışmaların başlamasından bu yana, bu alanın net­ leşmesi anlamında fazla bir yol katedilemedi.
Bu konuda Türkiye’de ilk yazılar 1910’lu yıllarda yazıldı. Günümüze kadar da çeşitli kişi ve kurum­
larca gerek kuramsal anlamda ve gerekse araştırma-derleme niteliğinde çalışmalar yürütüldü. Ancak
bunların sistemli, örgütlü bir bütünlüğünden ve net bir dünya görüşünden kaynaklandığını söylemek
mümkün değil. Çağ­ daş dünya görüşünü savunduğunu söyleyen kişi ve yapıların, çalışmaları ayrı ayrı
ve sistemsiz, örgütsüz yürütmesine karşılık egemen sınıflar çok daha bilinçli bir politika
izlediler, izlemekteler.
Uygulanan bu politikanın amacına geçmeden önce konuyu yazının ge­ nel çizgisi elverdiğince somuta
indirgemek yararlı olacaktır.
Halkbiliminin kapsamında şunları sıralamak mümkün:
1 — Halk Edebiyatı,

2 — Halk Müziği,
3 — El sanatları,
4 — Halk tıbbı,
5 — Halk mimarisi,

6 — Halk giysileri,

7 — Halk oyunları,

8 — Halk inançları,

9 — Halk sporu,.
Bu kaba sıralama ayrıntıya inildikçe genişletilebilir.

Her toplumsal yapıda egemen sınıf ve üreten sınıf için ayrı ayrı dün­yalar, yaşam tarzları
olmuştur. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi üretim içindeki yerleri farklıdır. Bu yapının kültürel yaşama, sanata yansıması
da aynı farklılığı içermiştir. İki ayrı sanat anlayışı, iki ayrı kültürel de­ ğerler toplamı
vardır. Konuyu bu genel hatlarından halk edebiyatı alt baş­ lığına indirgediğimizde de bu genel
kurallar değişmeyecektir. Bütün-par- ca ilişkisi gereği edebiyatta da halk edebiyatı ve egemen
sınıfların sözcü­ lüğünü yapan edebiyat şeklinde bir gruplaşma, ikili bir yapı görürüz. Halk
edebiyatı genellikle, çeşitli baskı yöntemleriyle tarihte zaman zaman yok edilebildiği gözlenen
yazılı edebiyat ve hiçbir zaman yok edilemeyen söz­ lü edebiyat şeklinde ikiye ayrılır. Egemen
sınıflar yıllarca bir kez olsun ku- lakten kulağa yayılmayı, böylece olayların yorumlarının, değer
yargıları­ nın kuşaktan kuşağa geçişini engelleyememişlerdir. Saray için, Osmanlı Hanedanı için
övgüler düzen bir yığın saray şairinin karşısına :
Şalvarı şaltak osmanlı/Eğeri kaltak osmanlı, Ekende yok, biçende yok/Yiyende ortak osmanlı
anonim deyişiyle Anadolu çıkıyor. Bu dörtlükte ve benzerlerinde gördüğü- müz, tüm bir toplumsal
yapının eleştirisidir. Üretim şekilleri, sömüren-sö- mürülen ilişkisidir. Fransız sarayı hakkında
söylenen şu söz sanırız ola­ yın dünya genelinde de farklı olmadığını gösteren iyi bir kanıt.
«Saraym gerçek durumunu öğrenmek isteyenler, bu konuda yazılan kitapları okuya­ caklarına, o
yüzyılda Paris sokaklarında söylenen türküleri incelesinler. Çünkü o kitaplar birtakım kişiler
üzerine övgülerle doludur. Sokak şarkı­ ları ise saray durumunu bütün çıplaklığı ile ortaya
koyar.»
Halk kendi yaşamını, düğününden cenazesine, uyumasından konuşma- sına, sevgisinden nefretine,
«melemez kuzu»luğundan isyanına dek türkü­ lerde anlatır, ağıtlarda anlatır. Tarlada madımak
topladığını, madımağın ise yedikleri içinde önemli bir yeri olduğunu türküsünde söyler.
Yürü bre Hızır Paşa/Senia de çarkın kırılır, Güvendiğin padişahın/O da birgün devrilir.
dizeleriyle isyanını, umudunu yayar. Gün olur kamanın sapına sedef kakma­ lı işlenir duygular, gün
olur heybe, halı nakışlarına yansır. Yayan giderken omuzlarında biriken karı nasıl silktiğini,
kurtları nasıl kolladığını canlan­ dırır oyunlarında. Tek başına nasıl sevdalı, hep birlikte nasıl
güçlü oldu­ ğunu sergiler. Doğayla içiçe yaşar ve giysilerindeki renklerde yarışır do­ ğaya karşı.
Doğa koşullarım, ağlardaki balıkların hareketini Karadeniz oyunlarında, bir kekliğin bir turnanın
hareketlerini turna barı, keklik oyun­ larında görmek mümkün. Semahlar ise alçakgönüllü, dost,
sabırlı, bilge insanların güzelliğini yansıtır. Canlı, üretken, yenilenen yaşantı üretim
araçlarının yetkinliği elverdiğince, oyasından cepkenine, takısından kilimine değin el saatlarında gözlenir. Kısaca yaşamını sanatına, kültürüne yansıtır. Tüm bunların ve benzeri olguların büyük bir titizlikle ve sabırla değerlendirilip gelecek  kuşaklara bırakılması ve gelecek çağın kültürü­ nün yaratılması eyleminde birer temel taşı  olarak kullanılması zorunludur. Halkbilimi ve halkbilimcileri böylesi bir görevle karşı  karşıyadırlar.
Konunun bu denli geniş olmasına ve bilimsel bir yöntemle araştırılıp her türlü politikaya karşı
yaşatılması zorunluluğuna rağmen bu anlamda çalışmaların yeterli olduğunu söyleyemiyeceğiz.
Toplumda egemen olan ideolojiler ve olanaklar elverdiğince yapılabilen araştırma ve açıklama­
lar konunun çağdaş yorumunu yapmaya yetmemiş ve netleşmesini sağla­ yamamıştır. Özellikle
Halkevleri ve benzeri yapıların bünyelerindeki ay­ dın kesimin derlemeleri, konunun öneminin
kavraması için kabul edilebile­ cek girişimler olarak kalmışlardır. Halkbilimi araştırmalarının
şimdiye dek somut bir gelişim izleyememesi ve içerdiği önemin gözlerden saklı kalması bazı
nedenlere bağlanabilir. Bu nedenlerin başında çoğu zaman konuya gereken önemin verilmeyişi geliyor.
Bir ikinci etken olarak, araş­ tırma ve derlemelerin tek tek kişi ya da kuruluşlarca yapılması bir
bü­ tünlük içinde, çağdaş dünya görüşünün odağından geçirilerek değerlendi­ rilmemesi, somuta
indirgenmemesi geliyor. Diğer etkenleri ise halkbilimi araştırmalarının bilimsel ve diyalektik bir
yöntemle yapılmaması ve çalış­ maların sergilenmesi için yeterli olanakların olmayışı ya da bu
olanakları yaratmak için bir çabanın olmayışı şeklinde sıralamak olası. Bu tür ne­ denlerle boş
bırakılan bir alanı, varolan toplumsal yapıda egemen güçler ve onların dünya görüşleri,
politikaları ustalıkla kullanmıştır, kullanmak­ tadır.

YOZLAŞMANIN ASIL NEDENİ

Anadolu, bulunduğu coğrafi konumundan dolayı yıllar boyunca çeşitli uygarlıkların tanığı olmuş,
yıllarca değişik ulusların ya da ulusal azınlık­ ların, halkların yaşadığı bir kara parçası olmak
durumunda kalmıştır. Bu yaşantının günümüze bıraktığı zengin bir kültür birikimidir. Bu kültürel
yapıda Anadolu’da yaşayan tüm halkların maddi yaşamının izlerini gör­ mek mümkünken, burjuvazi,
milliyetçi-şoven bir ideoloji gereği ulusal kültür aldatmacası ile, bunlara sahip çıkmak gereğini
duymuştur. Günü­ müzde tüm kültür konularında olduğu gibi, halkbilimi konularındaki ça­ lışmalarda,
gerici-şoven bir anlayışa hizmet edecek kadrolar tarafın­ dan yönlendirilmek istenmektedir.
Çağdaş yaşamın olanaklı kıldığı tüm araçlar aracılığı ile yürütülen ve temelde, kavgada, kitlelerin
direncini kırmaya yönelik politika kültürel alanda böyle bir uygulamayı gerekli kılar. Egemen kültürün denetiminde olan basın, radyo, sinema, TV, tiyatro,
şenlikler ve benzeri araçlarla tüm kültürel değerler gibi halk müziği, halk oyunları, halkın
yaşamında yer alan olguların hepsi gerçek içeriklerinden tamamen saptırılarak, üretim sistemine
uygun düşen kültür politikası ge­ reği yozlaştırılmaktadır. Bu yozlaştırma içerikte olduğu kadar
biçimde de açıkça gözlenir. Halk giysilerinden, motiflerinden yararlanılarak modern sanatın
oluşması hızlandırılır (!), halk müziğinden esinlenilerek türk ha-
,fif müziği oluşturulur(!), doğu illerinin ve başlıbaşına bir halkın malı olan türkülerimiz,
ağıtlarımız, bol ağlatılı türk filmleri ile yıldız oluveren sanatçılar tarafından icra edilir (!)
ve değişik yörelerin lehçeleri reklam filmcilerimize esin kaynağı olur.
Bu yapılanlara masum bir üretim gözüyle bakmak mümkün değildir. Hepsi daha önce sözünü ettiğimiz
sistemli, milliyetçi-şöven politika gere­ ği gerçekleştirilen olaylardır. Halkların özgün halk
dansları, türküleri, dil­ leri değiştirilerek türkçe sergileniyorsa, bu o halkın köksüz
bırakılmasının gereğidir. Gerçekleştirilen bu çarpıtmalar halk kültürünü kaynaklandığı topluma
yabancılaştırmak ve o toplumu geçmişin olumlu kültür öğelerin­ den koparmak amacındadır.
Toparlarsak, ülkemizde varolan resmî «folklor» ve «kültür» uygulama- sı, ulusal baskıcı ve
asimilasyoncu hakim ulus siyasetini en açık olarak yansıtmakta ve tümüyle bilimsel olmaktan uzak
bulunmaktadır.

HER ZAMAN EN ÜRETKEN KESİMİN, HALKLARIN YAŞAMINI YANSIT­ MAK KONUMUNDA OLAN HALKBİLİMİ BUNDAN SONRA
BU DENLİ YALNIZ BIRAKILMAYACAKTIR.
Ülkemiz koşullarında yükselen devrimci mücadelenin boyutlarıyla doğ­ ru orantılı olarak bu konuda
da programlı ve uzun dönemli, bilimsel bir ça­lışmaya gidilmelidir. Halkbilimi konusunda,
geçmiş kültürün yaşatılma­ sı, gelecek kültürün yaratılması şeklinde önümüze çıkan görevler,
geçmiş ve gelecek üretim şekli ve gelecek üretim şekillerini ve ilişkilerini, bun­ lara denk düşen
maddî ve yaşamı ve kültürel yaşama yansımasını bilim­ sel yöntemle değerlendirip, günümüz
koşullarının tahlilini gerçekleştirip yerine getirmektir. Bu girişimler salt kuramsal anlamda
yürütülmemeli, aynı zamanda pratik çalışmalar ve somut örnekler olarak gelecek için saklanacak
belgeler şekline dönüştürülmelidir. Hepsinden önemlisi halkın yozlaştırılan, asimile edilen
kültürel değerlerine sahip çıkmanın yanısıra bu yozlaşmanın maddî kökenlerim açıklamalı, alternatif
bir yapıyla bur­ juva ideolojisinin zedeleyemediği ilerici-devrimci unsurların, olguların
proletaryanın ve kavgasının çıkarları doğrultusunda bilinçli bir şekilde kul­lanılmalıdır.

 

NO COMMENTS

Leave a Reply