eduardo galeanoya teşekkür ve bin selam | ümit ilter

eduardo galeanoya teşekkür ve bin selam | ümit ilter

1001

“Ve size bir söz verirsem, kendimi de vermiş olurum.”

Eduardo Galeano

Kesik damarlarımız olduğunu gösterdin bize. Kal- bimizin içinde. “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” değildi sadece senden öğrendigimiz. Hayatımızın paramparça edilen damarlarıydı. İsyan kanayan damarlardı bunlar…

“Ateş Anıları”mız olduğunu anımsattın bize. “Nereden geldiğini bilmeyen nereye gittiğini nasıl bilebilir?” diye dordun bize hep: Cevabını paylaşarak! Öğrendik, anılarımızın neden ateşli olduğunu.Ki ancak anıları ateşli olanların, geleceği aydınlık olur…

Elbette, “Biz Hayır Diyoruz” sömürü ve zulme. Hor görülmeye, adaletsizliğe, alçaklığa…Hayır diyoruz. Biz, birbirimizi, sömürü ve zulme “Hayır!”deyişimizden biliyoruz. Ve sen, bize “Hayır!” diyebilmenin gerekliliği kadar güzelliğini de kavratıyorsun…

Saklamaya hiç gerek yok: “Gölgede ve Güneşte Futbol” oynamayı seviyoruz. Kan kardeşi olduğumuz kadar, ter kardeşiyiz aynı zamanda. Omuz omuza futbol oynadık önce. “Faşizme Karşı Omuz Omuza” olmayı öğrendik sonra.Ve sen, halk çocuklarının futbolu niye sevdiğini severek anlattın bize…

Hayat denilen kavganın içinde “Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri”ni yaşadık pişman olmadan. Çünkü, günleri umut ile geceleri onur ile güzelleştirdik. Ve sen, hayatın hakkını vermekten bahsettin o gündüz ve geceler boyunca…

Haklısın, üstad, Tepetaklak” bir dünya bu. Zalimin iğrenç yalanları, nasıl da tetikliyor kusma hissini. Ve sen Tersine Dünya Okulu”muzun ölümsüz öğret- meni olarak, yalanla nasıl başedileceğini de gösterdin…

“Zamanın Ağızları” bize ne söylüyor, anlattın hiç usanmadan. Anladık ki, Büyük İnsanlık, senin ağzınla anlatıyor kendi öyküsünü bize. Anladık ki , anlatılan bizim hikayemiz. Ve sen, tarihin dengbejinden başkasın değilsin…

Koştuk, “Yürüyen kelimeler”in peşinden. Ki ancak, gönül dilinden dökülen kelimeler, adresini bilerek yürüyebilir böyle. Halkların tarih tarlasından toplayıp bize armağan ettiğin kelimelerdir onlar. Bizim kelimelerimizdir hepsi…

Halk düşmanları bölmenin, parçalamanın, yabancılaşmanın kanun kitaplarını yazarken, sen “kucaklaşmanın Kitabı” nı yazdın.

Okudukça onurla, umutla, halklarla ve yarınlarla kucaklaşmamızı sağlayan. Ki tam da bu nedenle yazmadın zaten her kelimeni. Ve hiç biri boşa gitmedi…

“Ve Günler Yürümeye Başladı Demiştin”, günlerin nereye yürüdüğünü göstererek. Gördük; günler, sosyalizme yürüyor. Ağır aksak belki ama hiç durmadan. Ki “Sosyalizm, insanları arılaştırdığı, bencillikten uzaklaştırdığı, rekabetten ve gözlülükten kurtardığı oranda anlam kazanıyor” diyordun sen de hiç durmadan…

Senin kaleminden dökülen “Aynalar” bize kim olduğumuzu nereden ve nasıl geldiğimizi , nereye gittiğimizi hissettirir. Söylemenin ötesine geçerek, derinden ve içten hissettirir. Midenin açlığı hissetmesi gibidir gibidir bu. Tersi mümkün değildir. Açken, tokluk hissedilmez çünkü…

“Henüz haritalarda yer almayan bir ülkenin özlemini duyorum” demiştin. O ülkenin adı, “Gelecek”ti ve gelecek , bizimdir. Ki tarihi sevdirdiğin kadar , geleceği özlemeyi de gösterdin. Ve ancak, geleceği özlemeyi bilenler geleceğe giderler, değil mi üstad?

Diyordun ki: “Ütopya ufka benziyor. ( Ben iki adım atıyorum , o iki adım geriye gidiyor. Ben on adım atıyorum, o on adım geriliyor.) Ufuk erişilmezdir. O zaman neden ütopyaya ihtiyacımız var? Şu nedenle: Yürüyüşü sürdürebilmek için…”

Sevgili söz üstadımız Eduardo Galeona, Büyük İnsanlığın yürüyüşü sürdükçe, senin sözlerin daima yön gösterecektir. Gazeteler, öldüğünü yazıyorlar . “Aptallar” derdin ve eklerdin; Sözler ölmez…

Sen Büyük İnsanlığın büyüklüğüne dair, halklara çok sözler verdin. Kendini verdin, halkların ölüm- süzlüğüne. Kendini kattın, insanliğin büyüklüğüne…

Bitirirken, Che’den bahsettiğin o sözün senin, senin gözlerin için de geçerli olduğunu not düşmeliyiz buraya: “Herkes gibi, Che Guevara da kendini gözleriyle ele verirdi. Daha yeni doğmuş gibi apaydınlık bakışını anımsıyorum, inanç dolu insanların bakışı…”

NO COMMENTS

Leave a Reply