bir kitap: leningrad senfonisi | mete yılmazer

bir kitap: leningrad senfonisi | mete yılmazer

Yedinci Senfoni’mi, faşizme karşı savaşımıza, düşmana karşı mutlaka sağlayacağımız zaferimize ve şehrime, Leningrad’a ithaf ediyorum.” (Dimitri Şostakoviç, 1942)

1941 Yılında Alman faşizminin orduları, Naziler bütün güçleriyle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne saldırmıştı. Avrupa’yı kısa süre içinde işgal etmiş ve bütün Avrupa emperyalistlerinin gücünü de arkasına alarak Sovyet topraklarını işgal ettiler. Bu saldırılar dört yıl boyunca sürdü. Fransa’nın 11 gün içinde, Hollanda’nın saatler içinde teslim olduğu ve bütün Avrupa burjuvazisinin kısa süre içinde teslim olduğu bir çağda Sovyetler dört yıl boyunca büyük kahramanlıklar yaratarak savaştılar ve faşizmi yendiler. Dünyada faşizmi yenme onuru sosyalistlerindir, Sovyet halklarınındır.

Sovyet halklarının bu büyük direnişi, sanatçılarını da beslemiştir. 22 milyon insanını kaybeden Sovyetler’de, edebiyatçılar, sanatçılar da bu savaşın parçası haline geldiler. En önde savaştılar.

Büyük Sovyet bestecilerinden Şostakoviç bu savaşın en acımasız geçtiği yerlerden birinde, Leningrad’taydı. Faşizmin bombalarına karşı halkla birlikte siper kazan, yangın gözcülüğü yapan, yemek yapan ve savaşın bir parçası haline gelen halkla birlikteydi. Yedinci Senfoni’nin yazılma hikayesini anlatıyor kitap. Şostakoviç’in hangi koşullarda yazdığını öğreniyoruz. Bir buçuk milyon insan hayatını kaybediyor Leningrad’ta. Tamamen kuşatılmış şehri terketmiyorlar, 900 gün boyunca direniyorlar. Hitler orduları oldukları yere çakılmak zorunda kalıyor.

Özellikle devrimci sanatçılarımızın, şairlerimizin okuması gerekir. Ülkemizde iktidarların halka karşı saldırısı devam ediyor, devam edecek. Sanat yapmak için herhangi rahat bir zaman, rahat bir ortam bulamayacağız. Dünyada ve ülkemizde emperyalizmin yok etme saldırıları, faşizmin devrimcilere ve halkımıza saldırıları devam edecek. Diğer taraftan bu baskılara karşı halk direniyor.

Bu direnişin içinde Leningrad Senfonisi’nin hikayesi bize sorumluluklarımızı hatırlatıyor. Şostakoviç’in bombalar altında bestelediği senfoniyi, şehirde kalan az sayıdaki müzisyen sahnelemek için çalışıyor. Şostakoviç’in meydan okuyan senfonisini Orkestra şefi Elias çalıştırıyordu.

Elias, bestecinin meydan okuyuşunun altındaki kuşkuyu ancak anlamıştı ve tuhaftır ki bu onu sakinleştirdi. ‘Baştan başlayalım,’ dedi, soluğunu koyuverirken.

Başlamak için daha iyi bir yer var mı?’ La sesi için işaret verdi, obuacı – (o da tanımadığı bir askerdi) dudaklarını büzüp üfledi ancak ses çıkmadı. İskemlesinde iki yana sallanırken yeniden üfledi, sonunda bir ses çıktı, ama ormanın derinliklerinden gelen bir kuş sesi kadar cılızdı. Demek bana sağlanan cephane bu! Elias akort yapan derme çatma orkestrayı seyretti. Bir şekilde iyileşip kışı atlatabilen ama artık bir deri bir kemik olan yaşlı Petrov oradaydı. Ve yayını betondanmış gibi kaldıran Nikolay – ama o kadar çok müzisyen yoktu ki. Gidenlerin yerine geçen ve Elias’ın hâlâ tanımadığı kişiler çalgılarını kurmalı oyuncaklar gibi sarsıntılı, mekanik hareketlerle kullanıyorlardı. Bu, bir salon dolusu iskeletle, üç ay içinde Şostakoviç’in o güne kadarki en büyük senfonisinin etkileyici bir yorumunu hazırlamak zorundaydı. Eğer bu kadar yorgun olmasaydı, durumun saçmalığına kahkahalarla gülerdi.”

Kitaptan yaptığımız bu alıntıda gördüğümüz tabloyu kitap boyunca görüyoruz, savaşın tüm acımasızlığı içinde hayatını sürdüren Leningrad halkını görüyoruz. Senfoni müzisyenleri de, Leningrad halkıyla birlikte açlık çekti, siper kazdı, yangın nöbetleri tuttu… Açlıktan yorgun düştüklerinden, enstrümanlarını çalamadılar, açlıktan öldüler. Her şeye rağmen senfoni provaları saatinde başladı ve aksatmadan sürdürmek için olağanüstü çaba sarfettiler. Bütün bu hazırlıkların ardından faşizmin orduları tarafından kuşatma altındayken, Leningrad’da Şostakoviç’in Yedinci Senfoni’sini, Leningrad Senfonisi’ni seslendirdiler. Leningrad’a ve tüm Sovyet halklarına umut verdiler. Kuşatmalar altında üretmeye devam etmek gerektiğini ve sanatın halka büyük bir moral verdiğini görmemiz açısından okunması gereken bir kitap.

Yazar: Sarah Quigley

Yayınevi: Kırmızı Kedi

NO COMMENTS

Leave a Reply