grup yorum: pedallıYORUM eylem anıları

grup yorum: pedallıYORUM eylem anıları

811

Devrimci sanatçı olmayı sadece devrimcilerin hakkını savunmak olarak algılamadık. Söylediğiyle yaptığı bir, halka güven veren, halklaşan, öncü olan, savaşan bir sanat anlayışıydı devrimci sanatçılık bizim için. Bunun içindir ki egemenlerin okları üzerimizde oldu hep. Zulmün adı son 13 yıldır AKP oldu ülkemizde. AKP’nin zulmüne rağmen yüz binleri bir araya getiren konserler yaptık, ufkumuzu büyüttük. Bugün de AKP konserlerimizi yasaklayarak 30 yıllık onurlu tarihimizin sayfalarına yeni sayfalar eklememize vesile oluyor. AKP’nin yasakları olmasaydı, bisikletle Ankara’ya gitmek aklımızın ucuna gelmezdi herhalde.

Bir bisiklet eyleminin öyküsünü anlatacağız şimdi size dilimiz döndüğünce…

Konser yasaklarına ve üyelerimizin tutsak olmasına karşı başlattığımız kampanyamız dahilinde adım adım Ankara’ya yürüyecektik. Daha sonra bisikletle gitme önerileri geldi ve bisikletin daha dikkat çekici olabileceğini düşündüğümüz için bisikletle gitmeye karar verdik. 9 gün sürecek bir eylem bizi bekliyordu. Yola çıkacaktık çıkmasına ama her birimiz en az 10 senedir bisiklete binmemiştik ve bu kadar uzun süren bir yol için ne tür hazırlıklar yapmamız gerektiğini hiç bilmiyorduk. Profesyonel bisikletçi dostlarımıza sorduk. Sahip oldukları bütün deneyimlerini ve teknik bilgilerini bizim bu eylemi en başarılı şekilde ve kazasız belasız gerçekleştirmemiz için aktarırken, öte yandan antremansız olduğumuz için kaygılarını dile getiriyorlardı.

24 Mayıs günü Kadıköy’de dinleyicilerimizle birlikte yaptığımız basın açıklamasının ardından önümüzde Tuzla’ya kadar sürecek 3 saatlik bir bisiklet yolu vardı. İlk gün bisiklet yolunda sürmemiz bizim için antreman oldu. Vitesleri kullanmayı bu yol üzerinde öğrendik. Sekiz gün boyunca gittiğimiz en hafif yol olmasına rağmen bizim için en yorucu yol oldu. Gebze’ye vardığımızda bacaklarımız tutmaz haldeydi artık. Ulaştepe Mahallesi’nde oturan DİH’li dostlarımız bizi yolda karşıladılar. Mahallenin girişinde çok dik yokuşlar olduğu için bisikletleri, getirdikleri kamyona yükleyip bizi de minibüsle çıkardılar. Mahalleye vardığımızda çocukları, yaşlıları, kadınları, erkekleriyle bizi karşılayan Ulaştepe Mahallesi’nin emekçi insanlarıyla buluştuk. Geleceğimizin haberini sadece bir gün önceki gece almışlar ama duyar duymaz bütün mahalleyi seferber etmişlerdi. Mahallenin meydanında yaptığımız basın açıklamasının ardından mahallelilerle birlikte kahveye geçip sıcak sohbetler eşliğinde çaylarımızı yudumladık ve ardından bizim için yemek hazırladıkları eve geçtik. O gece Ulaştepe Mahallesi’ndeki evlere dağıldık. Sabah kahvaltıda da yalnız bırakmadılar bizi. Kahvaltının ardından Anadolu insanının misafirperverliğini, sahiplenmesini en yükseklerde yaşatan bu güzel insanlarla vedalaşarak Yalova’ya doğru yola çıktık.

Yalova’ya varmadan önce, önümüzde aşmamız gereken bir deniz yolu vardı. Feribotla geçecektik tabi bu yolu. Feribot yolculuğumuzu da eyleme çevirerek kısa bir dinleti de burada verdik. Feribottakilerden de imza topladık. Feribot konserimiz çok ilgi çekti.

Yalova’da bizi Eğitim-Sen’li dostlarımız karşıladılar. Eylem yaptığımız meydanda bir süre imza topladıktan sonra yemek yiyeceğimiz yere geçtik. İşte burada o güzel haberi aldık; Helin ve Fırat tahliye olmuştu. Eylemdeki taleplerimizden biri tutsak Grup Yorum öğrencileri Fırat ve Helin’in serbest bırakılmasıydı. Helin ve Fırat’ın tahliye haberiyle beraber gücümüze güç katarak pedallarımızı Gemlik’e doğru çevirmeye devam ettik.

Yol boyunca gittiğimiz yerlerdeki ilgi, halkımızın sahiplenmesi, yanımızdan geçerken basılan kornalar, yapılan zafer işaretleri kuvvet oluyordu bize. Her mola verdiğimizde etrafımıza toplanan dinleyicilerimiz; taleplerimizin yaygınlaştırılmasında, eylemimizin kulaktan kulağa, şehirden şehire duyurulmasında aktif rol alıyor, kampanyamızın bir parçası oluyordu adeta.

Gemlik’e vardığımızda içerisinde çok çeşitli demokratik kitle örgütlerinin olduğu kalabalık bir kitle karşıladı bizi. Coşkuyla bizi bekleyen Gemlik halkını farklı bir girişle selamladık bu defa. İki arkadaşımız en önde bisikletlerinin üstünde pankartımızı tutarak girdiler alana. Gemlik’teki eylemimizin ardından Haklar Derneği’ne geçtik. Kimimiz derneğin içinde, kimimiz kapı önünde bizim için toplanan o değerli insanlarla sohbet ettik. Burada da halkımız evlerini açmıştı bize. Ertesi sabah tekrar Gemlik Haklar Derneği’nde buluşarak, kahvaltımızı yapıp Bursa Merkez’e doğru yola çıktık.

Bursa yolu bizim için bitmek bilmez bir yol oldu. Haritalar bizi ilk kez Bursa’da yanılttı. (İlk kez diyoruz, çünkü ileride çok defa haritada gözükenle karşımıza çıkan yolun apayrı olduğunu gördük.) 10 dakikalık bir yol kaldı diye beklerken 1.5 saat boyunca “ha geldik, ha geleceğiz” diye diye vardık Bursa Kent Meydanı’na. Bursa’da yaptığımız açıklamanın ardından sıradaki durak İnegöl’dü. Ancak hava kararmaya başladığında İnegöl’e daha kilometreler vardı. Güvenlik açısından akşam bisiklete binemeyeceğimiz için arabayla yarım saat süren bir yolu, bisikletleri arabanın arkasına yükleyip geçtik.

Ancak arabaya 14 kişi sığmadığımız için bir kısmımız mola yerinde bekledi ve iki sefer yaparak İnegöl’de kalacağımız eve vardık. İnegöl’de bizi misafir eden ailemiz 14’ümüzü birden 2 gece ağırladı. 4. günümüzü İnegöl’de geçirdik. Fotoğrafların, haberlerin toparlanması, basına göndereceğimiz kurgunun yapılması, yağmurluk vb. ihtiyaçlarımızı karşılamak için böyle bir güne ihtiyacımız vardı. İşlerimizi toparlama ve ihtiyaçlarımızın karşılanmasının yanı sıra bizim için dinlenme günü oldu aynı zamanda. Dinlenme günümüzde, İnegöl-Bozüyük arasında dere kenarındaki küçük bir çay ocağına gittik, burada piknik yaptık. Çay ocağının sahibi, İnegöl’ün köylülerinden bir teyzeydi. Teyze ve yanında çalışan oğlu bizi çok güzel karşıladılar. Daha önce adım adım Ankara’ya yürüyen Dev-Gençliler’in ve Tayad’lı Aileler’in de yolu düşmüş teyzeye bizden önce. Piknik yaptığımız yerde yol kenarına bırakılmış bir traktör vardı. Traktörün tepesine çıkıp fotoğraf çektirmiştik ki, traktörün sahipleri geldiler. Grup Yorum elemanı olduğumuzu ve eylemimizi anlattık onlara da. Bunun üzerine “Grup Yorum kalmasın, Grup Yorum kalmasın..” diyerek traktörü çalıştırdılar. Bu defa çalışan traktörün üstünde kiraz tarlasına gittik. Kiraz tarlasına yumulduktan sonra bizi traktörüyle buraya getiren tarla sahibi gençlerle ve çay ocağının sahibi teyzemizle vedalaşıp İnegöl’deki ailemizin evine döndük. İkinci defa 14 kişi aynı evde kaldıktan sonra ertesi sabah veda vakti gelmişti. Evin küçük cadısı Berrin’den, ortaokullu Esat’tan ve 2 gün boyunca bizi en güzel şekilde ağırlamak için bir dakika bile boş durmayan ailemizden ayrılmak zor oldu.

İnegöl’den ayrıldıktan sonraki durağımız olan Eskişehir’e varmak için dik yokuşların olduğu dağ yollarını aşmamız gerekiyordu. Bu yolun yarısını arabayla geçerek öğlen saatinde Eskişehir’e vardık. Fakat açıklamamız akşam 19.00’daydı. Günümüzü bir hastane bahçesindeki yeşil alanda oturup eylemin değerlendirmesini ve üzerimizdeki baskıların nedenlerini konuşarak geçirdik. Bir de yol hallerimizi anlatan kısa bir skeç yaptık.

Akşam 19.00’da bisikletlerimizle girdiğimiz Eskişehir Adalar denilen yerde bir direniş çadırıydı bize ev sahipliği yapan bu sefer. Biri işinden atılmış bir öğretmen, diğeri mesleğinden edilmiş bir öğretim görevlisi. İkisinin de işinden olma gerekçesi basın açıklamasına katılmak, Haziran ayaklanması şehitlerinin davalarını takip etmek. İki devrimci memur, anayasal haklarına sahip çıkmak ve öğrencilerine kavuşmak için şehrin göbeğinde direniyorlar. Direnişler birleştiriyor emekçileri. Bizim de bu iki devrimci memurla yollarımızın birleşmesinin nedeni; zalimin zulmüne, keyfiliğine başkaldırışımız, uzlaşmazlığımız. Hatice ve Nuriye öğretmenle ve tabi bizi her yerde olduğu gibi Eskişehir’de de karşılayan Halk Cepheliler, Tayadlılar ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinden insanların katılımıyla basın açıklamamızı gerçekleştirip türkülerimizi söyledik. Geceyi Eskişehir’deki ailelerimizin evinde geçirdikten sonra sabah yolumuza devam ettik.

Yolculuğumuz boyunca basınla iletişimimiz hep sürdü. Bir yandan pedal çevirirken öte yandan eylemimizin daha fazla yankı bulması için hem İstanbul’daki arkadaşlarımız hem biz çalışıyorduk. İnternet sayfamızda eylemin an an takip ediliyor olması da ayrı bir sorumluluk yüklüyordu omuzlarımıza. Dinleyicilerimizin yüzünü kara çıkarmamak için de sürüyorduk bisikletleri. Çünkü biliyorduk; bu eylem 10-12 kişinin eylemi değil, ya da 10-12 kişinin kişisel azmiyle sonuçlanmayacak bu eylem. Adalete susamış, yasaklardan, sesinin kesilmesinden bıkmış milyonların eylemiydi bu. Biz sadece dinleyicilerimizin taleplerini götürmek için gidiyorduk Ankara’ya. Yanımızda yüz binlerin imzası vardı. O imzalar sadece bir imza değil, yüz binlerin öfkesi, umudu, özgürlük tutkusuydu.

Ve artık önümüzde eylemsiz geçecek 3 gün vardı. Düşüncede olan buydu, fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Eylem kendi içinde yeni eylemler örgütlüyordu.

6. günün akşamında Sivrihisar’a vardık. Burada kalacak yerimiz yoktu fakat mola için girdiğimiz bir kahvede yakınlarda “Kaymaz Yayla” diye bir köy olduğunu duymuştuk. Bu köye çatkapı yapmaya karar verdik. Köye vardığımızda kahveye girerek kim olduğumuzu, nereye gittiğimizi anlattık ve bizi misafir etmelerini istedik. Konuşmadan sonra köylünün kararını beklemek için kahvede oturduk, türkülerimizi söyledik. Kahvede sohbet ettiğimiz bir iki kişi olmuştu ama genel olarak pek sıcak davranmadılar bize. Ve iki saat sonra bizi kabul edemeyeceklerini söylediler. Neredeyse, kalacağımızdan emin olarak geldiğimiz bu köyden buruk bir şekilde ayrılacaktık. Fakat kahveden çıktığımız an her şey değişti. Kahvede bizi dinleyenlerin içinde olan Muammer amca bizi yakalayıp “Ben dışarıda yatarım, yine de sizi bırakmam. Benim evimde hepinize yetecek kadar yer var” dedi. Ve cümbür cemaat Muammer amcanın evine gittik. Muammer amcanın eşi Azize ablayla birlikte sofra hazırlamaya koyulduk. Tam afiyet olacakken evin içi birden bire köylülerle doldu. Gelenler özür üstüne özür diliyor, bir yanlışlık olduğunu, Grup Yorum olduğuna inanmadıklarını anlatıyorlardı.

Biz kahveden çıktıktan sonra köyün gençleri ve muhtar geldiğimizi duymuş ve “Grup Yorum’u nasıl geri gönderirsiniz” diye ortalığı ayağa kaldırmışlar. Arabalarla bizi aramaya koyulmuşlar, bulamayınca da jandarmaya sormuşlar. Jandarma söylemiş nerede olduğumuzu. Köylülerin Muammer amcanın evine doluşmasıyla birlikte burukluğumuz da geçmiş oldu. Köylülerle sohbet ettik, hep birlikte türküler söyledik. Bizi köyde yapılan Hıdırellez şenliklerine davet ettiler. Ertesi sabah da cemevinde köylülerle birlikte kahvaltı yaptık. Ayrılma zamanı yaklaşırken herkes fotoğraf çektirmek, kendi evine götürmek istiyordu. Çok zamanımız yoktu maalesaf. Unutamayacağımız dostluklar edinerek ve tekrar görüşme sözü vererek ayrıldık Kaymaz Yaylası’ndan.

7. günün sonundaki durağımız Polatlı idi. Artık Ankara il sınırları içindeydik, heyecanımız gittikçe artıyordu. Polatlı’da da bizi karşılayan dostlarımız vardı. Polatlı’ya dair bir eylem programımız yoktu aslında. Dahası o gece için çadır kurup kamp yapmayı planlıyorduk. Ama geleceğimizi duyan Polatlılı dostlarımız hazırlık yaptıkları için kamp planımız yine bozuldu. Geceyi bir ailemizin evinde geçirip ertesi sabah parkta düzenlenen söyleşiye katıldık. Söyleşiden sonra tekrar yola koyulduk.

8. gün yolumuzun üzerinde bir işçi direnişiyle karşılaştık. 200’ü aşkın gündür fabrika önünde oturuyorlarmış haklarını almak için. 180 işçi adına her gün 6-7 kişi oturuyormuş. Neredeyse 1 yıla yaklaşan direnişlerinin saygıdeğer olduğunu fakat sonuç almak için direnişte sıçrama yaratacak, patronu, medyayı zor durumda bırakacak eylemler yapmalarını, aksi taktirde burada oturmalarından patronun rahatsız olmayacağını ve kimseye seslerini duyuramayacaklarını anlattık. Kazova işçilerini, Nefa işçisi Erkan Munar’ı örnek verdik.

8. günün akşamında artık Ankara’nın girişindeydik. Karayolları Mahallesi’nde şehidimiz Eyüp Baş’ın abisi Mustafa amca ve ailesi konuk etti bizi.

Ve 9. gün, Ankara’dayız. Yüksel Caddesi’nde bekleyen yüzlerce insanı bekletmemek için son kalan birkaç kilometreyi daha bir hızlı gidiyoruz. Vardığımızda ise bir coşku seli ile karşılaşıyoruz.

Sanatçı dostlarımız, yoldaşlarımız ve bir basın ordusu karşılıyor bizi. Bisikletlerimizi kaldırarak selamlıyoruz gelenleri. Özlemişiz dostlarımızı, kucaklaşmalar uzun sürüyor. Ardından eyleme katılan herkes tek tek söz alıp konuşuyor.

Üç arkadaşımız ve avukatlarımız meclise gidiyorlar topladığımız imzaları teslim etmek için. Kalanlar da Yüksel Caddesi’nde halaylarla, marşlarla bekliyor. Bir süre sonra arkadaşlarımızın önlükleriyle meclise alınmadığı haberini alıyoruz. Ve başlıyoruz Yüksel’de oturma eylemine. Arkadaşlarımız meclisten döndükten sonra, avukatlarımızın meclise girdiğinde tek bir muhatap bile bulamadıklarını, imzaları teslim edemediklerini öğreniyoruz. Çok öfkeleniyoruz bu duruma. Yüz binlerce insanın talebini değerlendirme zahmetine bile katlanmıyorlar, bu tavırlarıyla halkı aşağılıyorlar. Emeklerimizin karşılığında onlardan adalet beklemiyoruz tabi ki, adaleti söke söke alacağımız iyi biliyoruz ama bu küstahça tavır öfkelendiriyor bizi. Kampanyamızı sonuç alana kadar sürdüreceğimizi belirterek halaylarla bitiriyoruz eylemimizi.

Yorum tarihinde bir ilke daha imza attık, gururluyuz. “Grup Yorum Halktır” sloganımızın doğruluğunu tüm somutluğuyla gördüğümüz bir eylemdi.

Toplanan imzaları birkaç kişi otobüsle giderek de götürebilirdi ama bunu tercih etmedik. 9 gün süren yolculuğumuz sırasında binin üzerinde imza daha topladık, geçtiğimiz her yerde bu ülkede hak almanın yolunun direnmekten geçtiğini anlattık. Yüz yüze konuşma fırsatı bulamadığımız binlerce insan da yanımızdan geçerken önlüklerimizde yazan taleplerimizi okudular. Biz bu eylemle halkımıza umut, direnç katarken, biz de gördüğümüz sahiplenme karşısında mücadele nedenlerimizi büyüttük. Sanatımızın beslendiği damarlarımızı; yani halkımızı daha yakından tanımış olduk. Kavgamız milyonların kavgası… Ve biz bu kavgada kar makinası olmaya devam edeceğiz.

NO COMMENTS

Leave a Reply