artık sizin dediğiniz olmayacak | levent karakaya

artık sizin dediğiniz olmayacak | levent karakaya

810

Durduyorsunuz, hareketlendiriyorsunuz, düğmeye basıyorsunuz, açıp kapatıyorsunuz. Televizyonların düğmesi elinizde, köşe yazarlarınızın, muhabir çığırtkanlarınızın, yorumcularınızın ağzında hangi kelimeler, hangi harfler dökülecek cebinize bağlı olmayacak. İpler şimdilik elinizde ama birbirine dolanacak, sizi boğacak.

Siz nerede varsanız, orada kan, gözyaşı, ölüm kol geziyor. Kameraların karşısına çıkıp boy gösteriyorsunuz ve ağzınızdan inciler dökülüyormuş gibi, ölüm emirlerini, baskın emirlerini, katliam emirlerini, saldırı emirlerini nasıl da meşruymuş, normalmiş gibi gösteriyorsunuz.

Tüm medyanızla, tüm teknolojik aletlerinizle, silahlı gücünüzle de saldırsanız bunların hepsi yıkılmaz bir duvarda son bulacak.

Diyarbakır’da patlattınız DHKP-C dediniz, yutturamayınca IŞİD’e bağladınız hemen. Tabi halk ve demokratik güçler bunu açığa çıkarmasaydı, tepki göstermeseydi, yalana sessiz kalsaydı, o yafta öyle kalacaktı kendinizce. Suruç’taki katliamınızı tüm Türkiye’ye izlettiniz. “Bize karşı gelirseniz sizin de sonunuz böyle olur.” diyerek korkutmaya çalıştınız. Anadolu toprakları bu ölümleri, zulümleri, oyunları yeni tanımadı. Kime anlatacaksınız dalaverelerinizi, kumpaslarınızı.

Suriye’ye girmeniz gerekiyordu, çünkü gündemi karıştırmalıydınız, seçime sokmalıydınız, kaosa sürüklemeliydiniz ülkeyi. “Bize ihtiyaç var” dedirtmeliydiniz. IŞİD ateş açtı deyip, yıllarca kılını kıpırtamayan orduyu saldınız üzerlerine yalandan da olsa. IŞİD tehlikesi dedikçe PKK’ye saldırdınız, halk güçlerine saldırdınız, IŞİD dedikçe devrimcilere saldırdınız. Evlerde katlettiniz onlarca kurşun sıkarak devrimcileri. Ve hala durmuyorsunuz. Niye? Yeterli seviye oluşmadı değil mi? Devam..

Devam da nereye kadar? Ne kadar suçlayabilirsiniz bu halkı, devrimcileri? Nereye kadar tutuklayabilirsiniz? Binlerce gözaltı yapıyorsunuz. Nereye kadar öldürebileceksiniz? Zulmün bir sonu var elbet. Her yolun bir sonu olduğu gibi, her çıkışın bir inişi olduğu gibi. Köşeye sıkışmanın tehlike çanlarını dinledikçe kendinizi parçalıyor ve saldırganlaştıkça pislik akıyor her yanınızdan. İrin bağlamış beyinlerinizi, iltihap akıyor damarlarınızdan kan yerine. Para saymaktan, para görmekten cana, mala, onura, ahlaka, tüm değerlere kör olmuş gözleriniz.

Çete gibi bela oldunuz bu halkın başına. Gitmediğiniz yer sütliman, sakin, neşe dolu, huzur dolu.. Ama gittiğiniz yerden acı çığlıkları yükseliyor. Belalar kaplıyor her yanı.

Ne diyor Haziran Ayaklanması şehitlerinden Abdocan’ın abisi Zafer; artık barış barış barış demeyeceğim diyor. Barış dedikçe biz ölüyoruz. Artık savaş diyeceğim. En azından hem bizden hem onlardan ölüyor.

Şimdi soruyoruz hala AKP çetesine, Tayyip hastalığına tutulmuş lafazanlara… Bu oyunları göremeyen, gözlerine perde çekilmiş herkese…

Biz mi yarattık Roboski’yi, Haziran’da beyinleri patlatılarak öldürülen gençleri, yüzer yüzer öldüğünüz Soma’yı, Diyarbakır’ı ve Suruç sonrasındaki katliamları, saldırıları. Biz mi tükürüyoruz yanı başımızda bir halkın ruh bütünlüğünün, toprak bütünlüğünün içine. Esed diyerek yok mu oluyor görevinin başında ülkesini emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin saldırısından korumaya çalışanlar. Tayyip’e Teyyip, Davutoğlu’na Devütoğlü diyelim öyleyse.

Yok mu içindeki adalet duygusu hala sönmemiş, vicdani, insani yanları hala ölmemiş, yalan suyu içmekten artık bıkmış olan köşe yazarları, gazeteciler, basın çalışanları, sanatçılar.. Yok mu biraraya gelip de güç olmanın, yıkılmaz duvarları oluşturmanın göstericileri.

Ölümü görmeyen, yaralanma yaşamayan, gözaltı yaşamayan, saldırı yaşamayan, işkence yaşamayan, acıları tatmayan, zulmü tatmayan tek bir aile bırakmadınız yurdumuzda. Bu zulmü tadanların bir kısmını kandırmaya devam edebiliyorsunuz, kafalarını karıştırarak zulmün başka yerden geldiğine ikna edebiliyorsunuz. Ama sizin de paranız bitecek, piliniz bitecek, medyanız susacak.

Yalan borazanlarınızın içine gömecek bu halk sizi, bunu iyi biliyorsunuz. Bunun korkusudur ki yüzlerce kişinin sığacağı ve tonlarca eşyanın gireceği özel-büyük uçaklar almanız. Bunun korkusudur ki evler kadar doldurduğunuz paralarınızı kamyonlarla kaçırmalar. Bunun korkusudur en fazla bir-iki kez gezmeye gideceğiniz ülkelerden taşınmazları, arsaları, katları alışınız. Bunun korkusudur ki tüm çetenizle sığabileceğiniz, kendinizi koruyabileceğinizi düşündüğünüz, bin odalı, alttan tünelle bilmem nereye bağlanan, bilmem kaç günlük yiyecek stokladığınız saraylarınız. Bunun korkusudur her sıkışmada ortalığı karıştırmalarınız, insan canını, kanını, başka insanların emeklerini, biriktirdiklerini hiçe sayışınız.

Bunun korkusudur Suruç ve operasyonlarınız..

Geliyor bekleyin.. Korkunuz sizinle buluşacak az kaldı.

NO COMMENTS

Leave a Reply