BİR ANANIN PORTRESİ | derya doğan

BİR ANANIN PORTRESİ | derya doğan

791

Evlatları ellerinden alınan anaların gücü tanrılara hükmedecek kadar güçlüdür”

Bakın şu fotoğrafa…

Ne görüyorsunuz?

Bir tabut, bir kırmızı bez ve bir el…

Evladı elinden alınmış bir ananın, Makbule ananın emekçi ellerini görüyoruz. Emekçi elleriyle yavrusunun yüzünü okşuyor. Günay’ın gülen yüzüne hayran olmuşçasına bakan bir çift göz… Dönüp kitleye bakıyor usulca. Sonra dikkatle inceliyor kızını. Alnını öpüyor, saçlarını düzeltiyor. Kına kokusunu alıyor öptüğünde. Bir kaç su damlacığı kalmış Günay’ın kirpiklerinin ucunda. Elleriyle siliyor Günay’ının gözlerini.

Başka, başka ne var bu fotoğrafta?

Günay’ın baş ucunda kırmızı bir tülbent var. İçinde renk renk çicekleri olan. Uzunca bir süre bakıyor Makbule ana tülbente. Kendi elleriyle kızının çeyizine hazırlamıştı. Oyalarını da ince ince işlemişti. Nereden bilebilirdi ki birgün bu tülbenti, evladının tabutunun başına kendi elleriyle koyacağını. Bilemezdi elbet.

Sonra dalıp gitti yıllar öncesine. Günay’ı doğurmuş, büyütmüştü. Anaların çocuklarından beklentileri olurdu. Okumasını ister, daha sonra evlenip çoluk çocuğa karışmasını ister her ana. Bunları bütün anneler hayal eder. Verdiği ’emeğin’ karşılığını ister. Günay’sa bunların hiçbirini yapmamıştı. Hayırsız bir evlat mı olmuştu bu istekleri yapmayarak? Makbule ananın yüzünde tek bir kırgınlık yoktu evladına karşı. Belki isteklerini yerine getirmemişti. Gururla bakıyordu evladına çünkü Günay sadece kendisi için yaşayıp ölmemişti. Gün boyunca fabrikalarda, tarlalarda köle gibi çalıştırılıp, akşam yatağa aç girenler için, bir lokma ekmek bulamayan çocuklar için mücadele etmiş biriydi. Devrimciydi yani. Bunu bildiği için bu kadar gururlanmıştı kızıyla. Kızı halka, vatana hayırlı bir evlattı. Hem de çok hayırlı…

Bir de oğlu vardır yıllardır hapishanede olan. Hapishane kapılarını iyi bilir Makbule ana. İyi tanır demir parmaklıkları ve oradaki dost gülüşleri. Severdi abisini Günay. Yıllardır hasret kalmış, görüşlerine gidebildiği ölçüde görebilmişti. Günay’ın devrimci olmaktan başka bir seçeneği olabilir miydi ki? Olamazdı.. Gide gele anladı devrimci olmaktan başka yolun olmadığını. Kendi de tutuklanmıştı daha sonra. Abisiyle aynı diyardaydı Sincan F Tipi’nde… Ve Makbule ana devrimcileri daha net tanımıştı. Tanımanın ötesinde anlamıştı onların mücadelesini. Sonuna kadar evlatlarının yanındaydı. Şimdi ise yanlarında değil önündeydi kavganın.

tavir_Sayfa_21Gazi’deydi Makbule ana. Günay’ının cansız bedeni yatıyordu karşısında. Sol yanında Günay’ın yoldaşları, sağ tarafında diğer kızı Güneş, kardeşinin yüzünü görünce ağlıyordu. Tek bir damla göz yaşı dökmemişti, dik durmalıydı, güç vermeliydi Güneş’e. Böyle bir sevgi vardı evlatlarının her birine. Şimdi bütün gücünü halka da veriyor…

Günay’ın yoldaşları yanındaydı. Ellerini hiç bırakmıyorlar. Yoldaşları öfkeli, Makbule Ana öfkeli. Gömdürmüyorlar cenazemizi. Helallik bile alamadan gaz bombaları atılıyor. Ve başlıyor 80 saatlik Günay Özarslan Direnişi… 80 saat boyunca Makbule Ana ayrılmıyor cemevinden. Cemevinin camlarından bakıyor barikatlarda direnen gençlere. Her biri Günayım, her biri canımın bir parçası… Ağlayan kızına sitem ediyor. Ağlama sevindirmeyeceğiz bu katil köpekleri diyor. Bize acımızı yaşatmadılar diyor. Kendi acısı yok muydu vardı elbette hem de yüreğine sığdıramayacak kadar… Ama Makbule Ana başka çocukların ölmesini istemiyordu, taviz de yoktu alçaklara. Öylece bakıyordu camdan dışarıya.

Tayadlı analarımızla yan yana oturmuşlar. Katillerin saldırısı her geçen saat daha da çok artıyor. Makbule Ana’nın yüreği durmuyor. Cemevi bahçesinde bekleyen basına dönüyor avazı çıktığı kadar bağırıyor. Benim kızımı uykudayken vurdular! Kızıma terörist dediniz, teröristse eğer benim Günayım onu terörist gibi gömeceğim! Elinde Günay’ın fotoğrafı dimdik yürüyor çatışmanın olduğu 1413. sokağa doğru. Barikatın başında kızıl maskeleriyle çatışan gençlerin yanına gidiyor. Sloganlar da peş peşe patlıyor.

4 gün geçmiş hala gömmemişiz cenazemizi. Azgınca saldırıyorlar ve el sürmek için geliyor katiller cemevine doğru. Günay’ın yoldaşları hazırda bekliyor bir elinde benzin bir elinde kibrit. Gelirse ve el sürmek isterlerse yakacağız kendimizi diye. Makbule Ana, o da atılıyor, kızıma el sürerlerse ben de kendimi yakacağım diye… İşte fedanın doğallaşmasını ve halklaşmasını gördük Makbule Ana’da. Düşmanla uzlaşmak yok, hesap kitap yok. Kızını uğruna öldüğü o bayrağın altında gömecek. Kendi elleriyle gururla koyacak o yıldızı göğsünün üstüne.

Katiller geri çekilmek zorunda kalıyorlar. En başından belliydi bu direnişi kazanacağımız. Günay’ın anası diye tanıdık biz Makbule Ana’yı. Hepimiz o gün gördük bir ananın nasıl dimdik ayakta, gözlerinden bir damla yaş akıtmamasını. Makbule Ana yiğit bir anaydı. Her annenin çocuğu var ve her annenin çocuğu değerlidir, kıymetlidir gözünde. Ama tarihimiz göstermiştir ki böyle yiğit anaların böyle yiğit kızları oğulları olur.

Günay yaşamıyordu artık ama mutluydu giderken. Teslim olmamanın verdiği mutluluk. Ve bu mutluluğu şimdi annesine de hissettiriyordu. Makbule Ana, Günay’ın mutluluğunu Gazi’nin barikatlarında yaşıyordu…

NO COMMENTS

Leave a Reply