duygu pazarı : evim şahane | deniz korcan

duygu pazarı : evim şahane | deniz korcan

1384

Televizyon ekranlarına çıkacakları, hayallerine kavuşacakları günün ortak olacağı akıllarına gelmiş miydi kim bilir…
Ayşe ile Elmas 50’li yaşlarda iki komşu. İstanbul’un yoksul mahallelerinden birinde yaşıyorlar. Onlar ile tanışmamız bir televizyon kanalında yayınlanan “Evim Şahane” isimli programla oldu…
“Evim Şahane” isimli program hemen her gün televizyon ekranlarında yayınlanan ihtiyacı olan ailelerin evlerini mimari olarak düzenleyen aslında gerçek anlamıyla yoksulluklarından reyting elde etmeye yarayan bir program. İhtiyacı olanlar bu programa başvuruyor talihli olanlar seçiliyor ve evlerine tadilat yapılıyor eşya vb alınıyor. Günümüzde “paylaşmak” kelimesi sıklıkla Facebook sayfalarından sarf edilirken yoksul iki insanın hayatın yükünü nasıl paylaştıklarına tanık olduk bu programda.
Ayşe komşusu Elmas’a her zaman destek olmuş. Evlerini beraber yapmışlar akan yerlerini beraber onarmışlar. Bir gün Ayşe komşusu Elmas için bu programı aramış. Kanal yetkileri karar vermişler ve “Evim Şahane” ekibi yola koyulmuş. Bu arada var olan yoksulluk iyice deşifre ediliyor programda. Spiker dış ses sürekli ihtiyacı olan insanlara sorular yönelterek yoksulluğun deşifrasyonunu yapıyor ve evi yapılan ihtiyaç sahibi yoksul insanların alabildiğince minnet etmesi sağlanıyor.
Ayşe’yi dinlerken zaman zaman gözlerimiz dolu dolu oluyor. Yoksulluğunu anlatıyor Ayşe ve aslında kimseye minnet etmemenin getirdiği mağrurlukla konuşuyor. Kendisi için değil komşusu için arıyor programı. Dilencileştirilmek istenen halkın dayanışması var aslında sözlerinde. “Biz” diyor “Her şeyi kendimiz yaptık. Benim kapımdan malam çalındı duvarları yapıyordum ben onunla ben o malaya bile ağladım biliyor musunuz… Biz Elmas’la ile duvarlarımızı kendimiz yaparız. Akan yerleri onarırız. Biz böyle düz duvarlara sıva yapmayı bilmeyiz. Bizim duvarlarımız engin yüksek olur…”
Ustaların elinden malaları alıp duvarları kendileri sıvamaya çalışıyorlar.Hayatı sorguluyor bir yandan da “ben anlamıyorum markete gidiyorum ben bi paket mercimek alıyorum önüm sıra giden arabaya dolduruyor bir sürü yiyecek. Bunların hepsini yiyorlar mı diye düşünüyorum. Yiyemezler ki yazık günah dökülüyordur o kadar yiyecek… israf…”
Aha diyor “benim bu üstümdeki hırka var ya kaç yıllık diyeyim mi size valla inanmazsınız aha bu hırka tam 20 yıllık…”
Hep komşusunu düşünmüş Ayşe. “Bunlar “ diyor, “garibandı ben buldum bunlara bu evi, bu koltukları. Şimdi benim hayallerim gerçek oluyor onların evi yapılıyo ya o bana yeter…”
Bütün bu sözleri samimiyeti ile söylüyor ve kendisi için hiç bir şey istemiyor.
Programın formatı gereği evi yapılacak olan aileler mağazalardan kendileri gidip alışveriş yapıyor. Bir halı mağazasından halı beğeniyorlar daha sonra bu halının sigortalı olduğunu öğrenince Ayşe sorgulamaya başlıyor yine hayatı. “Halının sigortası var öyle mi? Yahu insanın sigortası yok, halının var. Mesela benim sigortam yok. Yarın öbür gün ben hastalansam sırtıma alırım Elmas’ın halısını giderim sağlık ocağına derim ki aha benim sigortam!” Gülüyor bunları anlatırken. Hayatı sorguluyor Elmas.. Düzeni sorguluyor… adaletsizliği sorguluyor…
Sözleri dokunaklı.. sözleri öyle bir dokunuyor ki insana. İçimizde patlayacak bir öfkeye dönüşüyor. Halka bunu reva görenler onların yoksulluğundan bile para kazanıyor. Onların acılarından para kazanıyor. Reytinge çeviriyor acıları, umutsuzlukları…
Güya iyilik yapılıyor. Ekranlardan akan duygu sömürüsü. Duyguları pazarlıyorlar bu ekrandan.
Aynı program kimi zaman Ermenek’te bir madenci ailesinin evini yapıyor. Evi baştan sona değiştiriyorlar. Katledilen madencinin ailesinin evinden sevinç çığlıkları yükselmiyor ama. Canları gitmiş insanlar, yetim kalmış çocuklar, evlat acısı çeken anne baba, umut ışığını yitirmiş aile sadece ölen madencinin hatıralarına bakıp gözyaşı döküyor. Hep çocuğuna bir ranza almak isterdi diyor. Hep böyle bir ev yapmak isterdi.Karadeniz’de çocuğunun altını naylon poşetle bağlayan bir aileyi de ziyaret ediyor Evim Şahane ekibi. Ekranları başında aldatılıyor insanlar. Burjuvazi yoksullardan çaldığının küçük bir parçasını yoksullara bahşediyor! Dilenci haline getirilmek istenen bir halk. Minnetlerinden dualarından para kazanıyor kanal.
Evim Şahane… Peki hayat.. hayat da bu kadar şahane mi? Hayat neden adil değil?
Sömürüden olmasın. Duygularımızı da sömürüyorlar. Kirli ve pasaklı kahpe bir düzene makyaj yapıyorlar. Makyajı kazısanız altından irin ve kan akıyor. O kirli o kan emici yüz nasıl da ortaya çıkıveriyor.
Ekranlarımızın başında bu programı izlerken acaba bunları düşünüyor muyuz… İçten içe seviniyoruz yoksul bir ailemiz artık çatısı akmayan bir evde yaşıyor diye. Böyle bir program duygularımızın ticaretini yapıyor aslında. Kimseyi kurtardığı falan da yok. Aç yoksul milyonlar var. Çaya ekmek doğrayan insanlar… Bir öğünle gün savanlar. Hastalıktan ölen yüzlerce insan.. Evleri şahane mi? Haydi buyrun şahane.
Bir elin verdiğini diğer el görmemeli der atasözleri. Yapılan bir iyilik, bir yardım tellal tutarak duyurulmaz. Halkın kültüründe bu vardır. Bu programda yapılan ahlaksızlıktır aslında. Ve de bunu bir medya tekeli yapıyorsa hiç de masum değildir.
Yoksulluğumuzdan acılarımızdan pis ellerinizi çekin… Çünkü yoksulluğa ancak yoksullar son verebilir…

NO COMMENTS

Leave a Reply