bu düzende insanların eşit olduğu kocaman bir yalandır | sanat cephesi

bu düzende insanların eşit olduğu kocaman bir yalandır | sanat cephesi

646

yük bir sömürü var, insanın insan tarafından sömürüldüğü bir ülkede eşitlikten söz edemezsiniz. Bir milyonerle bir işsizin yasa karşısında eşit olduğu söylenir. Bu nasıl bir eşitliktir ki, milyonerler lüks villalarda oturur, lüks yatlarda tatiller yapar. Yoksul işsiz ise barakalarda gecekondulara yaşar. Bu nasıl bir eşitliktir ki, yoksullar mahkemede dava açma ücretini yatıramadığı için dava bile açamaz. Hakimler ve savcılar önlerini ilikleyerek ayakta karşılarlar milyonerleri.

Gerçek eşitlik bütün halkın eğitiminde gerekli olanakların sağlanmasıdır. Milyonlarca öğrenci sanat adına hiçbir eğitim görmeden okulları bitiriyor. Müzik, tiyatro, resim, belli başlı seçkin okullarda, seçkin öğrencilere öğretiliyor. Bütün okullara bakalım, sınava girecekler diye, müzik dersinde, matematik çalıştırıyor, sınav çözdürüyorlar. Gereksiz bir şeymiş gibi anlatılıyor.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi aklı. Ve akılla birlikte, bilgiyi, güzelliği yani estetik duygusunun gelişmesi… İşte bu düzen milyonlarca insanı sanattan mahrum bırakarak bu güzellikleri yaşamasını engelliyor. Sadece belli bir kesim bunları kendi tekeline almış. Sanat konusunda ahkâm keserler, festivaller düzenlerler.

Bütün holdingler kültür sanat organizasyonları örgütlüyorlar. İş sanat, Yapı kredi sanat, Koç Holding, Eczacıbaşı… Dünyaca bilinen birçok sanatçıyı getiriyorlar. Sözde sanata katkı sağlıyorlar. Hayır, yapılan şey sanatı tekellerine almaları. Bu milyonerler estetikten anlayan, ince ruhlu insanlar oluyor. Halk da, kaba cahil oluyor…

Gerçek nedeni budur, halkın sanatla ilgilenmesine zamanı kalmıyor. Milyonlarca öğrenciyi, işçiyi, ev kadınını sanattan uzaklaştırıyor ve akıl tutulması yaratıyorlar. Bu düzen bir eşitlik sağlamaz. Çünkü, hem halkı daha çok çalıştırmak ister. İkincisi, halk sanatla uğraşırsa, sanat akıl tamiri yapar, ruhu güçlendirir. Bu yüzden halk, sadece uyuşturucu niteliği taşıyan diziler izlesin yeter, diye düşünürler. Dizileri izletmek için ellerinden geleni yaparlar.

Eşitlik, bütün halkımızın sanat eğitimi fırsatından yararlanabilmesidir. Eskiden, TRT2 tv kanalında bir ressam, resim dersi verirdi. Resimle ilgisi olmadığımız halde, nasıl da heveslenirdik resim yapmaya. Çünkü o kadar sade anlatıyor gösteriyordu ki, ben de yapabilirim duygusu uyanıyordu hepimizde. Ama hiçbirimiz o birkaç boyayı, resim kağıtlarını fırçalarını satın alamadık. Gerekli imkanlar, fırsatlar yaratılırsa herke yapabilir, buna inanıyoruz. İnsanlar doğuştan yetenekli doğmuyorlar. Gerekli olanaklar sağlandığında herkes yapabilir. Bizim hayalini kurduğumuz dünyada, sosyalizmde işte böyle olacak. Her çocuğun enstrümanı, boyaları olacak ve en iyi eğitimi alacak.

İşte sosyalizmin tarihsel örneklerinin yaşandığı, Marksizm- leninizmin somutlandığı Sovyet Birliği deneyiminde sosyalistlerin sanata yaklaşımındaki bu temelden fark; gerekli olanaklar sağlandığında herkesin her şeyi yapabileceği ve herşeyin gelişip büyüyeceğinin de örneklerini yaratmıştır. İşte uzaya çıkan ilk Rus astronot Gagarin yoksul bir marangozun oğluydu.

Yine bu konuda başka bir örnek ise George Politzer’in Felsefe’nin Temel İlkeleri kitabından paylaşabiliriz…

Sibirya’da Yukarı-Yenisey ve onun Abakam suyu kıyılarında Hakas halkı oturmaktadır. On yüzyıldan fazla bir zaman önce Moğolların kendilerine bağladıkları, o zaman halk, yıkılmaya mahkum edilmişti. Yazısını bile kaybetmişti. Çarlık bu durumu daha da ağırlaştırdı. Halk çaresiz bir şekilde sönüp gidiyordu. Sözün kısası Amerikan kolonların Kızılderilileri düşürdüğü duruma benzer bir durumda bulunuyordu. Ama sosyalist devrim, bu halkı yaşama iade edecekti. Özerk bölge halinde teşekkül eden bu halk 50.000’in üstünde nüfusa sahip. Gönenmiş bir ekonomisi (maden kömürü, altın, barit; ormanlar; kanallar) var. Kendi ulusal dilini, yazılı ve resmî dilini yeniden buldu. 350 okulu, 3 teknik okulu, bir pedagoji enstitüsü var. Gazeteleri, edebiyatı ve tiyatrosu var.

Sibirya’nın kuzeyinde, Nenet halkı, çarın adamlarının, halkın zenginliklerine elkoyan Rus tacirlerinin ve büyük ren geyiği yetiştiricilerinin vahşi zulmüne katlanmak zorunda kalıyordu. Yokolmak üzereydi: 1899’da 16.000 kişiden, 1913’te 2.000 kişiye düşmüştü. Sosyalist devrim bunların hepsini değiştirdi. Ulusal bir yönetim bölgesi halinde oluşan Nenetler, yeniden kuvvet ve yaşam kazandılar. 1939’da sayıları 12.000’e varıyordu. Avcılık, balıkçılık, sanayi ilerliyor; sera tarımı kendini göstermiş durumda. Evvelce kimsenin okuma yazma bilmediği, herkesin hurafelerle alıklaşmış olduğu bu bölgede, 7’si orta dereceli olmak üzere 56 okul; ren geyiği yetiştiriciliği için 1 teknik okul; 3 bilimsel araştırma merkezi var…

İşte böyle güven altına alıyor Sovyetler Birliği kendisini oluşturan çeşitli halkların hızla gelişmesini. Ezilen eski milliyetler yeniden bağımsızlıklarına kavuştular. Bitkisel bir yaşam sürdüren halklar, sosyalizm sayesinde, ulus halinde varlık kazandılar. İlkel bir ekonomiye ve arkaik bir zihniyete sahip halklar (Nenetler gibi) birkaç yıl içinde sosyalist yaşam tarzına geçebildiler. Anlaşılıyor ki, bu koşullarda, uluslararası (küçük ve büyük uluslar arasındaki) ilişkiler, tamamen değişmiş bulunuyor. Güvensizliğin, düşmanlığın yerini karşılıklı güven ve kardeşçe işbirliği almış bulunuyor. Bunun içindir ki, Sovyet halkları arasında sosyalizmle bağlanan bağları zorla, şiddetle koparmayı uman Hitlerci istilacıların çabası boşunaydı.

Örneğin, Ukrayna’da Rus halkına karşı eski milliyetçi duyguları yeniden canlandırabileceklerini sanıyorlardı; hiç de öyle olmadı. İkinci Dünya Savaşı, kapitalizmin kurduğu sömürge sistemini adamakıllı zayıflatırken, sosyalist ulusların birliği, halkların düşmanı olan ırkçı Nazizme karşı ortak savaşımda sağlamlaştı, güçlendi. Her noktada burjuva şovenizme karşıt olan bir yurtseverliğin varlığı böylece deneyden geçti ve doğrulandı. “Sovyet yurtseverliğinin gücü, ırkçı ya da milliyetçi önyargılara dayanmaz; halkın, kendi sovyetik yurduna karşı bağlılık ve derin özverisine, ülkemizde yaşayan tüm uluslar emekçilerinin kardeşçe birliğine dayanır. Sovyet yurtseverliğinde halkların ulusal gelenekleriyle tüm Sovyetler Birliği emekçilerinin ortak yaşamsal çıkarları uyumlu bir biçimde bağdaşır. Sovyet yurtseverliği bölmek şöyle dursun, tersine ülkemizin bütün ulus ve milliyetlerini tek bir kardeş aile içinde birleştirir. Sovyetler Birliği halklarının gitgide daha güçlü o sarsılmaz dostluk temelleri, kendilerini işte burada gösterirler. Öte yandan, SSCB halkları, yabancı ülkeler halklarının hak ve bağımsızlıklarına saygılıdırlar; komşu devletlerle barış ve dostluk içinde yaşama isteklerini her zaman göstermişlerdir. Devletimizin özgürlüğe bağlı halklarla gittikçe daha geniş ve gitgide daha sürekli ilişkilerinin temeli kendini işte burada gösterir.”

***

Bugün onbinlerce resim öğretmeni, müzik öğretmeni atamayı bekliyor. Eğitim sisteminde zerre kadar önem vermiyorlar sanata. Ancak sosyalizm milyonlarca insanın gelişmesine olanak tanır. Küba bugün Tıp alanında dünyada bir numaradır. Sovyetler birliğinde, binlerce edebiyatçı, müzisyen, sinemacı yetişti. Nikolai Ostrovski, Gorki, Solohov, İlya Ehrenburg, Simonov gibi birçok edebiyatçı büyük eserler üretti. Yok olmaya yüz tutmuş, yüzlerce yıldır dilleri, kültürleri yasaklanan halkları özgürleştirdi. Oralardan yetişen sanatçılar, bütün Sovyet ülkesinde en çok bilinen eserler üretebilecek kadar geliştirdiler kendilerini. Bizim ülkemizde Cumhuriyet kurulduğunda, batıya hayranlık o hale gelmişti ki; bağlama yasaktı. Ama aynı dönemde Sovyetlerde, yüzlerce aşık, eserler üretmiş, bunları senfonilerle birleştirmiştir. Mimari’deki başarılarını ise, hala gidip görmek mümkün. Moskova Metrosu, dünyanın en güzel metrosudur. Halkın her gün kullandığı metro bir sanat eseridir, halkın zevklerini arttırmayı hedefleyen, ruhlarını zenginleştiren bir eserdir. Düşünün, her okulda iyi eğitim görmüş müzik öğretmenleri, resim öğretmenleri, halkoyunu öğretmenleri, her çocuğun yapabileceği eğitimi veriyorlar. Anasınıfından sesleri, ritimleri tanımaya başlıyorlar. Ve eşit koşullarda yetişmiş milyonlarca amatör sanatçının içinden yetişecek büyük sanat ustalarını hayal edin. Bizim hayalini kurduğumuz dünyada, sosyalizmde böyle olacak. Bunun için mücadele etmeye değmez mi…

– Yaşam Ustası ve Feci Ölümler…

Birinci sayfadan vermiş gazete:

yaşam ustasından üç altın tavsiye…”

Yaşam ustası dedikleri

Kaç Holding’in Rahmi’si

Ve işte bu Rahmi’nin üç altın tavsiyesinden ilki :

Sağlığınızı ve vücudunuzu ölçülü kullanın…”

Böyle buyurmuş Koçların Rahmisi.

Aynı gazetenin üçüncü sayfasında

İşçi Hamza’nın haberi de var

Üstüne düşen beton blok

Oracıkta ezmiş Hamza’yı

Kafası, göğsü, kemikleri

Böcek gibi ezilmiş yani

Feci şekilde can verdi “ demiş gazete

Feci şekilde…

İşçi Cemal’in hayatını kaybedişi de öyle

Kanalizasyon çalışması yaparken

Göçük altında kalan işçi Cemal için

Hayatını kaybetti “ demişler

Demek kaybetti

Peki işçilerin kaybettiği

Feci feci kaybettiği

Bunca hayatı kim buluyor Ferhat

İşte sana hayatın sorusu

Kaybettiğimizden değil Ferhat

Hayatımızı çalanlar var

İşte sana kavganın sebebi

Biz feci ölümlerin ustası olurken

Bir avuç asalağın Koç’u

Arsızlığın zirvesine çıkıp

Yaşam ustalığı ilan ederken

Daha bıçağa kesmesin mi aklımız

Daha binmeyelim mi alayının gırtlağına

Kuşan Ferhat

Hamza’dan kalan ezilmiş kemikleri

Kuşan Cemal’in toprak dolan ciğerini

Ve sapla

Ezilen hayatlarımızın bilediği

Göçen hayatlarımızın bilediği

Çalınan hayatlarımızın bilediği

Hıncımızın bıçağını bu saltanata

Sapla Ferhat bıçağımızı zamana

Zaman dursun ve yeni bir gün doğsun

İşçi Hamza’ lardan yana… –

Ümit İlter –

NO COMMENTS

Leave a Reply