BİR İNSANLIK SUÇU: VİZE UYGULAMASI | sinan gümüş

BİR İNSANLIK SUÇU: VİZE UYGULAMASI | sinan gümüş

835

Bu dünya üzerindeki her insanın, dünyanın tüm güzelliklerinden, zenginliklerinden faydalanma hakkı vardır.

Bu dünya üzerindeki her insanın, insanlığın yüzbinlerce yılda biriktirdiği tüm bilgiye, kültür hazinesine, tecrübeye ulaşma hakkı vardır.

Bu dünya üzerindeki her insanın, dünyanın tamamını görme, gezme, ziyaret etme hakkı vardır. Diğer halkları tanıma, kaynaşma, onlarla dayanışma içinde olma hakkı vardır.

Ama bu hakları kendilerine ‘devlet’ diyen örgütlenmeler tarafından gasp edilmektedir.

‘Devlet’ isimli bu örgütlenmeler, insanlığın ilk gününden beri yok. İnsanlar on binlerce yıl devletsiz yaşayabildiler.

Ne zaman ki savaşlar başladı, insanlar başka insanları köleleştirmeye başladı ve köle sahipleri köleleştirdikleri bu insanları zorla çalıştırmaya başladı; yani kısaca sınıflar ortaya çıktı; devlet de o zaman doğdu.

Yani devlet bir sınıfın bir başka sınıfı kontrol altında tutma, ona hükmetme aracı olarak, bu ihtiyacın sonucunda ortaya çıktı. Günümüzde de devletin tek amacı budur. Azınlık olan burjuva sınıfı, devasa çoğunluktaki halk yığınlarını kontrol altında tutmak ve denetlemek için devlete ihtiyaç duyar.

Her şeyiyle burjuvaziye hizmet etmek için şekillendirilmiş olan devlet ise; yasasıyla, anayasasıyla, hapishanesiyle, polisiyle, karakoluyla, ordusuyla, maliyesiyle, okuluyla… Kısaca yüzlerce kurumlaşmasıyla bu görevini yerine getirir…

Bu görevlerinin başında, dünya zenginliklerinin bir avuç asalak tarafından paylaşılıp, milyarlarcasının bunlara erişememesine rağmen, bu düzenin sorunsuz işlemesini sağlamak gelir.

Yani yasalar güçlüden yanadır. Burjuvaziyi halklardan ayrıcalıklı tutar ve onu korur.

Bu eşitsizlik devletler ölçeğinde de geçerlidir. Ülke içinde nasıl ki güçlüler ve yoksullar varsa, devletler içinde de güçlü olan ve zayıf olan vardır. Ülke içinde güçlü olan burjuvazi, zayıf olan proletaryadır. Devletlerde ise güçlü olan sömürücü olandır yani emperyalistlerdir. Zayıf olan ise sömürge ülkeleridir.

Ülke anayasaları nasıl ki zenginleri koruyorsa, uluslararası yasalar da zengin ülkeleri korur. Ülke içindeki eşitsizlik, uluslararası alanda böyle işler.

Örneğin burjuvazinin kendisinin bile kabul ettiği, evrensel bir hak vardır: Seyahat özgürlüğü… Her insan istediği her yere gidebilir, gidebilmelidir denir. Devletlerin uygulamasında ise bunun önüne geçen sayısız yasa vardır.

Bunların başında da vize uygulaması gelir.

Devletler, kendi ülkesinden olmayan kişilerin ülkelerine gelişine karar vermek için kişiyi incelemeye alır. Ve bu inceleme sonucunda ülkesine girip giremeyeceğine karar verir. Bu uygulamaya ‘vize’ uygulaması denir.

Ama burada tam bir eşitsizlik vardır. Gelişmiş bir ülkenin yani diğer halkları sömüren bir ülkenin vatandaşıysanız, hiçbir vize uygulamasına tabi tutulmazsınız. Örneğin bir ABD vatandaşı, bir İngiliz vatandaşı, bir Alman vatandaşı elini kolunu sallayarak tüm dünyayı gezebilir. Bunun için o ülkelerin devletlerinden izin istemez. Kimse de ona vize sormaz zaten. Ya da tamamen formalite bir uygulamaya tabi tutulur.

Oysa ki gelişmemiş bir ülkenin, sömürülmekte olan bir ülkenin vatandaşıysanız gideceğiniz ülkenin konsolosluğu tarafından adeta cehennem azabı yaşatılır. Önce yedi sülalenizin durumunu gösteren belgeler istenir. Sonra ekonomik durumunuzu belgelemeniz. Banka hesaplarınız, maaş durumunuz, tapularınız vb… Tüm mahrem bilgilerinizi, tüm özel bilgilerinizi sizden alırlar.

Bunlar da yetmez, bunları tamamlamışsanız da bu defa sorgulama başlar. Adeta polis sorgusudur. Nereye gideceksin, kime gideceksin, ne yapacaksın… Uçak biletlerinizden kalacağınız otele kadar tüm bilgileri ayrıntılı olarak isterler.

Bu uygulama tam bir aşağılamadır. ‘Benim ülkeme gideceksin ama önce hak ediyor musun bir ona bakalım’ denilmektedir adeta. Onu ikna etmek zorundasınızdır. Bütün belgelerinize rağmen ikna olmayabilir. Diyelim ki ikna oldu. Orada bitmez.

Bu defa da ülkeye girişte başlar seremoni. Pasaport sırasından geçerken pasaport polisinin sorgusu başlar. Onca insan arkanızda sıra bekliyorken bağıra çağıra aynı soruları bir kez de o sorar. Vizeniz vardır ama bunun bir önemi yoktur. Bu defa da polisi ikna etmek zorundasınızdır. Nerede kalacaksın, kime gideceksin, paran var mı… Ve var olan paranı çıkarıp göstermeni ister…

Dolayısıyla aşağılama konsolosluktan başlar, pasaport sırasına kadar devam eder.

Gelişmiş ülkenin vatandaşı elini kolunu sallayarak tüm dünyayı gezer, gelişmemiş ülkenin vatandaşı her adımda izin almak zorundadır.

Ve bu izin süreci de son derece ırkçı, aşağılayıcı yöntemlerle yapılır. Dünya halkları bu yöntemlerle de aşağılanır. Adeta ‘karşımızda yerinizi bilin, haddinizi bilin’ denilir…

Seyahat herkesin hakkıdır. Her hangi bir devlet bunu ‘güvenlik’ vb gerekçeleriyle gasp edemez. Kontrol etmesi bir yere kadar anlaşılabilir ama gasp edemez. Engelleyemez. Aslında uluslararası yasalar da buna izin vermez. Ama uygulamada kimse bu yasaları takmaz, kendi kurallarını uygular.

Bu vize uygulaması nedeniyle Grup Yorum Almanya’da vereceği 20.000 kişilik konser için vize alamadı. Alman devleti vize başvurusunu ‘ülke güvenliği’ gerekçesiyle reddetti. Vize almayı başaran 4 kişi ise gittikleri Almanya’nın Köln şehri havaalanında 9 saat kadar tutulduktan sonra yine ‘güvenlik’ gerekçe gösterilerek ülkeye iade edildiler.

Bu uygulama nedeniyle aylardır örgütlenmekte olan bir konserine katılamadı Yorum üyeleri…

Kendileri elini kolunu sallayarak her istedikleri zaman gelir, bizler ise böylesi büyük organizasyonlarımıza bile gidemeyiz.

Bu adaletsizlik, bu eşitsizlik ortadan kaldırılmak zorundadır.

Normal şartlarda biraz onuru olan, biraz gururu olan bir devlet, vatandaşlarını bu kadar aşağılayan ülkelerle mücadele eder. Bu uygulamayı ortadan kaldırmaya çalışır. Bunu yapamıyorsa gerekirse bu vize uygulamasının aynısını o ülkeye yapar. Bir yaptırım olarak. Bu uygulamayı kaldırmaya dönük bir baskı aracı olarak…

Ülkemiz halklarının, dünya halklarının bu aşağılanmasına, emperyalizmin uşağı olan iktidarlar son veremez. Onların onuru olsaydı uşaklığı kabul etmezlerdi.

Bu onursuzluğu değiştirecek olan bağımsız bir ülke kuracak olanlardır. Eşitsizliği, adaletsizliği ortadan kaldıracak olanlardır.

Dünya halklarına dünyanın tüm zenginliklerini de, bilgi birikimini de, kültürel mirasını da, dünyanın tüm güzelliklerini görebilme ziyaret edebilme hakkını da verecek olanlar sosyalistlerdir, devrimcilerdir…

Sadece ulusal ölçekte değil, uluslararası ölçekte de bir adaletsizlik vardır. Bu adaletsizliğe de ancak sosyalistler, devrimciler son verebilir.

Buna karşı mücadele etmek için sosyalist bir ülkeyi beklemeye gerek yoktur. Bu mücadele günümüzde de karşımızda duran, yapmak zorunda olduğumuz bir mücadeledir.

Örneğin ülkemiz aydın ve sanatçıları olarak bir vize muafiyeti mücadelesi vermeliyiz. Konsolosluklardaki, sınır kapılarındaki bu aşağılamaya karşı birlikte bir program çıkartıp mücadele etmeliyiz. Gerekirse boykotlar örgütlemeliyiz. Israrlı olursak kazanacağımız kesindir. Haklarımızı kimse bize bahşetmeyecek. Bu hakkımızı da diğer bütün haklarımız gibi biz kendi ellerimizle kazanabiliriz.

NO COMMENTS

Leave a Reply