hakları için savaşan geleceğin yasasını belirler | Ayşenur Yayla

hakları için savaşan geleceğin yasasını belirler | Ayşenur Yayla

1143

İyiden, gerçekten ve gelecekten yana ne varsa onun mücadelesini veriyoruz bu topraklarda. Ve yalnız olmadığımızı biliyoruz; bu mücadelenin yalnızca bu topraklarla sınırlı kalmadığını görüyoruz. Bu mücadele ki artık dilleri, dinleri, renkleri aşıyor ortak bir kardeş sofrasında buluşuyor. Uğruna ölüp ölüp dirildiğimiz, bizim olanı kazanmak ve büyütmek için giriştiğimiz bu mücadelede en değerli yanlarımızdan biri de haklarımız için savaşmamızdır.
Peki, nedir haklarımız? Hak sahiden de içi boşaltılıp ağızlara sakız yapılacak kadar basit bir kavram mıdır yoksa uğrunda yüzlerce kez ölünebilecek kadar dolu, gerçek midir?
Hak, niteliği belirleyici olmayan herhangi bir varlığın kanuni ve ahlaki engellerle karşılaşmadan sahip olabileceği ve yapabileceği olağan şeyler olarak tanımlanıyor. Özünde, önünde ahlaki, kanuni engel olmayan her durum bir hak doğuruyor. Bizler bunun çerçevesini ise halktan, gerçekten, gelecekten yana olarak çiziyoruz.
Evet okula başladığımız andan itibaren “anayasal haklar” ve “haklarımızın anayasa ile güvence altına alınması” durumları çeşitli dönemlerde aktarılır. İktidarlar ne kadar haklardan bahsederlerse o kadar ihlal ediyorlardır. Ve bu ihlallerini, gasplarını sonsuz özgürlükler varmış gibi göstererek gizleme yolunu seçerler. Anayasal olarak birçok hakkımız sahiden de vardır. Bunlara ilk anda verebileceğimiz örnekler; barınma hakkı, eğitim hakkı, düşünceyi açıklama ve yayma hakkı, düşünce ve kanaat hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, hak arama hürriyeti…
Anayasal olarak ifadelendirilen haklarımızı biraz daha sayarsak sahiden de yaşadığımız toplumun sonsuz özgürlükler içerisinde olduğunu ve üç beş delinin, yalnızca eğlence ve macera için bu sistem karşısında mücadele ett-tiğini düşünmeye başlayacağız. Şimdi, yukarıda sıraladığımız anayasal haklarımızı ve doğduğumuzdan bu yana
içinde yaşadığımız toplumda bunlardan hangilerine sahip olabildiğimizi düşünelim ve evet, şimdi anayasayı kaldırıp bir kenara bırakabiliriz.
Bu andan itibaren onurlu, namuslu ve insan kalabilmenin koşulu olarak savaşmak çıkıyor karşımıza. Biz haklarımız için savaştığımız doğrultuda “yaşa-dım” diyebilir ve değerli kalabiliriz.
Anayasa ve Gerçekler
Anayasa da yaşam hakkı kavramı vardır. Her doğan canlı büyüme, gelişme ve yaşama hakkına sahiptir. Kimse bir başka kişinin yaşamına kasti olarak göz koyamaz, yaşama haline engel olamaz, ortadan kaldıramaz. Elbette ki, bu kitabi cümlelerin karşılığı bu topraklarda güçlü olanın iki dudağının arasındadır. Fakat güçlü olanın iki dudağının arasından çıkan daima duvarlara çarpmıştır. İktidar YAŞATMAYACAĞIM! dedikçe, YAŞAYACAĞIM! denmiştir bu topraklarda. Açlıktan erirken hücre hücre ve yahut, direnirken bir hastane odasındaölüme YAŞAYACAĞIM denmiştir ve iktidarın yaşama hakkını sonsuz bir öldürme hakkına çevrilmesi karşısında bu hak için mücadele edilmiştir. Yaşadım diyebilmek için ölenlerin memleketinde, yaşama hakkını gasp etmek hiç de kolay olmamıştır.
Belki hakikat için savaşanlar olmasa bizden birkaç asır sonra kitapları açıp okuyanlar bu topraklarda sonsuz özgürlükler olduğunu sanacaklar. Fakat, gerçekler o kadar keskindir ki, hiçbir yalan yetmez ortadan kaldırmaya.
Anayasa da seyehat özgürlüğü ulaşım hakkı olduğundan bahsedilir. Ama metroya parası olmadığı için akbil basmadan geçmek isteyen Aykut Kelek metronun güvenliği tarafından katledilir. Fakat, iktidarın herhangi bir mitingi olduğunda bütün ulaşım araçları ücretsiz oluverir.
Hatırlarız hepimiz üç buçuk yaşındaki Muharrem’in cenazesini babasının sırtında bir çuvalla taşıdığı görüntüleri.. Fakat, Fatih Terim’in kopan parmağı
bir uçakla götürülür hastaneye…
Tüm bu anlattıklarımızın özeti mahiyetinde ülkemizde barınma hakkına bakılabilir. Örneğin İstanbul’un yoksul gecekondu mahallelerinden Küçükar-mutlu Mahallesi her dönem de yıkım tehditi altındadır. Burada yaşayan halkın barınma hakkı yok mudur? Elbette ki, bunu söylediklerine anayasa ile çelişmiş olacaklardır. Fakat Küçükarmut-lu Mahallesi’nin bir manzarası, değerli bir konumu vardır. İşte iktidar tam da bu noktada “siz gidin, onlar gitsin! Orada bizim çocuklar oturacak. Siz de işte köyünüze dönün, orada da oturursunuz siz hem ne var” demektedir..
Eğer hak ihlallerini sayacak olursak dergimiz sayfalarının tümünü bu yazıya ayırmamız dahi yeterli olmayacaktır. Bunlar ülkemiz gerçekleridir. Bir taraftan böyle gelmiş böyle gider diye yaşamak vardır bir de hakları için ölümü bile göze alarak yaşamak vardır. Anayasa tarafından “güvence” altına alınmış haklarımız için ölüyoruz.
Devrimcilerin bulunduğu birçok mahallede okulda “söz yetki karar hakkı halkındır” diyerek Halk Meclisleri kuruluyor. Tarih boyunca süregelen bir-şeydir, örgütsüz halk güçsüzdür. Ne zaman ki halklar birleşir, sırt sırta verir o zaman hakkı olanı kazanabilir.
Kazanılmış olan haklara baktığımız zaman bedelsiz kazanılan bir hak olmadığını görebiliriz. Biz onlardan dilenmedik, onlar vermedi haklarımızı bize. Biz bizim olanı aldık. Bir “sohbet hakkı” için yedi yıl hücre hücre eriyip, ölümü 122 kere haykırdık..
Biz bizim olanı, bize ait olanı, iyiden, güzelden, gelecekten yana olanı asla ve asla onlara teslim etmeyeceğiz. Bi-liyoruz, bu toprakların tarihi, okul kitaplarında yazmayacak; hücre hücre eriyenlerin, ölüme gülerek gidenlerin, bütün bir ömrünü hak ve adaletten yana geçirenlerin onurlu, namuslu, tertemiz gelenekleriyle yazılacak.

Benzer Yazılar

787

1432

992

1759

NO COMMENTS

Leave a Reply