aç sınıfın laneti” üzerinize olsun! | fazıl aktaş

aç sınıfın laneti” üzerinize olsun! | fazıl aktaş

953

“Yoksul olma durumu, yoksuzluk, sefillik, sefalet, fakirlik” diye tanımlanıyor yoksulluk sözlüklerde. Açlık ise onun doğurduğu bir durum, aç olma durumu olarak… En son ne vakit karşılaştınız bilemiyorum bu iki kavramla ama, sanıyoruz en çarpıcı olanı Birleşmiş Milletler(BM)’in açlığa çözümüydü: Açsanız böcek yiyin!merged(1)_Sayfa_08

Yoksulluk bir kader değildir en başta belirtelim. Bu dünya üzerindeki kaynaklar, dünya nüfusunu doyurmaya fazlasıyla yeterlidir. Hem de insanlığın devamını sonsuza kadar sağlayacak şekilde. Açlara “böcek yiyin” diyenlerin bu gerçeği bilmiyor olmaları imkansız. O zaman geriye bir tek şey kalıyor, bu sefil yaratıklar, zenginlerin ağzından konuşuyor, onların çanak yalayıcılığını yapıyor. Birleşmiş Milletler’in, emperyalist-kapitalist sistemin devamı için oluşturulmuş bir entegrasyon kurumu olduğu gerçeğini düşündüğümüzde aslında yadıganacak bir açıklama değil bu. Elbette yoksullardan yana olmayacak BM, elbette ABD’nin, İngilizler’in çıkarı için çaba sarfedecek.

Yoksullara, açlara, işsizlere, evsizlere olan düşmanlığın gemi azıya aldığı, saldırılardaki pervasızlığın ayyuka çıktığı süreçlerden geçiyoruz. Bir yandan emperyalizmin girdiği krizin “çözümü” için bölgesel savaşlar çıkarılıyor, ülkeler işgal ediliyor, halklar birbirine kırdırılıyor. Filler çatışırken çimenler eziliyor deyim yerindeyse. Bu krizin ülkemize yansımaması mümkün değildi; nitekim geçen günlerde basına yansıyan bir zehirlenme vakasıyla yaşanan açlığın nerelere geldiğine bir kez daha tanık olduk.

Ankara’da Balgat Mahallesi Çiğdem Sokak’ta oturan Gezer ailesinin 13 yaşındaki kızları Fatma, ailece yedikleri kirpinin kemiğinin boğazına takılmasıyla az daha canından oluyordu. Klasik bir üçüncü sayfa haberi gibi görünüyor ilk bakışta ama çok acı bir gerçeği ifade ediyor aslında. Bu ülkede Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre kişi başına et tüketimi günlük 80 gram civarında. Üç tür yalan vardır derler: Yalan, Kuyruklu Yalan ve İstatistik! Evet verilen rakam yalandır. İnsani koşullarda günlük et tüketiminin 250-300 gram olması gerektiğini otoriteler söylüyor. Buna rağmen Türkiye’de herkes günde 80 gram bile et yiyor olsa amenna buna da razı geleceğiz ama ne yazık ki aynı kişi başına düşen ulusal gelir yalanı gibi günlük 80 gram eti herkes yemiyor işte. Fatma’yı ve ailesini kirpi yemeye zorlayan şey kirpi etinin güzelliği veya birçok hastalığa iyi gelmesi değildir. Damak zevki hiç değildir. Açlıktır bunun sebebi, kirpi eti de olsa evlerine ve kursaklarına et girmesi isteğidir! Çaresizliktir. Yoksulluktur.

Madem rakamlara girdik, biraz daha devam edelim o zaman Türkiye’nin yoksulluk ve açlık hallerine. Bu ülkede asgari ücret 2015 yılının temmuz ayı itibariyle net 1000 TL. Yılın ilk altı ayında net 949 TL idi, ikinci yarısında 51 TL zamlanmış oluyor böylelikle. Ne denir, “Bozdur bozdur harca!” mı? Bu ücreti belirleyenler, bu ücretle yaşamaya mahkum edilenler hakkında böyle konuşuyorlardır eminiz. Asgari ücret bu iken, sarı sendikacılıkta yani işçi düşmanlığında bayrağı kimseye kaptırmayan TÜRK-İŞ’in hesaplamalarına göre söylesek bile, açlık sınırı 1337 TL’dir, yoksulluk sınırı ise 4337 TL… TÜRK-İŞ’in bu hesabı küçülttüğü gerçeğiyle düşündüğümüzde bu rakamların daha yüksek meblağlara ulaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Hadi şimdi bir de bu gerçekler üzerinden düşünelim Fatma’nın ve onun gibi diğer aç Fatma’ların durumunu.

Bir Ramazan ayını daha geride bıraktık. Ramazan demek oruç demek, aç kalmak demek, bir başka ifadeyle “nefsini kontrol etmek” demek. Dinsel anlamları bir yana, bizi ilgilendiren boyutuyla yani açlık boyutuyla konumuzu daraltırsak, yukarıdaki rakamlarla birlikte düşündüğümüzde, asgari ücretle geçinmek durumunda olanların sadece Ramazan’da bir ay değil yılın 365 günü AÇ olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır sanırız. Öyle ya, neredeyse devletin resmi rakamlarıyla bile açıklasak, asgari ücretliler açlık sınırının altında yaşıyorlar bu ülkede. Durumun vahametini rakamlarla açıklamak bile gereksizleşiyor çünkü çöplükten yiyecek arayanların artığını, dilencilerin milyonlara ulaştığını çıplak gözle bile görmek mümkün. Hadi biraz daha rakamlarla haşır neşir olalım ve zenginlere ait rakamlara bakalım.

– Dünya nüfusunun 1/5’i, yani yaklaşık bir milyar 300 bin insan açlık sınırında yaşıyor.

– Dünya nüfusunun 1/3’ü, yani iki buçuk milyar insan aşırı yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

– Dünya nüfusunun %80’i dünya gelirinin %15’i ile yetinmek zorunda.

– Dünya nüfusunun en zengin %20’si, dünya gelirinin %85’ini elde ediyor.

merged(1)_Sayfa_09

ABD, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Kanada ve Rusya’dan oluşan ve adlarına G8 denilen bu emperyalist ülkeler dünya ekonomisinin üçte ikisini ellerinde tutuyorlar ve dünyadaki tüm gelirlerin %85’ine el koyuyorlar. Bunların işbirlikçilerinin yaşadığı Türkiye’de en zengin %20’lik kesimin, yani adına kırk haramiler dediğimiz Koçların, Sabancıların TÜİK verilerine göre milli gelirden aldıkları pay %60’a yaklaşmaktadır. Düşünebiliyor musunuz, geriye kalan %80’lik kesim milli gelirden %40 kadar bir pay alıyor demektir bu. Adalete bakar mısınız? Böylesi bir dünyada adaletin a’sından bile söz etmek mümkün değildir tabi. Ve tabi Fatmalar hep açlığa, hep yoksulluğa mahkum olacaktır.

Sıkıyoruz ama birkaç rakam daha vereceğiz. Bunca açlığın, yoksulluğun yaşandığı dünyada lükse harcanan paralardan bahsetmeden geçmek olmayacak çünkü. Dünya genelinde “güzelliğe”, yani güzelleşmek için üretilen kozmetik ürünlerine harcanan para 200 milyar dolar. Dünya üzerindeki açlığı bitirecek rakam olarak açıklanan 175 milyar dolardan bile fazla yani. Şimdi daha geniş bir araştırma sonuçlarına bakalım lüks tüketim hakkında:

“2014 yılında ultra zenginlerin lüks ürünlere yaptıkları harcamalar 1.1 trilyon doları buldu. Araştırmaya göre bu harcamanın 438 milyar doları lüks araçlar için ayrıldı. Lüks kıyafet, takı, parfüm ve aksesuar için harcanan para ise 288 milyar dolar oldu. Süper zenginler özel jet ve yatlar için de 33 milyar dolar harcadı. Bu rakam dünyada açlık çeken insanların bir yıllık gıda ihtiyacı için gereken 30 milyar dolardan fazla. Yapılan hesaplamalara göre bir yılda lükse harcanan 1.1 trilyon dolar ise dünyadaki aşırı yoksulluğun giderilmesi için gereken yıllık 175 milyar doların 6 katına ulaşıyor. Yapılan hesaplamalara göre her yıl 175 milyar dolar harcandığında 20 yıl sonra dünyada ne açlık ne de yoksulluk kalacak. Başka bir değişle, lüks tutkunlarının 3.5 yılda harcayacağı para dünyada yoksulluğu bitirecek.

2008 finans krizi sonrası zenginlerin daha da zenginleştiği bununla birlikte zengin fakir arasındaki farkın giderek arttığı yönündeki görüşler dünyada en çok tartışılan konuların başında geliyor. Küresel ölçekte 1.2 milyar insanın yoksulluk içinde yaşadığı belirtilirken, Londra merkezli Oxfam, her 3.6 saniyede dünyada bir kişinin açlıktan dolayı hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Oxfam açlıktan ölenlerin genelde 5 yaş altındaki çocuklar oduğuna dikkat çekmişti.” (“Küresel Lüks Ürünler Piyasası” araştırması/Forbes)

Nihayetinde Forbes, kendini “dünya iş liderlerinin ana sayfası” olarak lanse eden bir ekonomi dergisi. Her yıl yayınladığı “Dünyanın en zengin 100, 500 ve 1000 kişisi listeleri” ile tanınıyor. Yani halktan yana değil ama gelin görün ki arada böyle araştırmalar da yapıyor işte ve çok çarpıcı gerçekleri anlatabiliyor. Araştırmada yer alan rakamlara tekrardan dönmeyeceğiz ve onların üzerine tek laf etmeye bile gerek yok. Adalet üzerine kurulması gereken dünya emperyalist-kapitalist sistem nedeniyle tümüyle adaletsizlik üzerine kurulu durumda. Elbette bu sürgit böyle devam edecek değildir. Açların, yoksulların da günü gelecek, bu dünya üzerinde aç hiç kimsenin kalmayacağı bir düzen mutlaka kurulacaktır. Yaşanılan tüm açlığın sorumlularından hesap sorduktan sonra tabi….

NO COMMENTS

Leave a Reply