Dünya üzerinde korkunç bir yağma ve talan var. Yağmacılar, talancılar belli: Başta ABD olmak üzere tüm emperyalistler… Hiç doymayacakmış gibi sömürüyorlar kaynakların tümünü. İliğini, kemiğini kuruturcasına sömürüyorlar ezilen yoksul halkları… Doymayacaklar da; tarih sahnesinden silinene, o beğenmedikleri yoksullar onları ortadan kaldırana kadar doymayacaklar… Özel mülkiyet ortaya çıktığı, sınıflar belli olduğu andan beri ezen-ezilen, sömü-ren-sömürülen adı verilen bu uzlaşmaz çelişki bugün tüm hızıyla sürüyor.
Sömürenin olduğu yerde sömürülenin direnmesi kadar meşru ve haklı bir gerçek yoktur. Çünkü adalettir bu kavganın aslı astarı ve adalet su gibi, ekmek gibi hayatın kendisi olmuştur ezilenler, sömürülenler için. Kavga her dilde, her renkte sürmüştür bugüne kadar. Dengesiz de olsa sürmüş, ezilenler adaleti sağlamak için zalime kafa tutmaktan korkmamıştır. Dünyanın tüm ezilenleri, deyim yerindeyse kanlarıyla beslemiş-
tir bu koca gezegeni. Bugün hala oluk oluk kan akıyor dünyanın tüm topraklarına. Ezilenin, mazlumun, halk olmak-tan başka bir “suçu” olmayanların kanı dökülüyor emperyalist katiller ve işbirlikçileri tarafından.
Dedik ya, sömürene dur demek, direnmek hak! Bu hakkı kullanıyor ezilen halklar. Yaşananlara bakıp bir sorumlu ararsak, adımlarımız bizi emperyalistlere ve işbirlikçilerine götürür. En yakın örnekten yola çıkalım. Paris’te, Charlie Hebdo adlı mizah dergisinin bürosu, El Kaide’nin Yemen Kolu tarafından görevlendirilen Said Kouachi ve Chérif Kouachi adlı iki kardeş tarafından basıldı ve ikisi polis olmak üzere 12 kişi bu saldırıda hayatını kaybetti. El Kaide’nin başta ABD olmak üzere emperyalist güçler tarafından sosyalist ülkelere ve kendilerine direnen halklara karşı kullanılmak için korunup kollanan bir örgüt olduğunu hatırlatarak başlayalım analize…
Charlie Hebdo, kendisine İslam da dahil olmak üzere tüm dinlere karşı olmak gibi bir misyon biçmiş bir mizah dergisi. Sınıfsal kökenleri ve savundukları düşüncelere derinlemesine dalmadan yaptıkları “mizahı” savunduğumuzu söyleyemeyiz, bu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak ne olursa olsun, bir karikatürün karşılığı böyle bir katliam olamaz, olmamalıdır! Charlie Hebdo çalışanları, küçük burjuva kimlikleri ve Avrupalı kibirleriyle, hep savunal-geldikleri “Özgürlük, hem de sınırsız!” anlayışından hareket etmiş ve Müslümanların kutsallarına dokunmuşlardır. Hiçbir şey nedensiz değildir!
Sovyetler Birliği’nin ve buna bağlı olarak sosyalist bloğun arka arkaya çöküşünden sonra ortaya atılan tez, Ameri-kalı siyaset bilimci Fukuyama’nın dile getirdirdiği “Tarihin, yani ideolojilerin sonu geldi, artık, liberalizm her yerde ve her şeye egemendir” anlayışıydı. Fu-kuyama, insanlararası farklılıkların artık ideolojilerde değil başka alanlarda aranacağını belirtiyordu. Sonradan, bir başka Amerikalı siyaset bilimci, Samuel P. Huntington, Fukuyama’nın bıraktığı yerden aldı ve 21. yüzyılın din ve kültür ağırlıklı bir uygarlıklar çatışması ile belirleneceğini söyledi. Yapılmak istenen bellidir: Sınıfsal çelişkileri yok saymak ve halkları birbirine düşmanlaştıra-rak sömürü düzenlerini baki kilmak! 11 Eylül sonrası Huntington’un tezini doğrulamak adına Amerika’nın ve dig-ger emperyalistlerin İslam dünyasına, Müslümanlara yönelik saldırılarını, körüklenen İslam düşmanlığını hatırlayın. Bir taşla binlerce kuş vurmak diye buna deniyor işte. Hedef şaşırtılıyor, halklar birbirine düşman ediliyor, birbirine kırdırılıyor ve emperyalist sömürü meşru-laştırılıyor. Burjuva ideologları hiç boş durmuyor.
Charlie Hebdo katliamı, şimdi Huntington’un tezini yeniden doğrulayacak(!) bir saldırı dalgasına zemin hazırlamış görünüyor. Emperyalistler mal bulmuş Mağribi gibi atıldılar El Kaide’nin eyleminin üzerine. El Kaide, anlamını
bulan deyimle, ekmeklerine yağ sürdü emperyalistlerin. Şim di gelsin Müslüman halklara yönelik saldırılar, İslam düşmanlığı… Yalanların bini bir para. Sözde herkes gerçek Müslümanların böyle bir katliam yapmayacağını savunuyor, buna Obama, Holland, Mer-kel de dahil. Ama Afrika’yı kana boğan Fransa, Irak açıklarına bir uçak gemisini gönderdi bile, Irak’taki halkların üzerine bombalar yağdırmak için. Adına PEGİDA denilen ırkçı örgütlenme, hayatında görmediği bir kalabalığa ulaşıp 20 bin ırkçıyı sokağa dökmeyi başardı. Başta Almanya olmak üzere camilere ve mescidlere yönelik saldırılar giderek yoğunlaşıyor.
Yaşananların nedenlerine ve sonuçlarına birlikte bakmak gerekiyor. Ana halkayı yakalamak ancak böyle mümkün olabilir ve bu yakalanmadıkça da politik bir değerlendirme yapmanın olanağı yoktur. Emperyalizm kriz içerisinde. Sosyalist bloğun dağılması, yeni pazarların ortaya çıkması onları krizden çıkaramadı, sonuç bekledikleri gibi ol-
madı. Rusya ve özellikle Çin’in emperyalist kampta kendilerine önemli yerler edinmesiyle kriz giderek derinleşti. ABD ve AB emperyalistleri önce Irak, ardından da Libya’yı sömürgeleştirerek nisbeten “rahatladı” iseler de, yine de krizden tam anlamıyla çıkmaları mümkün olmadı. Bu zaten hiç mümkün olmayacak, kapitalizmin yapısal krizden çıkmasının olanağı yok ne yazık ki! Şimdi sırada Suriye ve İran var yeni düşmanlar olarak emperyalist kamp için. Suriye’de baltayı taşa vurmaları ile dengeler altüst olmuş durumda. Silahlı İslami güçlerin emperyalistlerin tetikçiliğiyle beraber, bazen -El Kaide ve IŞİD gibi- denetimden çıkmaları da emperyalistlerin planlarını dönemsel olarak bozuyor.
İslami örgütlerin adalet anlayışları, emperyalistler tarafından körüklenen İslam düşmanlığı, daha doğru deyimle halklar arası düşmanlğın güçlenmesine yol açacak kadtar sakattır. Hedefler muğlak ve uygulanan şiddet öz ve biçim olarak yanlıştır. Kafa kesmeler, binalardan atmalar, diri diri yakmalar, taşlayarak öldürmeler ve buna benzer şiddet politikaları, emperyalistlerin eli-ni güçlendirecek boyutta uygulanıyor İslamcılar tarafından. Adalet isteyenler, bunu İslamcılarda bulamayacaktır, çünkü İslam’da kapitalizm dışında bir ekonomik düzen yoktur; kapitalizm de sömürü üzerine kurulu bir düzendir. İslamcı örgütlerin çok önemli bir toplamı bizzat emperyalistler tarafından kurulmuştur ve hala da içli dışlıdırlar. İşbir-likçiliği meslek edinmiş onlarca İslamcı örgüt bugün mazlum halklara yönelik katliam saldırılarını sürdürüyorlar. İşte IŞİD… Bugün Suriye’yi kana buluyor, erkek kadın çocuk yaşlı demeden herkesi kurşuna diziyor, her gün onlarca kafa kesiyor. “Makul ve liberal” İslamcılar da aynıdır. Onlar da hırsız, arsız ve halk düşmanıdır. AKP gibi… Diğer Müslüman ülkelerdeki liberal İslami iktidarlar gibi… Hemen hepsi emper-yalislerin işbirlikçisidir ve onların politi-kalarını uygulamakta, onların sömürü
ve baskı rejimlerinin devamı için canla başla çabalamaktadırlar.
Sonuç olarak;
Charlie Hebdo katliamının da, dünya üzerindeki tüm katliamların da en büyük sorumlusu emperyalistlerdir. Başka suçlu arayan yalan söylüyor, hedef şaşırtıyordur veya apolitik değerlendirme yapıyordur. Dünya bugün kan gölüne dönmüşse bu emperyalistlerin eseridir.
Dünyayı kana bulayanların hiç kimseyi eleştirmeye, kınamaya ve mahkum etmeye zerre hakları yoktur. Onlar işledikleri suçların karşılığını mutlaka göreceklerdir başta Fransız emperyalizmi olmak üzere…
Emperyalistler halklar arası düşmanlığı körükleyerek, bu katliamın zemini hazırlamıştır ve bu politikaya devam ederek olası katliamlara davetiye çıkarmaktadır.
İslamcı örgütlerin adalet ölçüsü yoktur, olmayacaktır da. Katliamda emperyalistlerin eline su dökemeyecek durumda olsalar da, adaletsizlikleriyle ve kör şiddetleriyle suç işlemekte masumların kanını dökmektedirler. Emperyalistlerle girdikleri ilişkiler boyutuyla da suçlarını büyütmektedirler.
AKP iktidarı, katil IŞİD’e ve muadillerine verdiği destekle, bu katliamdan birinci derece sorumlular arasındadır. Tarih ve halklar bu suçu hiç unutmayacak, affetmeyecektir.
Dünyada adaleti sağlayacak tek güç devrimcilerdir. İnançların özgürce yaşamak isteyenlerin yeri, din tüccarlarının veya emperyalistlerin kucağındaki İslamcı örgütlerin yanı değil, devrimci-lerin omuz başıdır. Baskı, yasak ve sömürüden başka bir kurtuluş yolu yoktur, var diyen yalan söylüyordur! 

Benzer Yazılar

1136

1773

1276

2140

NO COMMENTS

Leave a Reply