775

İbrahim Karaca ; “Tek tek karşı çıkılamayan bu kölelik düzenine bir cephe olarak, blok olarak karşı çıkmak lazım”…

Şebnem Sönmez “Çalışma bittikten sonra işçi değilim, seyredenin parmağının ucundayım. Seviyorsa izler, sevmiyorsa kanalı değiştirir. Oyuncu reklam verenin en çok ihtiyaç duyduğu kişidir, oyuncuya muhtaçtır.”

Şebnem Sönmez “Ben 50 yaşındayım hala işsizlik korkusu yaşıyorum. Gelir garantimiz yok, öncelikle buna evet diyerek başlayacaksın.”

Efkan Şeşen: “Hepimizin, bütün sanat disiplinlerinin sorunlarının altını çizebilen en geniş birlikteliği oluşturmaya ihtiyacımız var.”

Şebnem Sönmez: “İki kuşak reklamla dizinin bütün maliyeti çıktığı gibi, kar da sağlanıyor!”

Ragıp Yavuz: “Sanatta taşeronlaşmanın ilk deneyimi utanç verici bir şekilde İstanbul şehir tiyatrolarında yaşandı.”

Hüseyin Turan: “Konser için yaptığımız görüşmeleri kiminle yapıyoruz? İkinci el bile değil. Üçüncü, dördüncü sıradaki aracı ile görüşüyoruz. Aslında bizi satan kişi bu… Bu kelimeyi özellikle kullanıyorum. Satılıyoruz. Sanatçıları satan aracı şirketler var.”

Özcan Erkişi: “Ölümüne sanat, gerçekten uğruna ölünebilecek bir amaç varsa yapılabilir.. Her şeyden önce örgütlü olmak gerekir. Gece ortalama 70-80 liraya çalışan insanlar var. Bu insanlar en az 30 lirasını yol parası veriyor. Bu insanların ev geçindirdiklerini düşünebiliyor musunuz? Enstrüman çalan insanların haklarını savunabilecek bir örgüt yok. Benim gibi düşünen benim gibi olan insanların birleşmesinin gerekliliğini savunuyorum. Şu an müzisyenlik en rezil günlerini yaşıyor. Bunu kabul etmeyen müzisyen yoktur. Hiçbir müzisyen bu şartlarda çalışmak istemez. İnsanlar sadece geçinmenin mücadelesini veriyor. Zaten sistem de bunu istiyor. Hiçbir şey düşünme, sadece boğaz tokluğuna çalış. Sizin düşünmenizi istemiyor.

Yapmamız gereken bu ve bunun gibi şeylerin karşısında durmak. Bunun için de birbirimizi dinlememiz gerekiyor. Oturun, düşünün, birlik olun, bir çatı etrafında toplanın… Sanat Meclisi de bunun için var zaten, hepimiz buradayız, hepimiz bir amaç için buradayız. Sanat Meclisi tüm sanat disiplinlerini kapsadığı için çok önemsiyorum, sadece müzisyenler, sinema değil heykeltıraş, ressam ve tüm sanat disiplinleri aynı çatıdayız.”

Ragıp Yavuz: “Sosyal devrim dedigimiz şey sınıf kavgasının bir sonucudur. Sınıf kavgasını da sınıflar yapar.”

Osman Genç “Sanat Meclisi olarak Nazım Hikmet’in de dediği gibi ‘Vatan hainliğine devam ediyoruz’.”

Hüseyin Turan: “Yeni ve pırıl pırıl bir nesil geliyor, onlar için bir şeyler yapmalıyız.”

İnan Altın (Grup Yorum): “Mahallelerde, köylerde festival yapmaktaki amacımız tek taraflı bir şey değil. Biz de oradan birçok şey alıyoruz. Parayla satın alamayacağımız bir motivasyon sağlıyoruz. Bu bağ (halkla olan bağ) ne kadar güçlü olursa bizi de o kadar güçlendiriyor.”

Özgür Başkaya: Siz ya işçi sınıfının emekçilerin yanındasınızdır ya da karşısındakilerin. Bu kadar basit… Demokrasi mücadelesi denilen şey bu ülkede artık komedi… Sosyalizme endeksli olmayan bir demokrasi mücadelesi mümkün değil. Hiç uzatmaya gerek yok.”

Heykeltıraş Mehmet Aksoy; “Sanatçının kişiliği yoksa sanatı da yoktur. Kişiliğini geliştirmesi gerekir. Ben kimim, ne düşünüyorum ne hissediyorum.. Bunların sorulması gerekir.”

Cengiz Gündoğdu; “Yabancılaşmadan kurtulmanın tek yolu çelişkilerle yaşamaktır. Çelişkisiz yaşam, yabancılaşmaya neden olur.”

Grup Yorum’dan İnan Altın; “Halk parası olmadığı için enstrüman bile alamıyor, tiyatroya, konsere gidemiyor. Sanat, bir ihtiyaç olmaktan çıkarılıyor. Halkın kültür – sanat damarları kurutuluyor”

Emrah Serbes; “Ben herkesin sanatçı olabileceğine inanıyorum. Bunun %90’ı emektir, çalışmadır, ancak %10’u yetenektir.”

Emrah Serbes; “Sanat sanki zenginlerin, burjuvazinin işiymiş gibi gösteriliyor. Bu böyle değil.”

Orhan Şallıel; “World müzik diye bir şey çıktı şimdi. Artık kapitalizm ve emperyalizm kendi kaynaklarını bitirdi ve şimdi yavaş yavaş otantik olanların peşine düşmeye başladı. Bunun için büyük paralar veriyorlar.”

Emrah Serbes; “Avm’lerin içindeki kitapçılar, internetten siparişler tekele dönüşüyor. Bağımsız kitapçılar batmaya başlıyor. Kitapçıya giderseniz sohbet edersiniz, kitaplara bakarsınız. Bu kalmıyor artık. Bana imza günü yap diyorlar. Ben de ‘Avm’de değil, şehrin ortasındaki kitapçıda yaparım’ diyorum. Kitabın alınması değil, okunması mühim. Seyyar kütüphane gibi dolaşabiliriz.”

Hüseyin Karabey; “Kitap ya da sinema ürünümüz dağıtıma girmezse seyirciyle buluşamaz. Biz almayız, diyorlar ve seyirciyle buluşamıyoruz. İstanbul film festivalini kanallar canlı yayınlıyor ama bir tanesi de o filmlerden birini göstermiyor. Bu filmler halka ulaşamasın ki, o çöp dizilerini gösterebilsinler. Halk bu tür şeyleri sevmiyor demek tamamen yalan. Cebinden para harcayarak bu filmlere gidebilecek olan çok az. Çoğunluğun televizyondan başka eğlencesi yok. O kanallardan birini seçiyor, o çöp dizilerden birini izliyor.

Veysel Şahin; “Bizim dahilere ihtiyacımız yok; biz halka inanıyoruz, halkın sanatına güveniyoruz. Onlar bir avuç, güçlü olan biziz. Tek yapacağımız şey bir deryayı büyütmek ve bütün Anadolu’ya yaymak. Sanat Meclisi olarak alternatif bir dergi çıkarabiliriz. ‘Halk için sanat seminerleri’ turnesi de yapılabilir. Bu mutlaka örgütlenmeye de hizmet edecektir, oradaki şehirlere de yayılmasına hizmet edecektir.”

NO COMMENTS

Leave a Reply