ateş… | leyla güney

ateş… | leyla güney

909

Toprak, su, hava ve ateş… Yeryüzünde insan iradesinden bağımsız var olan ve insanoğlunun hayatta kalması için varlığı zaruri olan dört madde.

Bizim konumuz ise, ona sahip olanın kimliğine göre rolü değişen, şarkılara, türkülere, şiirlere, destanlara konu olmuş ateş…

Ateş tarihte ilk kez Prometheus onu tanrılardan çaldığından bu yana bizim oldu. Yani halkın oldu. Ezillenlerin veya mazlumların da diyebiliriz. Peki ya Prometheus’un tanrılardan çalıp halka armağan ettiği ateş neydi, ne işe yarardı?

Ateşi bulan insanoğlu, önce korktu ondan, ne olduğunu anlamadığı yakan bir şeydi. Sonra ondan yararlanmaya başladı. Soğukta ısındı, aşını pişirdi, dumanıyla haberleşti. İnsanoğlu yaşadığı deneyimler sonucu ateşin yararlarını ve zararlarını keşfetti ve onu aklıyla kontrol altına almayı başardı.

İnsan yaşamını kolaylaştıran ateş; nıfların ortaya çıkmasıyla beraber egemenlerin elindeki bir korku aracına dönüşmeye başladı zamanla. Zalim, zulmüne başkaldıran olmasın diye ateşin yakıcılığıyla korkuttu ezilenleri. Buna rağmen başkaldıran olduysa, yakmaktan çekinmedi.

Ortaçağın engizisyon mahkemelerin de böyle yaktılar aydınları, ilericileri… Cadı diyerek, şeytan diyerek cayır cayır yaktılar. Osmanlı’ya karşı ayaklanan Anadolu halkının evlerini, köylerini ateşe verdiler.

Sivas’ta “yakın ulan” diye bağıran da Osmanlı’nın soyundandı. 35 canı yaktılar.

19 Aralık’ta dört duvar arasındaki devrimci tutsaklara “teslim olun” çağrısı yapıp, kimyasal gazlarla küle döndüren de aynı zalimdi.

Fani dünya dedikleri yeryüzünde diri diri yaktılar her daim egemenler. Ama yeter mi? Yetmedi. İnsana yakışır adaletsizliği sineye çekmek? Alınterinin karşılığı çalınırken diz çöküp onursuzca yaşamayı kabul etmek? Bunca zulüm bunca haksızlık normal olabilir mi? İnsan doğası tüm bunları kabullenemezdi. Egemenler buna da bir açıklama bulmuşlardı hemen.Bu dünyada yapılan haksızlıkların hesabı öteki dünyada sorulacaktı. Ne yaşarsak yaşayalım isyan etmemeli, sabretmeliydik. Adaleti öteki dünyada aramalıydık. Aksi takdirde büyük günah işlemiş olur ve cehennem ateşinde diri diri yanardık. Bu sefer tehdit; ilahi bir tehditti. Ama insanlık yüzyıllar boyuöteki dünya”daki adaleti bekleyemezdi. Sabır taşı çatladı elbet bir gün.

Ve ateş, Prometheus onu tanrılardan çaldığı günden beri bizim oldu. Ateş artık egemenlerin korku aracı değil, egemenlerin korkulu rüyasıydı.

Anadolunun dört bir yanında isyan bayrağı olmuştur kor ateşler. Baba İshaklarla, Bedreddinlerle, Seyit Rızalarla harlanmıştır.

Demirci Kawa, Newroz’la harlamıştır isyan ateşini. Kawa’nın zalim Dehak’a karşı dağlarda yaktığı isyan ateşi, 2001 Newrozunda Cengiz’le volkan olmuştur. Ateşin adı Çanakkale’de Fidan, Bayrampaşa’da İbili, Uşak’ta Berrin olmuştur. Yoldaşlığın, fedakarlığın, sevmenin, öfkenin sembolü feda ateşi karşısında biçaredir egemenler. Kendini yakan bir devrimci karşısında, onun fedasını engelleyecek kadar büyüktür korkuları fedadan.

Yoksul mahallelerde barikatlarda yanan ateşler, mahallenin savunmasıdır.

Prometheus’tan dağların şahanlarına, Fidanlar’dan Cengizler’e isyanın, öz- gürlüğün, başkaldırının adıdır ateş.

Ateş, adalete susamış halkın, öfkesinin adıdır.

Ateş artık mazlumların elinde… Yakıyorlar zulmün saraylarını… Devrimin ayak seslerini duyuyoruz. Devrim, kavruk tenli halk çocuklarının çıkardığı yangınlarla geliyor. Analarımızın yüreğindeki ateşle geliyor. Kawa’nın ateşini meşalesine takmış, Fidan’ın alev saçlarını savura savura geliyor devrim.

NO COMMENTS

Leave a Reply