beş duyu|gebze hapishanesi

beş duyu|gebze hapishanesi

1084

Uzak diyarların çocuklarıyız Acılı analar doğurur bizi Acıları öncesinden

Onların anaları da acılıydılar

İsli ocak taşlarında gürgen ateşinin kor alazında

Isındı sularımız, bu sularda yunduk Ve cehalete ilk isyanımız o zaman başladı

Kol ve bacaklarımız sımsıkı bağlanarak kundaklandık

Doğanın hiçbir canlısı böyle acı çekmemiştir

Çoğaldı isyanlarımız biz büyüdükçe, sus- turdular belki birileri

Fakat çoğaldı bizim sloganlarımız Darağaçları ve ateş geçitlerinden geçtik

Haramiler düştü peşimize

İnancımız onurumuz karşısında titredi cellatlar

Şimdi küçük hücremde aklıma gelir Dağlarında türkülerini çığırdığım yaylalar...”(*)

Şimdi yüzünü dayayıp rüzgara, gün ışığının rengini seçemesen bile, derin bir nefes almalı denizden esen melteme. Bu meltem bulutların yoldaşı, yaylaların rengarenk çiçeklerinin kokusunu getirdi, bir de kendine has soğuklarını. Çiçeklerin rengini değil de kokuyu, soğuğu, dağların sessiz uğultusuyla kokladı, hissetti, duydu. Rüzgarı şündü bir an. Her daim yoldaş rüzgar hem soğuğu, hem kokuyu, hem fısıltıyı taşıyarak alıp onu kör hücrelerden nasıl yaylalara götürdü. Evet rüzgar kesin yoldaştı, beş duyudan birini göremeyenlerin yoldaşı. Nerede olursan ol, bulunduğu her aralıktan sızar ansızın içeri; kimseye sormadan, görünmeden. Tenini yoklar bir-iki, sonra etrafta dolaşırmışçasına eşyaların üzerinde gezer.

Söyleşir bu yolla, derdini dinler. Şimdi yakınlarda kim neredeyse, aynı hisle ürperir estiğinde. Bunu bildiğinden yalnızlık duygusunu da alır içinden. Ne kadar küçük olursa olsun, bulduğu minik bir aralıktan savurur uzaklara. Ancak bir yoldaş inceliği olurdu bu. Olmayınca uçulmaz/Gövdemde kanat- tır” (*1) diyor ya şair; rüzgar da, tuttu- ğu gibi kanatlandırır, hasretini çektiğin ne varsa oraya götürüverir. Evet şimdi de yayladasın işte. Kar beyaz kuzuların rengine değil de yumuşaklığına, kava- lın sesine uydurduğu meleyişine konuk olunur. Bir nefestir şimdi yaylalarda ka- val. Rüzgarın sırtına binip eser her an direnişin solunduğu hücrelere. Ateşleri harlar, ardından külleri savurur vatan toprağının her bir zerresine. Rüzgardır bu, beş duyudan birini göremezken di- renenlerin yoldaşı…

Peçete kutularını santim santim ölçtü. Küçük çubuklar kesti, 2-3 farklı boyda. Aydınlık bir günde dışarda yaylaların soğuk etkisine inat, sıcacık lodos kasıp kavuruyor denizleri. Rüzgara bakınca İstanbul Boğazı’nın martılarına kondu yüreği. Gökyüzünün mavilikleri de hatırlatır denizi. Karton çubuklara döndü hemen. A4 beyaz kağıda daha önceden çizdiği taslağa uygun yapıştırdı çubukları. Uzun zarfın üzerini yazdı sonra. Gönderici hapishane, alıcı hapishane… “Taahhhüt” diye de yazdı. Geçince eline, beş duyudan birini göremese bile, hissetsin diye.

Tek başına hücrelerde her sesin bir anlamı olur. Hele beş duyudan biri görünmüyorsa, neredeyse taşların al- tındaki böceklerin sesini bile duyarsın. Fakat bazı sesler artık rutindir. Öğlene doğru tüm hücrelerin kapısı açılıyorsa yemek, akşam üzeri tüm hücrelerin mazgalı açılıyorsa posta gelmiştir. Saatinin kapak düğmesine basıp saatini yokladı. 5’e geliyordu. “Posta olacak” dedi. “Yarın artık havalandırma saatini beklerim” diye geçirdi içinden. Mazgal açılınca, pencere açık olduğundan bir an cereyan oldu. Ondan olacak, postacı gardiyan hemen kapatmak istedi mazgalı. Zarfları alınca ne var ne yok diye bakmak(!) istedi. Uzun bir zarfın içinden katlanmamış bir sayfa çıktı. Elini gezdirince çubuklar hissetti, bir kağıdın üzerine yapıştırılmış çubuklar. Masaya koydu heyecanla, kağıdı dik tutunca şekilleri bir şeye benzetemedi tüm yoklamalarına rağmen. Tersine çevirdi, yine olmadı. Bir kaç denemeden sonra doğru yöne yatırabildi. en baştan elini gezdirdi kağıtta. Sırasıyla kavradığı tüm harfleri sesli tekrarladı;

S…SE…SENİ…S…SE…SEVİ….SEVİYORUZ

Y….YO….YOL….YOLDAŞ….YOLDAŞLA– RIN…

Hücrenin aralık penceresi ardına dek açıldı. Beş duyudan birini göremeyenlerin yoldaşı rüzgar bu ana tanık, bu anın sahibi, bu anın ilhamı oldu. Bu sefer sevgiyi kendi sesinden duysun, parmaklarının ucundan göğüs kafesindeki yüreğine değsin diye… Yoldaştı çünkü “Çarpmadıkça yaşanmaz / Göğsümde yürektir” o

(*) Hasan Basri Yıldız : %98 görme engellidir. Grup Yorum konseri düzenlemek, basın açıklamalarına katılmak gibi gerekçelerle hapishanede yaklaşık iki yıldır tutukludur. Trabzon T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tek başına bir hücrede kalmaktadır.

NO COMMENTS

Leave a Reply