grup yorum’a borcumuz var | burak ergün

grup yorum’a borcumuz var | burak ergün

1298

Bu hayatta herkesin bir hikayesi oluyor. Herkes kendi hayatının bir film gibi bir roman gibi olduğunu, böyle geliştiğini düşünüyor. Evet bu hayatta herkesin bir hikayesi var ve benim hayatımın da -ki bu yaklaşık olarak otuz yıla denk geliyor- hikayesinin en önemli yerinde bir müzik grubu duruyor: Grup Yorum.

Peki bir müzik grubu bir insanın hayatını nasıl etkileyebilir?

Grup Yorum, yolculuğumun başlangıcı 1993 senesiydi. Müziğe meraklı bir çocuk olmam sebebiyle ve demokrat bir ailede büyüdüğüm için bu kasedin evde bulunması şansıyla, ilk “Cemo / Gün Gelir” albümünü dinlememle başlayan ve bugüne kadar devam eden yolculuğumuz. Albümün ilk açılış parçası ve artık tam bir Grup Yorum klasiği olan, her konserde Yorum elemanlarının şakayla söylemeyeceğiz deseler bile seyircinin kendi kendine söylemeye başladığı vazgeçilmez şarkısı, Cemo. Bu şarkıyı defalarca ama defalarca dinliyorum. Çocuk kafası ile şarkının anlattıklarını, sözlerinin içeriğini, hiçbirini bilmiyorum ama şarkı bende garip bir tutku oluyor. Başa sarıp sarıp dinliyorum. Aslında Cemo’yu sevmemin sebebinin şarkının müzikal güçlülüğünden kaynaklandığını ise uzun zaman sonra anlıyorum.

Şunu belirtmem gerekir. Bu kronolojik sıralama Grup Yorum’un diskografisinin değil, benim Grup Yorum albümleri ile tanışmamın kronolojik sırasıdır. Daha sonraki zamanlarda “Yürek Çağrısı” ile kesişti yollarımız. Bu albümde daha önce hiç duymadığım, tanımadığım, anlamadığım bir dil ile karşılaşıyordum. Yıllardır yasaklı, sakıncalı olan Kürtçe’yi “Evindar”, “Çay Berbena”, “Cane” ile tanıyordum. Kürt ve Kürtçe kelimesinin bile geçmediği bir yaşamda, dili, kimliği yasaklı bir halkın şarkılarının özellikle 90’larda faşizmin baskısını da düşünürsek aslında Grup Yorum’un ne bedeller ödeyerek albümüne koyduğu ve bu ezgilerin etkisi ve gücü şimdi daha net anlaşılıyor benim için.

Bu yolculuk bende “Büyüme” olarak devam ederken bir yandan Grup Yorum’un gösterdiği bir yol üzerinden ilerliyordu. Neredeyse Grup Yorum ile birlikte büyüdük desem sanırım hiç abartmış olmam. Sadece müzikal bir beğeninin ötesinde, beni politikleştiriyorlar ve mücadelenin yolunu şarkılarıyla gösteriyorlardı. Tabii o zamanlar sadece “kaset”lere ulaşarak dinlemek mümkün olduğu için, Anadolu’da yaşayanların bildiği bir durum vardır ki albüm çıktıktan sonra Anadolu’ya dağıtımı biraz zaman alır. Böylelikle bir de Grup Yorum kasedini bulma mücadelesi başlardı. Albüme ulaşmak ve kasedi kalem ile sarıp tekrar tekrar dinlemek heyecanını yaşıyordum. Nasıl şarkılar yapmışlar? Ne anlatmışlar? Hangi enstrümanları kullanmışlar? Bu merak ve heyecan ile durmadan dinliyordum. Bu heyecanı her yeni albüm çıktığında hala yaşıyorum, sanırım ömrüm boyunca da yaşayacağım.

Her yıl arka arkaya çıkan albümler ile “Ayşe Gülen’i”, “Sibel Yalçın’ı”, “Ayçe İdil Erkmen’i”, “Mehmet Akif Dalcı”yı, “Mahir Çayan’ı” ve daha nicelerinin sesini, soluğunu duyuyordum. Tabi en önemlisi Grup Yorum’un her albüm kapağı yazısını bitirirken teşekkür ettiği “Büyük Aile”nin sesini duyuyordum.

Grup Yorum’un Sanat alanında öğrettikleri ise bambaşka bir pencere açabiliyor insanın gözünde. Ruhi Su, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Pablo Neruda, Victor Jara, İbrahim Karaca, Ahmed Arif, Adnan Yücel ve daha nice şair, yazar, müzisyen ve sanatçı ile tanışma, onları tanıma ve anlayabilme imkanına yol açıyor Grup Yorum. Ayrıca sadece yazı ve şiir alanı değil müzik konusunda da biraz özenli müzik severlerin çok rahat görebileceği bir durum yarattılar. Grup, şarkılarını, “Piyasa” denilen o yük büyük sanatçıları yutan yer için değil, alabildiğine özgür ve sınırsız yaratıcılık içinde halka ulaşmak için yapıyor. Herhangi bir kalıp içinde ya da bu şarkı “tutar” “satılır” gibi bir düşünce ile değil, müziğin olanaklarını en iyi şekilde kullanıp en güzelini yaratma peşindeler.

Özellikle benim gibi 80 sonrası doğumlu demokrat, sosyalist herkesin Grup Yorum şarkıları ile ve tabii ki devrimciler ile yolu bir şekilde kesişmiştir diye düşünüyorum. “Bir Kar Makinesi” diye boşuna denmiyor Yorum’a. Kuruldukları dönemde hem insanların üzerindeki yılgınlığı atmasına, hem de yeni gelen nesile geçmişin değerlerini ve geleceğin güzel günlerini muştuluyorlardı.

İnsana dair ne varsa Grup Yorum müziğinde de bu vardı. Sevgiyi anlatırken, o güzel, saf ve temiz duyguları dile getirirken “Sevmek demek kavga demek bilirim senden uzak yaşamayı neylerim özlem özlem” diyerek çok yalın anlatıyordu Grup Yorum.

Ve uzun yıllardır hayalini kurduğum Grup Yorum’u canlı izleme şansı

2003 yılında nihayete eriyordu. 1994 yılında Fuar Ekici Över konserinden sonra İzmir’de hep yasaklı olan Grup Yorum İzmir’e konsere geliyordu. Sadece benim için değil sanırım İzmir’de yaşayan birçok Grup Yorum sever için de heyecanlı bir haberdi bu. Grup Yorum İzmir’in göbeğinde, Fuar Açıkhava Tiyatrosu’nda binlerle beraber türkülerini söyleyecekti. Yılların hasreti o gecenin coşkusuyla yaşanacaktı.

Konser öncesi, daha o zaman yeni kurulmuş olan İzmir Gençlik Derneği’nde Grup Yorum imza günü gerçekleşeceği haberi ile sevincim daha da artmıştı. Bu güzel ezgileri yaratan, mücadelenin türkülerini yapan insanlarla tanışmanın heyecanı da çok ayrıydı benim için. Çün onlara karşı uygulanan sansürden dolayı sadece “gölge insanlar” olarak vardı kafamda. Bu sansürü anlatan en güzel cümle bir tv programcısının söylediği “Grup Yorum Love Story’i bile çalsa yayınlayamayız” cümlesi net bir şekilde anlatıyordu.

Konser günü belki de İzmir Fuar Açıkhava Tiyatrosu kurulduğundan beri en kalabalık ve kabına sığmaz bir konser ile karşılaşıyordu. Binlerce insan konserden saatler önce kuyruğa girmiş, biletler tükenmiş ve kapıların açılmasını bekliyorlardı. Hınca hınç bir doluluk derler ya hani, işte öyle bir konser oluyordu. Oturacak yerler dışında ayakta bile yer kalmamış ve İzmir’de yılların hasretini bir nebzede olsa dindirmişti Yorumcular.

O konser ve Yorumcularla tanışmam uzun yıllar boyunca aslında büyük bir yoldaşlık, arkadaşlık, abi, abla, kardeş ilişkisinin başlangıcı olmuş benim için. Beraber aynı ailede, aynı kolektifte, aynı mücadelede olmanın gururunu ve onurunu başka bir şekilde yaşayabileceğimi düşünmüyorum.

Grup Yorum konserleri ile ilgili yaşadıklarım elbette bu konser ile kalmadı. Ertesi yıl Harbiye Açıkhava’da gerçekleştirilen “Bir Masal Gecesi”, yine 2005 yılında Harbiye’de gerçekleşen “20. Yıl Konseri”, Ege Üniversitesi’nde gerçekleşen ilk “Canan Kulaksız Şenliği” konseri ve tabii İnönü Stadı’nda 55 bin kişi ile birlikte tarihe tanıklık ettiğim “25. Yıl Konseri”…

Son konser tecrübem ise Grup Yorum ve Yorum dinleyicilerinin birbirlerine bağlılığı ile bütün “Bağımsız Türkiye” konserlerine katılmış biri olarak bence en görkemli ve en yakışır bir “Bağımsız Türkiye” konseri oldu. Geçtiğimiz ay 12 Nisan’da bu sene 5. si yapılmış olan, her sene milyonlarca insanın geldiği ve bugüne kadar kimsenin burnunun bile kanamadığı “Bağımsız Türkiye” konserinin valilik tarafından hukuksuzca yasaklanmasından sonra, binlerce Yorum sever her türlü tehdite, polisin gaz bombalarına, hınçlarından insanların saçlarını çekerek işkence yapmalarına, tomalarıyla saldırılarına rağmen Bakırköy’ün her sokağını konser alanına çevirdiler. Her sokakta bir Yorum elema- ile halaya duruldu. Her sokakta Yorum marşları ve türküleri yükseliyordu. Onlar konser olmasın diye alanı kapattılar ama Yorum’un tüm Bakırköy’ü konser alanına çevirmesine engel olamadılar. Bir sürü polis “şu sokakta konser veriyorlar”, “bu sokakta konser veriyorlar” diyerek bütün Bakırköy’ü sokak sokak koşmak zorunda kaldılar.

Bu sene Grup Yorum 30. yılını kutlamaya hazırlanıyor. Yine konser mekanlarının yasaklaması, Yorum elemanlarının gözaltına alınması gibi engeller ile devletin baskısı 30 yıldır olduğu gibi bitmiyor. 30 yıldır her grevde, gecekondu mahallelerindeki yıkımlarda, üniversite boykotlarında, hapishanelerdeki direnişlerde, bütün halkın canını yakan maden kazalarında, yani halkın olduğu her yerde direniş türküleri ile Grup Yorum orada oldu. Grup Yorum ile beraber hayata durmaksızın tanıklık ediyoruz. Bundan dolayıdır ki, sanırım Grup Yorum’a bir borcumuz var. Ve bu 30. yıl konserinde hep beraber dosta düşmana “o büyük günün” provasını göstermeliyiz

NO COMMENTS

Leave a Reply