30 yıllık ezgi: grup yorum | tavır | röportaj

30 yıllık ezgi: grup yorum | tavır | röportaj

1159

Grup Yorum’la son dönemde hem ülkemizde hem de Avrupa’da yaşadığı baskılar üzerine konuştuk. Kendileri şu anda yoğun bir koşuşturmaca içerisindeler. Öyle ki röportaj yapacak zamanı bulmak için bile akla karayı seçiyoruz. Kolay 30. yıllarını kutlamak için gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Söyleşiler, konserler, halk koroları, teknik hazırlıklar, yeni yeni projeler… Bunların hepsinin yükü omuzlarında. Tabi en nihayetinde bu onlar için bir yük değil onur kaynağı. Ancak sadece bunlarla bitmiyor, bu kadar çok konser veren, bu kadar çok kitleyle buluşan, şarkıları milyonlar tarafından dinlenen bu grup bir o kadar da baskıya uğruyor, engellenmeye çalışılıyor, ezgileri susturulmaya çalışılıyor. Grup Yorum’dan Caner, Eren ve İnan bize 30. yıl ve yaşadıkları baskıları anlatıyor.

Avrupa’da son aylarda Grup Yorum’a yönelik konser yasaklamalarının olduğunu duyduk, tanık olduk. Önce İngiltere ardından Hollanda’da konserleriniz yasaklandı. Ne söylemek istersiniz?

Caner: Grup yorum üzerindeki baskılar sadece ülkemizle sınırlı değil. Burada ki engellemeler, konser yasaklamalarına karşı geliştirilen tavır Yorum kurulduğundan beri devam ediyor ama Avrupa’da da özellikle son dönemde hissedilir baskı, engelleme var. Bunun bazı temelleri, kaynakları olduğunu düşünüyoruz yani tesadüfi değil. Grup Yorum’a karşı bir tavır alındığını farkediyoruz. Örneğin İngiltere’de bir konser planımız vardı. 3 kere üst üste reddedildi. Üçünde de gayet ciddiyetsiz tavırlarla vize başvurularımızı reddettiler. Çeşitli gerekçeler gösterdiler, oyaladılar bizi. Ama biz bunun politik tavır olduğunu düşünüyoruz çünkü hiçbir kapitalist Avrupa ülkesi orada emeğiyle yaşayan Türkiyelilerin veya başka yabancıların bir arada olmasını, birlikte sosyal haklarını savunmalarını, kendi geleceklerini garanti altına almak için mücadele etmelerini istemiyorlar. Bizim konserlerimiz de Avrupa’da buna hizmet ediyor. En son başvurumuzda da zaten “Ulusal güvenliğimizi tehdit ettiği için” gibi bir gerekçe öne sürdüler. Böyle yarı resmi bir açıklama yapıldı.

Bunun peşinden Hollanda’nın Den Haag şehrinde düzenlenecek konsere birkaç gün kala hukuki bir itiraza yer vermeyecek bir süre içerisinde belediye, konseri yasakladığını duyurdu. Gerekçe de; Hollanda’nın gizli servisinden belediyeye gelen bir bilgi. Bu konseri organize edenlerin Türkiye’deki yasa dışı bir terör örgütü ile bağlantıları olduğunu söylediler. Fiilen bizim Grup Yorum konserini engellemiş oldular. Biz de Hollanda’nın başka bir şehrin de başka bir salon ile anlaştık. Konseri oraya aldığımızı duyurduk internetten ama daha o gün Hollanda gizli polisinin salon sahibini arayıp tehdit ettiğini öğrendik. Biz bu sefer yine şehir değiştirdik, başka bir salon bulduk. Eşyalarımızı, enstrümanlarımızı oraya türdük. Tam sahnede prova yaparken, insanları yavaş yavaş kapıda birikmeye başlamışken polisin burayı da arayıp salon sahibini tehdit ettiğini öğrendik. Yani şöyle bir durum sözkonusu: Tam bir polis devleti, hukuk kesinlikle yok, telefonlarla yoruma dayalı, kimin ne olduğu anlaşılmadan ülke yönetiliyor. Bir müzik grubunun orada dinleyicileriyle buluşması engelleniyor. Bu bir tesadüf olamaz.

Bunun bir tesadüf olmadığını söylüyorsunuz. Peki geçmişte Avrupa’da ki konserlere ilişkin böyle yasaklamalar yok muydu? Grup Yorum konserlerinin Avrupa’da yasaklanması yeni karşılaştığınız bir durum mu?

Caner: Grup Yorum üyeleri 1990 lından beri yurtdışına çıkıyorlar ve şu anlamda hiçbir sorun olmamış; zamanında girip çıkmışlar, konserlerini yapmışlar, ülkeye dönmüşler, o ülkenin yasalarına ters düşecek herhangi bir durum da olmamış. Örneklerle anlatayım biraz. Avrupa şehirleri nezdinde kimi zaman Yorum konserlerinde bazı polisiye sorunlar olduğu zamanlar olmuş. Polisin Yorumcuları, konser organizasyonuna yönelik rahatsız ettiği durumlar olmuş ama bu denli peşpeşe farklı yerlerden gelen bir baskı olmamıştı.

İngiltere’nin ardından Hollanda ve yine aynı tarihlerde Belçika’da, Aralık ayın da yapılacak olan bir konser son anda yasaklanmak üzereyken konser organizasyonu geniş bir basın çalışması yapıp bunu engelledi.

Son dönemlerde yapılan Irkçılığa Karşı Tek Ses Tek Yürek Konserleri’nin bu baskılarda, yasaklamalarda etkisi var mıdır sizce?

Caner: Evet ama ona gelmeden önce Almanya’daki bir davadan bahsedeyim. Bu çok önemli. Zaten Hollanda, Belçika gibi ülkelerin konserimizi yasaklamasının temeli gidip oraya dayanıyor. Almanya’da Stuttgart’ta görülen bir mahkeme var. Tutsak 5 devrimci var, bu devrimcilerden birinin iddianamesinde şu yer alıyor: Grup Yorum konserleri organize etmek ve biletlerini satmak. Mahkeme diyor ki Grup Yorum Avrupa’da yasadışı terör örgütüne maddi kaynak sağlayacak konserler yapıyor. Bu insanlar da o örgütün elemanları, para topluyorlar. Ortada somut hiçbir delil yok. Örneğin mahkemenin delil olarak gösterdiği bir konser var. 2013 yılında Almanya’da Oberhausen’de yapılan 15 bin kişinin katıldığı Irkçılığa karşı konser. Bu konser 43 bir Euro zararla kapatıldı. Ama mahkeme, bu konser sayesinde örgüte para aktarıldı diyor. Savcının böyle bir iddiası var ama 43 bin Euro zarar var bu konserde ve çoğu konser böyle aslında. Çünkü insanların amacı orada konser üzerinden para kazanmak değil ırkçılığa karşı mücadele etmek veya kültürel değerlerini korumak, çocuklarının yozlaşmaması için buna hizmet eden konserler, etkinlikler yapmak. Bunun için biletler ucuz oluyor, insanların katılımı için otobüsler tutuluyor buralara para harcanıyor, tanıtımlar zaten çok pahalı, Grup Yorum elemanlarının Türkiye’den oraya gitmesi masrafları, müzisyenlere verilen para… bunlar çok büyük masraflar. Mahkeme bu davanın sonucunda şöyle bir şey hedefliyor; tutsaklar aleyhine bir karar çıkarsa, onlara ceza verirse Grup Yorum da hukuken terör örgütüne destek veren bir müzik grubu olarak adlandırılmış olacak ve çok kolay yasaklanacak. Ve bütün shengen ülkelerinde bu yasak olabilir. Zaten bunun hazırlığı gibi Hollanda, İngiltere, Belçika’da yaşadığımız.

Oradaki avukatlarla da görüştük ve şöyle diyorlar: Grup Yorum yasaklanabilir, neden yasaklanmasın ki. Biz geçtiğimiz günlerde bir NeoNazi grubunu da yasakladık. Mahkemenin Grup Yorum’a bakışı bu. Bir NeoNazi, faşist bir grupla aynı kefeye koyuyor. Ama Grup Yorum’un Avrupa’da yıllardır yaptığı şey belli.

Almanya’da dönerci cinayetleri diye bilinen 9 esnafın katledildiği NSU dava yani Alman devletinin bizzat maddi olarak da desteklediği yer altı örgütünün NSU davasını biz takip ettik. Bizzat mahkemenin önüne gittik, türküler söyledik, basın açıklaması yaptık. Bizim insanlarımızdı öldürülenler, Grup Yorum dinleyen insanlardı, belki bizim konserlerimize geldi onlar, belki biletlerimizi sattılar. Alman devletinin temel rahatsızlığı bu, bu yüzden konserlere karşı bir saldırı var.

Almanya’da süren bu tarihi dava ve Avrupa’da Yorum’a yönelik artan bu baskılara karşı siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Caner: Hollanda’daki konserimizi yasakladığı için Den Haag belediyesine bir dava açtık ve dava bizim lehimize sonuçlanacak gibi gözüküyor. Çünkü alenen hukuksuz bir şekilde konseri yasakladılar. Bunun dışında konser yasaklamalarının bir susturma aracı olamayacağını elbette ki Avrupa’da göstermeliyiz. Çok daha güçlü, çok daha büyük konserlere oradaki dinleyicilerimizden aldığımız güçle de imza atmalıyız.

Mahkemelerse tam bir komedi. Kızıldere Marşı’nın sözlerini Almancaya çevirip, okuyup bunu bir terör örgütü üyesi, grubu olduğumuzun kanıtı olarak sunuyorlar. Bizim de buna karşı bir kampanyamız var. Avrupalı hukukçular, gazeteciler, milletvekilleri, sanatçılarla görüştük ve geniş bir kamuoyu yaratmak için çalışıyoruz şimdi. Bazı dayanışma konserleri, eylemler yapacağız. Mahkemelere tanık olarak gideceğiz. Diyeceğiz ki bu insanlar bizim konserlerimizi organize ettiler, bizi mahkûm etmeye çalıştığınız gibi değil bizim konserlerimiz buna buna hizmet ediyor diyeceğiz.

Caner’le Yorum’un son süreçte Avrupa’da yaşadıklarını konuştuk. Ül- kemize dönecek olursak, bu yıl devrimci sanat hayatınızda 30 yılınızı geride bırakıyorsunuz. Bu ülke topraklarında, onlarca, yüzlerce ödenmiş bedel ve emek üzerine kurulu bir tarihiniz var. Bildiğimiz kadarıyla 30 yılınızı yine büyük bir konserle kutlamayı planlıyorsunuz. Bu tarihi nasıl ele almayı düşünüyorsunuz ve aslında 30. Yılınızda size yönelik baskılarda bir değişim var onu sormak istiyoruz.

İnan: 30. yılda değişen çok şey var elbette. Tabi ki biz de ödediğimiz bedellerle birçok noktada geri adım attırmışız iktidarlara. Bununla beraber iktidarların her anlamda her tür yöntemi, tedbiri uygulayarak bizi susturma çabası da hiç hız kaybetmeden devam ediyor demek hiç abartı olmaz.

30. yıla geldiğimizde artık bugün konser yasakları yasal olarak mümkün değildir. Mesela derler ki bu anlamıyla bir hak kazanılmıştır. Bu belki doğrudan bir konser yasağı olmuyor ülkemizde ama konseri yaptırmamak için elinden gelen herşeyi deniyorlar. Bunun en somut örneklerinden bir tanesi 30. Yıl konserlerinde yaşadıklarımız. Avrupa’da yaşadıklarımızın bir başka versiyonları bunlar da.

25. Yılımızda tek bir stadyumda ama Türkiye’nin en büyük konserini yaparak kutlamıştık. 30. Yılımızda iddiamızı çok daha büyütmek gibi hedefle yola çıktık ve Türkiye’nin beş ayrı noktasın da stadyumlarda konser yapma kararı aldık. İstanbul, Ankara, Elâzığ, İzmir ve Adana’da stadyum konserleri yapmaya hazırlanıyoruz. Bu stadyumlar özel mülkiyet değiller devlet malı durumundalar ve bu stadyumları kiralaya- mayalım diye bin bir türlü çaba içerisine girildiğini görüyoruz. Bürokrasinin, keyfiyetin bütün yöntemleri kullanılıyor. Bir yerde çok fahiş fiyat çıkartılıyor karşımıza, bir başka yerde “stadın çimlerine zarar verdirtmem” diye bir şey çıkartılıyor, bir başka yerde “Ankara izin vermiyor” deniyor. Bir başka yer “tamam” diyor ama tam sözleşmeyi yapacağımız gün vazgeçiyor. Mesela Elazığ’da böyle oldu. Elazığspor kulübüyle biz anlaştık, stadı artık her aşamasıyla aldık, fiyatta da anlaştık imzayı atacağımız gün vazgeçtiler ve polis tarafından tehdit edilmişler. Adana önce bize “müsabaka olmadığı için konser uygun”demişti ama daha sonra dediler ki o tarihlerdeki müsabakalardan dolayı Ankara izin vermiyor hâlbuki bize söylemişlerdi. Biz de biliyoruz herhangi bir maç programı olmadığını. İzmir’de çok fahiş bir fiyat çıkartıldı karşımıza. İstanbul’da şimdi farklı biçimlerde şeyler yaşıyoruz. Dolayısıyla stadyumlarda o coşkulu, o etkili, gür sesi çıkartamayalım diye bir keyfiyetle karşı karşıyayız.

Bir diğer şey 30. yılımızla beraber aslında sesimizi de büyütüyoruz biz. Türkiye’nin dört bir yanında halk koroları kurduk. Bu halk korolarındaki insanları polis bizzat arayarak tehdit ediyor. Orada örneğin canlı bomba yapılacağını söylüyorlar insanlara. Çocukların ailelerini bizzat arayıp çocuklara karşı kışkırtıyorlar. Ya da çocukların kendisini bizzat korkutuyorlar.

Umudun Çocukları Orkestrası’nı kurduk. Ufacık çocuklar. 8-10-12 yaşında çocuklara ücretsiz enstrüman dağıtıp onlara eğitim veriyoruz. Artık bunu herkes biliyor. Bu çocukları bile aradılar. Ailelerini aradılar. Dolayısıyla tehditlerle, insanları korkutarak, kapalı yöntemlerle, şantajlarla faaliyetlerimizi engellemeye çalışıyorlar. Baskılarda da yasaklarda da 30. Yılımızda hiçbir gerileme olmadığını ve buna karşı mücadelenin de sürdüğünü söylemek mümkün.

Bir diğer boyutu da sadece bunlarla sınırlı değil. Eskinin en bilindik yöntemleri, işkenceleri, fiziki şiddeti de en kaba haliyle devam ediyor.

15 Şubat’ta İstanbul Emniyet dürlüğü önünde yaşadığınız saldırı ve sonrası bunun en güncel örneklerinden herhalde, değil mi?

İnan: Bütün insanların kullandığı hakkı biz de kullanmak istedik ve bununla ilgili yaşadığımız şeyler var bütün Türkiye’nin bildiği.

Eren: Konser organizasyonunu engellemeye çalışmak da bir saldırı, o organizasyonunda yer alanları kriminalize edip içeri atmak, bilet satmaya çalışanları terörize edip hapishanelere atmak da bir saldırı. Neredeyse adamların derdi Grup Yorum fişlenmiş bir grup olsun, konser yapamasın, konserlerinde insanlar bilet satamasın böyle bir hedef var. Bir korkutma çabası var. Hem bu işin organizasyonunda yer alanları hem de konsere gelenleri. Bir boyutu da artık bütün bu yaşananları protesto etmek en temel haktır değil mi? Doğal bir haktır. Ona bile bir tahammül olmuyor. Çok basit bir basın açıklamasında bile kafaları gözleri kırarcasına, pervasızca, küfürlerle, hakaretlerle işte Pazar günü yaşadığımız şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Yorum’un tarihine baktığımızda 30 yıl boyunca yaşadıklarından çok da farklı değil elbette birçok şeyi dişimizle tırnağımızla kazandık ama onları hala korumakla da mükellefiz. Tekrar tekrar her gün yeniden on- lar uğruna mücadele etmek zorunluluğumuz var. Bir zorunluluktu bizim için. Aileleri arayıp tehdit edenler, insanları tedirgin edenler, korkutanlar, birtakım söylentiler yayanlarla ilgili bir basın açıklaması yapmak istedik. Biz buradayız mesele nedir bir de biz soralım istedik ama onda bile en vahşi yöntemlerle gözaltına alındık.

İnan: Polis bir suç işledi. Çok açık bir suçu vardı. Yasadışı bir şekilde insanlarla haber göndererek bizim kültür merkezimizi basacağının sinyallerini vermeye başladı, bir yanı bu. Sadece bizim kültür merkezimiz de değil birçok kuruma yönelik böyle haberleri sinyalleri hep gönderdi. Bunları biz de biliyoruz çünkü polis keyfi baskınlarını zaten haftalardır sürdürüyor. Yüzlerce ev bastılar kapılarını kırarak, ve bu baskınları kurumlara doğru taşıyacaklarının sinyallerini veriyorlardı. Bunun da çok da öyle hayali bir senaryo olmadığını biliyoruz. Daha önce defalarca bastılar kurumlarımızı. Yaşanan şey bir suç, böyle bunların bilgilerini veriyor olmak. Biz bu suçu, keyfiyeti protesto etmek istedik. O suçun ifadelendirilmesini bastırmak için bir başka suç daha işlediler orada. En demokratik hakkı -protesto etme hakkını gasp etmiş oldular. O eylemimizi çerçevenin dışına da taşırmamıştık, taşırabilirdik de, bizzat kapısına da koyabilirdik o ayrı mesele ama her kesin açıklama yaptığı sınırlarda yap-tık ona bile izin vermedi. Eren de ben de kolumuz askıda geziyoruz şu anda. Bu bir tesadüf mü? Çok da tesadüf değil, gözaltına alınırken polisler bizzat söylüyorlardı bunu. Bizzat kolumuzu kırmaya çalıştıklarını ifade ediyorlardı. Bunu daha önce Dilan, Selma yaşadı. Burada da özel bir hınç, işini yapamaz hale getirme, sanatsal faaliyetini yapamaz hale getirme gibi bir çaba var. Bu durumda bizim de fiziki olarak kolumuzun askıda olması bir tesadüf değil. Bu politikanın ürünü olduğunu düşünüyoruz.

NO COMMENTS

Leave a Reply