amed’de iki gün | denge hevi

amed’de iki gün | denge hevi

1363

Aslında aylar öncesinden Amed’de yapacağımız koro çalışmasıyla ilgili planlar yapmıştık. Bir hafta aniden karar aldık o hafta ya da bir sonraki hafta mutlaka gitmeliydik artık. Karar aldığımız ilk hafta iki kişi gidip 4 gün kalmayı planlıyorduk. Bazı aksilikler yaşandı ve o hafta Amed’e gidemedik. Aksilik bununla da bitmedi o hafta gideceğimiz haberi oradaki arkadaşlara iletilmişti ancak iptalle ilgili iletişim kurulamamış ve arkadaşlarımız gideceğimiz ümidiyle saatlerce havaalanında bizi beklemişlerdi. Bu yanlış anlaşılmadan ve arkadaşlarımızı orada bekletmiş olmaktan dolayı çok üzülmüştük. Bir sonraki hafta 3 kişi olarak gitmeye karar verdik. Sanki ne kadar kalabalık gidersek kendimizi o kadar affettirebilecektik. Çünkü bekletmeden ötürü kendimizi suçlu hissediyorduk.

Gideceğimiz gün uçağın rötar yapması sebebiyle Amed’e varışımız da gecikmeli oldu. Bizi karşılayacak olan arkadaşlarımız uçağın kaçta varacağını bilemedikleri için geri dönmüşlerdi. Ancak bu sefer oradaydık, gelişimiz biraz rötarlı da olsa gelmiştik. Hemen irtibat kuracağımız kişiyi aradık, bize gideceğimiz yeri tarif etmelerinin ardından gideceğimiz eve vardık.

Amed’de konuk olduğumuz aile tarafından çok sıcak karşılandık. Yemekler, çaylar ve en önemlisi içimizi ısıtan sıcacık sohbetler… Sohbet ederken ailenin iki ferdinin de çalışıyor olduğunu öğrendik, bir de ufaklık vardı ancak geç olduğu için çoktan uyumuştu. Evin hanımı da sabah işe gidecek olmasına rağmen gece yarılarına kadar bizi beklemişti, sabah erken kalkacağını öğrendiğimizde elimizde olmayan sebeplerden ötürü beklettiğimiz için bir kez daha mahcup olmuştuk. Aile ile sohbet etmek bize de çok iyi gelmişti. Fakat bizim de ertesi gün Amed’de başlayacak olan Yorum korosu hazırlıkları için dinlenmemiz gerekiyordu.

Evet! Amed’de artık bir Yorum korosu olacak ve bunun ilk adımlarını biz atacaktık. Bu bizim için çok heyecan vericiydi. Sabah evin ufaklığının yarım yamalak konuşma sesiyle uyandık. İdilimiz akşam erken yattığı için sabah erken kalkmıştı. Onunla biraz sohbet edip oyun oynadıktan sonra yola çıktık.

Bağlar’da Koronun çalışmalarını yapacağımız yere doğru gidiyorduk. Giderken kafamızda nereden başlayacağımızın ve nasıl ders vereceğimizin planlarını yaptık. Çünkü bu bizim için ve Kürdistan için bir ilkti ve biz bunun ilk adımlarını atanlardan olacaktık. Bu onurla ve heyecanla gelecek öğrencileri beklemeye başladık. Bir kısmı bizden önce gelmişti bile. Yavaş yavaş sayıları artan öğrenciler sınıfı doldurmuştu. Hepsiyle tek tek tanıştık ve daha sonra sohbet etme şansı bulduk. Kimi yerlisiydi Amed’in, kimi Mardin’de köy öğretmenliği yapıyordu ve oradan gelmişti, kimi Urfa’dan, kimi de Malatya dan… Hepsinin gözlerinde umut, yüreklerinde de heyecan vardı ve farkındaydılar yeni bir başlangıcın ilk adımlarının atıldığının…

merged(1)_Sayfa_44Mardin’de köy öğretmenliği yapan aslen Aydınlı korodan bir arkadaşımızla sohbet ederken avukat olmak istediğini öğrendik. Sınavlara hazırlanıyormuş. Sistemin düzene uygun kafalar yetiştirmede öğretmenleri basamak olarak kullanmasıyla ilgili rahatsızlığını dile getirdi. ‘Neden avukatlık peki’ diye sorduğumuzda, önce yaşanan haksızlıklardan ve Av. Selçuk Kozağaçlı’nın konuşmalarından çok etkilendiğinden bahsetti. Sistemin adaletsizlik, sömürü ve yozlaştırma politikalarının bir parçası olmak istemiyordu. Belki koroya gelme amacı biraz da buydu.

Bir kısmımız büyüklerle çalışmalara devam ederken, bir kısmımızda yaşları 5 ile 12 arasında değişen 8-9 çocukla koro çalışmalarına başladı. Emine, Süleyman, Bawer, Berfin, Boran, Doğukan, Melek v.s. Çocukları sınıfa ilk aldığımızda meraklı ve kocaman gözleriyle bizi izliyorlardı. Onlara ne söyleyecektik, ne öğretecektik ya da biz onlardan neler öğrenecektik? Başta hepsi çekingendi ve konuşmaya utanıyorlardı. Tabi hepsi ile tek tek tanışıp kaynaştıktan sonra bu hava dağıldı. Çocuklardan birinin adı Doğukan’dı. Bu ismi bizim telaffuz edişimiz çocuklar arasında gülüşmelere sebep oldu. İsmi telaffuz ederken Melek atıldı;
– Siz ismi yanlış söylüyorsunuz Doğukan diyorsunuz’ dedi.
– Bizde ‘Peki doğrusu nasıl ‘diye sorduğumuzda,
– ‘Doğrusu Dokan’dır’ dedi.
Sonra Doğukan’ın abisi Bawer atıldı.
-‘Melek ne diyorsun Dokan diye isim mi olur?’ doğru söylüyorlar diye çıkıştı. Tabi isimle ilgili telaffuz tartışması büyümeden dersimize döndük ama bu samimi diyalog aramızda gülüşmelere sebep oldu.

Amed’de yoksul mahallelerden birinde yozlaşmadan hayatta kalma mücadelesi veren çocuklardı onlar… Evet! Çocuktular ama çocuk görünümlerinin altında çoktan büyüyüp yetişkin insanlar olmuşlardı. Çünkü yaşadıkları şartlar onları erken büyütmüştü.
Ders biraz uzayınca çocukların sıkıldığını anlayıp onlara şarkı söyletelim dedik. Büyüdükleri kentin şarkılarını kendi anadilleriyle okumalarını istedik. Ancak bir kısmı günümüz popüler şarkılarını ezberlemişlerdi. Kendi anadillerinde şarkı bilmiyorlardı. Bir sonraki derste anadillerinde bir türkü söyleyeceklerine dair söz aldık.

İkinci gün de Amed Haklar Derneği ‘nin Dicle Üniversitesi piknik alanında düzenlediği organizasyonda öğrenciler ve aileleriyle bir araya gelip çevredeki halkın katılımıyla türküler söyleyip halaylar çektik.
Bu iki günlük çalışma boyunca bir çok öğrenci ve onların aileleriyle tanışma ve onlarla sohbet etme fırsatı bulduk. Çocukların gözlerindeki öfkeden ve ailelerin gözlerindeki korkudan orada nasıl bir yaşam olduğunu anlamak zor değildi. Çocuklar öfkeliydi çünkü yok sayılmış, tutsak edilmiş, işkence görmüş, anadilini konuşamamış bir nesilden bu acıları masal gibi dinleyerek büyümüşlerdi. Aileler korkuyordu çünkü aynı acıları yaşamak istemiyorlardı. Ancak, devlet eliyle yaratılan terör kendini başka şekillerde gösteriyordu. Çocuklarımız kendi kültürlerine uzak, sistemin maşası haline getirilmeye çalışılıyordu.
Aslında çocukların kendi anadillerine, kültürlerine yabancılaşması yaşadıkları bölgede geçmişten günümüze neler yaşandığını, nasıl yozlaştırılmaya çalışıldığını, sömürü ve adaletsizlik üzerine kurulmuş kirli düzenin ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyordu. Tabi görmek isteyene?

NO COMMENTS

Leave a Reply