emperyalizmin sanatı da işkencedir! | sevgi yüksel

emperyalizmin sanatı da işkencedir! | sevgi yüksel

803

CIA’nin Guantanamo’da uyguladığı işkenceleri rapor halinde haberlere konu oldu geçtiğimiz günlerde.
Raporu açıklayan ABD Senatosu İstihbarat Komitesi. Rapor CIA’nin “sorgulama yöntemleri’” adı altında tutuklulara sistematik olarak işkence yapıldığını ortaya koyuyor. Bu durum bilmediğimiz bir durum değil, Amerika işkenceci yüzünü ne kadar kapatmak isterse istesin Irak’ı, Afganistan’ı ve Guantanamo Hapishanesi’nde daha önce ortaya çıkan işkenceleri unutmuş değiliz. Ki bu raporu hazırlayan da işkenceleri yapan da aynı, ABD kendini aklamak için bu yollara başvuruyor. Güya bu işkenceler bilgisi dışında yapılıyor.
Raporun tümü de açıklanmıyor. Bir kısmı açıklanan raporda tutuklulara matkapla, Rus Ruleti oynatarak, yakınlarına tecavüz tehdidi yönelterek, kaba dayakla ve hatta rektum*dan besleyerek sorgulama yapıldığı, yüksek sesle saatlerce müzik dinletildiği yer alıyor. Ki psikologlardan işkence yöntemleri
konusunda bilgi aldıkları ve psikologların danışmanlığında belli işkence yöntemleri uyguladıkları da ortaya çıkmıştı daha evvelinden.
Tüm bu işkence yöntemleri arasında dikkatimizi çeken bir yöntem müzikle işkence yapılması oldu. Hatta hangi şarkıları işkence aracına dönüştürdükleri de raporda not olarak geçiyor. Bu noktaya değinmeden evvel önemi üzerinde duracağımız en temel konu, müziğin işkence yöntemi olarak kullanılması oluyor.
Çünkü, burada belki diğer işkence yöntemlerine göre bir insana bir şey dinleterek işkence edilmesi yönteminin tercihi daha masum durabilir fakat durum hiç de öyle değildir. Bu psikolojik, ideolojik ve kültürel saldırının üst boyutudur. Çünkü burada emperyalizmin sanatı da kendi çıkarları doğrultusunda güdümlemesi söz konusu.
Sanat insan ruhunu yenileştirici, şekillendirici etkiye sahiptir. Yazımız özne-
linde değineceğimiz müzik de insan ruhuna hitap eder, insanın kendini ifade etme aracıdır, yaşamı farklı boyutlarıyla farklı şekillerde anlatır. Tüm sanatlar gibi insan ruhunu besler, insanı geliştirir ve belli noktalarda yönlendirir. İnsanı bir boyutuyla beslemek ve geliştirmek gibi işlevi olan sanat bugün tamamiyle bu işlevlerinin dışında ele alınmaktadır. Sanat kültürel yozlaştırma aracı olarak kullanılmakta, günümüz sömürü sisteminin devam edebilmesi için var olmaktadır. Halktan kopuk, ne anlattığı belli olmayan eserler sanat eserleri olarak önümüze konulmaktadır. Gerçekte neyi anlattığını anlamadığınız bir tablo milyon dolarlara satılmaktadır. Kapitalizm sanatın da içini boşaltmıştır.
Peki, neden işkence aracı olarak müzik? Müziğin doğrudan duyguları harekete geçirmesi onun bu şekilde kullanılmasına da yol açmıştır. Müziğin insanlar üzerinde psikolojik etkileri vardır, bu etkiler araştırılmakta yapılan araştırmalar sonucunda müziğin etkileri ortaya konmaktadır. Bitkisel hayatta olan bir insana yaşama tutunması için sevdiği şarkıların dinletilmesi ya da bir çatışmanın ortasında en umudumuzu kaybettiğimiz anda duyacağımız bir marşın yaratacağı motivasyon müziğin etkilerine örnek olarak verilebilir.
Tabi farklı müzik türlerinin farklı etkileri vardır. Yapılan araştırmalar hangi müzik türünün insanda nasıl bir uyarıda bulunduğunu, neye yönlendirdiğini ortaya koymaktadır. Örneğin arabesk müziği dinleyenlerin genelde bunalımlı bir havada olmaları, heavy metal dinleyenlerin agresif, tepkili olmaları gibi.
Müziğin doğrudan duyguları harekete geçirmesi onu daha önemeli bir yere koymaktadır. Bir müzik eseri duyulduğu an itibariyle; sevinç, hüzün, kızgınlık, umut, coşku gibi duyguları yaratmaktadır.
Müziğin insan psikolojisini bu denli etkilemesi onu işkence aracı haline de getirmiştir. Guantanamo’da dinletilen şarkılar, artık birer masum şarkı değil birer işkence aracıdır. Ve o şarkılarla işkenceye maruz kalanlar artık sonsuza
değin o şarkıları duyduklarında o anları anımsayacak ve acısını yaşayacaktır.
Bu bizim ülkemizde de uygulanan bir yöntemdir. 1980 askeri-faşist cuntasından hemen sonra tutuklanan devrimci demokrat insanlara Ayten Alpman’ın “Bir Başkadır Benim Memleketim” şarkısı Gayrettepe işkencehanelerinde, Ziverbey Köşkleri’nde dinletilmiş, işkence esnasında İstiklal Marşı açılmış ve gözaltındakilerin söylemediği an da işkencenin dozu arttırılmıştır.
Ya da F Tipi tecrit hücrelerine geçildiği 2000’li yılların başında tüm hapishane hücrelerine, o dönemlerin meşhur pop frekansları merkezi yayın yapılır ve tüm gün sabahtan akşama kadar d inletilmiştir. 1980’de de 2000’ler de bu müzikli işkenceye maruz kalanların ortak bir yanı hayatın hangi evresinde o şarkıya maruz kalırlarsa kalsınlar işkenceyi anımsamaları, yarattığı duygu durumuna tekrar girmeleri anlamına geliyordu. Türkiye’de devrimciler müziğin düşman tarafından işkence aleti olarak kullanılmasını devrimci yaratıcılıkları ve iradeleriyle aştılar. Düşmanın müziği karşısında kendi devrimci şarkılarını, marşlarını yarattılar ve düşmanın
şarkıları merkezi sistemlerle haykırılsa da küçücük hücrelerde kendi marşlarını türkülerini söylemekten geri durmadılar.
İşte bu çizdiğimiz tablo kapitalizmin vahşetine örnektir. Kapitalizm bu kadar acımasızdır ve her şeyi acımasızca tüketir. Her şeyin içini boşaltır, var olduğu işlevinden farklı bir işlev için kullanır, anlam karmaşası yaratır, insanı insan olmaktan çıkarır.
Bu kültüre karşı çıkmadıkça tükenecek ve kaybedeceğiz, yaşamımıza farklı boyutlar kattığını düşündüğümüz her şey bir gün karşımıza bir işkence aracı olarak çıkmaya devam edecek. Yani mesele sadece CIA’nin birkaç şarkıyı işkence aracı olarak kullanması değil bunun bir kültür olması ve müziğe, sanata biçilen rolün açık olarak ortaya konması. Müzik halkları umudunu büyütmeye, onların şarkılarını, acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini söylemeye devam edecek, ne kadar sanatı çıkarları uğruna kullanabilecekleri bir araç halline getirmeye çalışırlarsa çalışsınlar onlara karşı halk için sanat yapmaya devam edenler olacak, bedeli ne olursa olsun

Benzer Yazılar

1189

1811

1306

2180

NO COMMENTS

Leave a Reply