bütün sanatçılar birleşin | berrin soydaş

bütün sanatçılar birleşin | berrin soydaş

757

Her ne kadar sanatsal açıdan içi boştur, ölüdür, estetikten yoksun desek de “AKP kendi sanatını” halka kepçe ile dağıtıyor. Ve dahası kendisine tabi, adeta faşizme kulluk eden bir sanatçı kesimi yaratmaya çalışıyor. Yapamıyorsa, en büyük kozu ve gücü olan korku, sindirme silahını kullanıp tarafsızlaştırarak bertaraf ediyor.

Her geçen gün hem üretim hem de geçim maliyeti artan sanatçı dar bir ekonomi kafesinin içinde üretmeye zorlanıyor. Faşizmin, yoksullukla terbiye etme politikasından sanatçılar da payına düşeni almaya başlıyor artık. Sanatçı en büyük gücü olan düşünce üretiminden koparılıp geçim derdine hapsedilmeye çalışılıyor.

Sanat emekçileri; uzun çalışma süreleri, sağlıksız çalışma koşulları, yapımcı baskısı, sansür, ödenek bulma gibi sorunlarla boğuşmaktan, işsiz kalma korkusu ile yaşamaktan adeta hareket edemez hale getirilmiş durumda. Büyük ödenekli tekellerden ödenek alma pahasına kendinden, yaratımından, sanatsal estetik kaygılarından, mesajından vazgeçen sanatçı böylece köleleştiriliyor. Devlet yanlısı, AKP kafalı üretimlere kültür bakanlığının olanaklarının kapısı ardına kadar açıkken, diğer tüm sanatçılar adeta çay kaşığı ile tencerelerini doldurmaya çalışıyor. Sanat üretimi için gerekli olan teknik, maddi, manevi olanaklardan yoksun bırakılan sanatçılarımız zor koşullarda üretilen eserlerini yaygınlaştırmakta da zorlanmaktadır. Yaygınlaştırma araçlarına (medya, sinema salonları, sergi salonları, tiyatro salonları, konser salonları, yayınevleri vs.) ulaşma neredeyse imkansız hale gelmiş durumdadır.

Çeşitli yasalarla, kararnamelerle, küçük desteklerle sanatçılar güçlendirileceğine; devlet mekanizması, sanatçının faaliyeti olan “yaratım faaliyetinin” güvence altına alınması önündeki her türlü ekonomik, sosyal, fiziki engeller kaldırılması gerektiği halde; yasası, parası, polisi ile sanatçıların üzerine bir karabasan gibi çökmekte… Her geçen gün kan gölünün büyüdüğü bir ortamda faşizme karşı daha fazla, daha güçlü eserler vermesi; böylesi süreçlerde halklarla daha bir bütün, omuz omuza olması; sanatını verilen mücadelenin bir silahı haline getirmesi gereken sanatçılar; olmak ya da olmamak ikilemi ile başbaşa buluyor kendisini. Atacağı her adımı düşünmek; oysa ki kendini dar kalıplara hapseden statülerinin kırılmasına göz yummamak, yıllardır birlik için verilen sözlerin alınan kararların uygulanmaması, kağıt üstünde kalan lafta kalan mesajlar… Sanatçılar kendilerine ve alanlarına güvensiz bireyler haline gelmiştir. Bu bitap hal, güvensizlik yerinde durmamış, sanatçılarımızı burjuvazinin yoz kültürüne hizmet eder hale bile getirmiştir. Kapitalizmin bencil, çıkarcı, hırslı, kar delisi, duyarsız, güvensiz özelliği bazı sanatçılarımızı sarıp sarmalamış ve alanımızın genç kuşaklarının geleceğini ciddi derecede tehdit eder hale gelmiştir.

Peki ne yapacağız? Binlerce sanat emekçisi bu koşullar altında ne yapacak? Farklı farklı yerlerden, farklı farklı kitleselliklerle bulunduğumuz yerlerde çıkardığımız cılız eserler, bireysel tepkilerimiz, dar katılımlı panellerimiz, toplantılarımız, hayata geçmeyeceğini bilerek alınan kararlar… ne işe yarıyor?

Bütün sanatçılar için yaptığımız “Bütün Sanatçılar Birleşin” çağrısı; artık sadece teorik bir söylem ya da bir temenni, genel siyasi propaganda amaçlı bir çağrı olmaktan öteye geçmeli. Bu çağrıyı yaparken Sanat Meclisi’nin düşüncesi tüm sanat alanı insanlarıyla faşizme karşı oluşacak bir birlikteliğin pratikte hayata geçme koşullarının varlığı ve koşullarının çoktan oluşmuş olması değil. Çünkü bu çok uzun zamandır var olan bir gerçek. Esas olan bunun bir zorunluluk olduğudur. Meclis ile AKP iktidarına karşı mücadelemizi her alanda sistemli, inatçı ve amansız bir şekilde vermeliyiz. Dönemsel moral bozuklukları, sıkılmalar, kendi kabuğuna çekilmeler bize yakışmaz.

Faşizmin ülkemizdeki temsilcisi AKP’nin her geçen gün yoğunlaşan saldırısı bir çağrının ve her şeyden önemlisi “pratikte birliğin” aciliyetini ve zorunluluğunu arttırıyor. Üzerine yorumlar yapılırsa yapılsın, ne tespitler yapılırsa yapılsın son seçimler faşizmin gücünü, büyüklüğünü değil; örgütlenmelerimizin, birliklerimizin, ortak cephemizin güçlenmesinin zorunlu olduğunu göstermiştir.

AKP iktidarı, kendi saldırı alanlarını ve kapitalist sömürü alanlarını her geçen gün arttırmakla kalmıyor aynı zamanda bu saldırı ve sömürünün önünde engel olabilecek her türlü yasal engelleri de ortadan kaldırıyor. Sanatçılar akademisyen gözaltına alınıyor, tehditlerle burunları sürtülmeye çalışılıyor, tutuklanıyor. Her alanda, işleyişte, her kurumda “uygun maddelerle” varlığını güçlendiriyor. Bu ise sanatçıların hem üretim, hem yayma hem de süreklilik oluşturma açısından omuzlarımıza daha fazla yük binmesine sebep oluyor. Üretim özgürlüğümüz, düşünce özgürlüğümüz, yayma ve yaygınlaştırma özgürlüğümüz, mesleki özgürlüğümüz yok oluyor.

Bölük pörçük birlikler, alanın genel sorunlarından kopuk, ülkenin genel sorunlarından kopuk birlikler, dernekler, vakıflar, kolektifler, gruplar, federasyonlar, sendikalar, odalar… Çağrımız hepsinin bir araya gelerek bir meclis çatısı altında ortak pratik örgütlenmesi üzerinedir. Bunun zorunluluğunu demin ifade etmiştik. Program, estetik, yol-yöntem, siyasi düşünceler… tüm farklılıklarımıza birlikte bir araya gelebilme koşullarımızı yaratmalıyız.

Sanatçılarımız değişik mesleki örgütler içerisinde yer alabilirler. Kendi sanat disiplinlerinin sorunlarına ve çözüm pratiğine yönelik kurulmuş birliklerde örgütlenmiş olabilirler. Bunların hiçbirisi faşizme karşı ortaklık kurulamaz, güç birliği yapılamaz, ortak eylemler sergilenemez anlamına gelmez; sanatımızın sorunları etrafında örgütlenmemizi engellemez.

Bir avuç kadar olan halk düşmanlarının safında sanatçı olmaya ya da faşizmin incir yaprağı olma görevi üstlenmiş iktidar yanlısı sanatçı müsveddelerinin dışında herkes bu çağrı altında bir araya gelebilir.

Ülkemizde yaşanan son süreç, katliamlar, koyulaşmış yoksulluk, paçalardan akan yolsuzluk… gösteriyor ki halklarımızın verdiği amansız ve ağır bedelli mücadelede sanatımızla yanında olmalıyız. Halkın moral değerini yükseltmek için verdiğimiz mücadele bir o kadar da kendimize ve alanımıza verdiğimiz emekle bütünlük arz edecektir.

Sanatçı ile halkın çıkarı bir bütündür. Biz sanatçıların buradan çıkaracağımız yeni ve güçlü üretimler yaparak, mesleki doygunluğa ulaşmak, insan olarak ayakta kalmaktır. Yaptığımız “Bütün Sanatçılar Birleşin” çağrısı da bu çıkar ile yapılmıştır. Maddiyat hiçbir zaman sanat üretiminde bir motivasyon aracı olmamıştır, olmayacaktır da…

Bugün bütün halk kesimleri ve ülkemiz aydınların böylesi baskı ve zor koşulları altında, yeni doğacak tehlikelerle baş etmek zorunda iken tüm sanat disiplinlerinden sanat emekçilerinin bir araya gelmesi bir örnek de oluşturabilir. Ve tüm halk kesimlerinin birleşmesi için verilecek güçlü mesajların ilk somut adımları olabilir.

Sanatın birleştirici, motive edici, güçlendirici etkisini kullanmalıyız ve hatta faşizm koşullarında daha fazla…

Bomba patlama riski var konser yapmayalım, provokasyon olabilir sergi açmayalım, bu karanlık dönemde nasıl üreteceğiz ki, bilemiyorum küstüm bu ülkeden gidiyorum, üzgünüm içimden gelmiyor, gelemem vaktim yok, ulaştıramıyoruz boşa kürek sallıyoruz bence… vs demeden hep üretmeyi zorlayarak, olanaklarımızı birleştirerek ve birleşerek yürümeliyiz. Alanımızı sürüklemek istedikleri o bataklıktan kurtarmalıyız.

İktidar artık gücünü terörden, gözü dönmüş bir şiddetten ve de uşaklık ettiği emperyalizmden alıyor. Korku, sindirme, aşağılama, yok etme… tehditlerinden… Tıpkı emperyalizmin asıl gücünü savaşlardan aldığı gibi. Bu gücü elinden hiç düşürmek istemeyen iktidar “demokrasiyi bile önünde bir engel olarak görüyor. Kendi politikalarını hayata geçirmeye çalışırken ne yasa ne hukuk dinliyor. Yasal bile olamıyor. Tek sığınakları var, koyusundan bir faşizm. Demokratik en ufak talebin, kullanılan en ufak demokratik hakkın celladı oluyorlar.

Ülkemizde sanat alanının gündemini, politikasını belirleyemez durumdayız. İktidarın baskı fırtınası ile ordan oraya savrulur durumdayken ancak kenetlenen ellerimizle güçlü bir duruş sergileyebiliriz, üretim politikalarımızı belirleyebiliriz, sanatın kendi iç sorunlarını tartışabilir çözebiliriz. Ne de olsa saldırılar var, bu durumda sanatın geliştirici, ilerletici tartışmaların olmaması normal diyemeyiz. Dönemin sanatsal gelişimi, dönemin sanatçılarının yani bizim sorumluluğumuzdadır. O dar çemberi, küçük kafesi normal görmemeli ve kanıksamamalıyız. Yani bütün sanatçılar sadece faşizme karşı değil, “faşizme rağmen” birleşmelidir. Sadece faşizme karşı değil, faşizme rağmen üretmelidir. Ve bunun için yine birleşmelidir.

Halkımızın, arkasında sürekli ölüler bırakarak ilerlemeye çalıştığı yolda sanatımızı, sanatsal yetilerimizi büyütmek bir zorunluluktur. Sanatın sadece bir eğlence aracı olmadığı düşüncesini kavratma görevi de bize düşmektedir. Sanat bir mücadele aracıdır. Birbiriyle asla bağdaşmayacak, uzlaşmayacak iki sınıfın savaşında yeri hep de vardır. Halk düşmanları ile halkın amansız, çetin savaşında yeri vardır. Ve bu savaş biz sanatçılar için iki yönlüdür. Bir yandan sanatımız, bir yandan halk kesimlerine olan saldırıda aynı taraftayız.

Bizleri de kendi içimizde küçük küçük lokmalara ayırarak yok etmek istiyor sistem. Parçala, hükmet… İktidarın birliklere karşı vazgeçmediği politikası… Bizde nasıl karşılığını buluyor? Sadece sanat dallarını birbirinden koparmakla kalmıyor; figüranı esas oyuncudan, ışıkçıyı senaristten, enstrüman çalanı solistten, redaktörü yazardan, dekorcuyu oyuncudan, oyuncuyu yönetmenden koparıyor ve hatta düşmanlaştırıyor sistem. Bilinçleri çarpıtıp sömürüsünü perdeliyor, maskeliyor böylece… Sorunun kaynağı sistem değil; senden daha çok para kazanan oyuncu oluyor, solist oluyor vs.

Ortada çözülecek olan derin ve genişçe bir kriz var. İktidarın yönetememe krizi. Son zamanlarda, (özellikle seçimler sürecinde) dile gelen istikrar krizi… Bu kriz mutlaka son bulacak, çelişki çözülecek. Nasıl ve kimden yana olacak çözüm mesele bu… AKP kendinden yana çözme telaşı ile saldırıyor. Ülkenin ihtiyaçları, halkın ihtiyaçları, emekçi kesimin talepleri… gözardı ediliyor. Halkı yüzde oranları ile bölüyor. AKP’ye oy veriyor diyerek halka sırt çeviren sanatçı, aydın böylece hayat damarını kendisi kesiyor. Ve bu da iktidarın tek amacı olan “saltanatını” sürdürmesine hizmet etmekten başka bir işe yaramıyor.

Son süreçte sanatçıların yoğun emekle ürettiği önemli eserler dahi hem piyasa hem iktidarın baskıları, karyı ideolojinin, gericiliğinin çemberi içinde kaybolup gidiyor. Eser üretmenin, üretilen eserin mutluluğunu ve kıvancını dahi yaşayamaz oluyoruz. (Üretimlerimizin; yoğun halk gündemi – halkın yakıcı sorunları ile ne kadar bütünlük arzediyor, bu ayrı bir tartışma konusu.)

Sonuç olarak; tüm sanatçıların birleşmesi gerektiği apaçık ortadadır. Bu birliğin önemi hem halkımız hem de sanatçılar için ne kadar gerekli olduğunu ifade ettik. Yine konuşacağız, tartışacağız…

NO COMMENTS

Leave a Reply