bir direniş efsanesi: bhagat singh | ayşenur yayla

bir direniş efsanesi: bhagat singh | ayşenur yayla

989

Açlığın, yoksulluğun, adaletsizliğin olduğu bir ülkede yaşıyorsanız ve bu durumu kabullenmeyip bu düzene karşı gelip daha güzel bir gelecek için mücadele ediyorsanız elbet bunun bedelleri olacaktır. En büyük onur ise bu bedellere rağmen yılmadan, yorulmadan, uzlaşmadan mücadeleye adamaktır kendini.

Filmimizin kahramanı Bhagat, çocuk yaşta birçok şeye tanık olmuştur. Kendi halkını işgalci İngilizlerin işkencelerinde, katliamlarında görmüştür. O dönemde gelişen radikal mücadele ise Gandhi’nin İngiliz hükümeti ile işbirliği yapmama harekatıdır. Gandhi’nin bu kararı bir süre devam eder fakat Gandhi halkını yarı yolda bırakarak kararı iptal edip halkına ihanet eder. Bhagat‘ ın çocuk yaştan başlayan öfkesi hiç dinmez ve Gandhi’nin işbirliğine rağmen vatanın bağımsızlığı, halkının özgürlüğü için hesapsız kitapsız atılır kavgaya…

Rajkumar Santoshi’in yönetmenliğini yaptığı 2002 yapımı Bhagat Singh Efsanesi, İngiliz sömürüsü altındaki Hindistanı ve Hindistan’daki devrimci mücadeleyi anlatan bir film.

Bhagat içimizden biridir adeta. Bhagat gibi örnekler çoktur ülkemizde. Anadolu yiğitlerin beşiğidir. Halkı için, vatanı için gözünü kırpmadan canını verecek insanlar yetiştirir. Bizim kültürümüzdür bu evet “işgalci gavurlara” düşmanlığımız vardır.

Bizi sömüren, bizi açlıkla terbiye etmeye çalışan, yozlaştıran bir düşmana karşı direnmek de, onu yok etmek için savaşmak da meşrudur.

Filmin geneline baktığımızda Türkiye’deki devrim mücadelesiyle örtüşen olaylar fazlasıyla bulunmakta. Hapishaneye giren devrimciler, yaşam şartlarının iyileştirilmesi için, kurtlu yemekler yerine sağlıklı yemekler için, temiz kıyafetler için bedenlerini açlığa yatırabilir. Amaç elbette ki düşmanla girişilen irade savaşını kazanmaktır. Teslim olmak sadece elleri havada diz üstüne çökmek, başın eğik olmak diye yorumlanamaz. Teslim olmak iradenin satılmasıdır. Bunun için çelik iradeye sahip olabilmeli insan. Evet bu iradeyi biz 2000 yılından başlayıp 7 yıl süren Büyük Ölüm Orucu direnişlerinde gördük. 122 can, 122 yürek olarak düştüler toprağa, Anadolu her gün 122 kere öldü, 122 kere güneşe gömdü ölülerini. Onlar tohum olarak düştü toprağa.

Bhagat ve yoldaşları Hint halkının kahramanları, Hint halkının sesi soluğu, Hint halkının zafer çığlıkları oluyorlar. Şehitliklerine kadar ağızlarından düşürmedikleri tek sözse “Çok yaşa devrim” oluyor. Devrimin coşkusu, inancı en yalın, en sade nasıl anlatılabilir ki başka? En zor zamanlarda ve her koşul altında yeri göğü delen bir haykırış oluyor bu slogan. Bazen kendilerini yargılayan İngiliz mahkemelerinde, bazen idam sehpalarında, bazen de bir eylemin coşkusuyla atılan sevinç naraları…

Başta da anlatıldığı gibi fevkalade bir halk ve vatan sevgisiyle donanımlıydı bu gençler. Yaptıkları her eylemi halkı uyandırmak ve yaptıkları hiçbir eylemi halka zarar vermeden gerçekleştirmeleri halkına ve vatanına duyulan sevginin soyut bir sevgi değil tamamen somut altı dolu bir sevgi olduğu filmde ince ince işlenmiştir. Evet gerçekten de öyledir devrimcilerin sevgisi düzenin milliyetçilikle beslediği kafatasçı bir anlayışın sevgisi değildir. Emekçi halkın dökülen terine sevgidir, üreten halkın ürettiğine duyulan sevgidir. Yoksul, aç ama asla boyun eğmeyenlere yakışan sevgidir devrimcilerin sevgisi. Ustaların dediği gibi halk dediğin deryadır uyur uyur uyanır… Zalimden, zalimin zulmünden hesap sormasını billir, çalışan ve üretenin kendisi olduğunu ama yine kendisinin aç olduğunu bilir açlığının da hesabını sormasını bilir .

Ölmek ve öldürülmek : Hıncının kızıllığında belli belirsizdi bu fark…

Haklılığı, bedeli ne olursa olsun savunmak gerekir. Birçoğumuzun yolu ister istemez düşer “adalet” saraylarına. Çalarız o sarayların kapılarını belki adalet çıkar diye. Şu da bildiğimiz bir gerçek ki o kapıların ardında suçlular aklanır, katiller ödüllendirilir. Peki adalet nedir, kim sağlar, kimin elindedir, gözü bağlı tanrıça Themis’in terazisinin kefesi ezilenden yana mıdır? Elbettte ki hayır. Adalet fabrikada çalışan işçinin emekçi elindedir, toprağı alnının teriyle sulayan köylünün elindedir.

Mahkemelerde yargılanan birkaç devrimci değil sadece, yargılanan halkın umudu adalet özlemi ve kurduğu düşleridir. Bir gelenek vardır onyıllardan bu zamana gelen. Faşizmin mahkemelerinde yargılanan değil faşizmin mahkemelerinde faşizmi yargılayan olma geleneği. Bu gelenektir dik duruşumuz.

Filmimiz birçok ayrıntıyla birlikte genel olarak halk ve vatan sevgisini, devrimci duruşu, bağımsızlık özlemini işlemiştir. Mutlaka izlenmelidir.

NO COMMENTS

Leave a Reply