14 yıl sonra grup yorum dinlemek | Uşak Hapishanesi

14 yıl sonra grup yorum dinlemek | Uşak Hapishanesi

784

Yıllardır görmediğiniz bir dostunuz- la karşılaştığınızda ne hissedersiniz? Önce şöyle boylu boyunca bakar, ger- çekten o mu diye düşünürsünüz, de- ğil mi? Sonra da gülümseyen gözleri- ne bakıp- ki her şey değişse de gözler değişmez- “gerçekten o” deyip sıkıca sarılırsınız. İşte, 14 yıl sonra ilk kez dinlediğimiz Grup Yorum bize böyle duygular yaşattı.

Hoş geldin Yorum, başımızın üstünde yerin var!..

Ozan diyor ya;

“ Gurbet ne yana düşer usta Sıla ne yana

Ayrılık hep bana

Bana mı düşer usta…”

Ayrılıklar en çok biz devrimcilere dü- şer, evet. Çünkü bizler şehrin ışıklı asfaltları yerine sarp yamaçların pa- tikalarını adımlamayı yakıştırdık ken- dimize. Tutulmuş sokaklardan rüzgar gibi geçmeyi. Ucunda ayrılık da olsa ölüm de olsa halkın hıncını kuşanmak yakışırdı bize. Öyle yaptık. Ve dudağı- mızda Yorum ezgileriyle çıktık yola..

“Büyük aşklar yolculuklarla başlar Ve serüvencilre düşer yollara…”

Gelecek güzel günler için, güzeli sev- diğimiz için düştük o yollara.

**

Dile kolay 14 yıl… 14 yıl sonra o şar- kılar nerelere nerelere götürmedi ki bizi. En sevdiklerimizin gözleriyle buluşturdu mesela. Her birinin resmi beynimizde olan o gözler. İnatla, ıs- rarla bakan o gözler. İçlerinden biri, alnından akan kanla daha da çatı- lan martı kaşlarının altında nasıl da umutlu… Daha 15 yaşında ama ba- kışları delikanlı.

“Delikanlım

İyi bak yıldızlara… Senin kafanın içi

Yıldızlı karanlıklar kadar

Güzel, korkunç, kudretli ve iyidir. Yıldızlar ve senin kafan

Kainatın en mükemmel şeyidir.”

Düşman gözleri de unutmadık el- bet… Belleğimiz güçlüdür. Sinsi, kal- leş bakışlar diz çökerken adaletimiz önünde, hiçbirini unutmadığımızı an- layacaklar.

Açık yazısı okunan gözler kadar kilitli olanları da vardı. Diyor ya usta;

“Gözler var: annedir Gözler var:

bebeklerinde yanan iki damla ışıkla nefret ve kinden ibaret

Gözler var:

Buğdayları güneşli bir harman manzarası gibi bakıyorlar..

Ve sonra ikide bir

Ve sonra yine o göz: İnatla ve ısrarla bakan Ve yarılmış kaşı

Ve pınarından sızmakta kan”

Gözlerimiz ağrır bazen… Belki dışar- da dövüşenler varken içerde olmanın ağrısıdır bu. Ama şairin dediği gibi, yaşananları anlamak, orada tüm sa- vaşların içinde olmak için;

“Ne ecnebi gözlükler

Ne yorum yorgunu gözler Lazım değildir savaşacak olana O kerpiç evin çatısına çıkıp Sınıfın çıplak gözleriyle Mahirce bakmak yeterlidir…”

***

“Selam olsun

Karanlığı şimşek çakıp yakanlara!..”

derken Yorum, baskın olacak diye ha- zırlık yaptığı üsse Devrimci Sol mar- şını tam olarak ezberleyemediğine hayıflanan Vehbi ( Melek) geliyor ak- lımıza. “Bir eksiğimiz bu” diye yakını- yor yoldaşına. Tehlike geçtikten sonra ama ilk işi öğrenmek oluyor marşı.

Ve işte Nazım Usta’nın, ustaca anlattı- ğı bir aşk şiiri sırada. Yorum da ustaya yakışır şekilde bestelemiş, söylüyor. Bizi aşkların en güzellerine götürüyor.

Mesela Esma’yla Eyüphan’a…

Devrimcilerin evliliği düzendeki ev- liliklerden farklıdır. Her şeyden önce bencillik barındırmaz, emek üstüne kurulur. Evli de olsanız iki savaşçı gibi yaşarsınız hayatı. Kavganın ihtiyaçla- rına göre yer değiştirir, birlikte ya da ayrı kalabilirsiniz. Esma’yla Eyüphan da öyleydi. Birbirleriyle yarış içindeydi onlar. En çok kitabı kim okuyacak? Si- lahı en hızlı kim söküp-takacak? Bera- berce yemek yer, temizlik yapar, şarkı söyler, spor yaparlardı. Bir de uzun uzun, sessizce bakışırlardı.

“Aydınlığın içindeyim Seviyorum aydınlığı Paylaşmayı seviyorum Eşitliği seviyorum Kavgamı

Kavgamı seviyorum…”

*** “Köyümde açmıştır şimdi

Nar çiçekleri özlem özlem Yüreğimde sevda sevda

Türküler söylesem sana Tel örgüler arasından

Ulaşır m’ola…”

Ezgisiyle ise adeta yeni sağılmış süt kokusu geliyor burnumuza. Toprak yumuşacık ve ıslak. Şöyle içine çeki- yorsun. Ağaçlar buğulu yapraklarını nazlı nazlı sallıyor. Ve kuşlar cıvıldaş- maya, sesini dağ yellerine katmaya hazır.

İçerde doğa özlemi daha bir depre- şiyor. Dışarıda doğa hep önünüzde olduğundan mıdır nedir doğanın-do- ğan hayatın kıymeti bilinmiyor. Beton sütunlardan ibaret bir yaşama doğru sürükleniyor halk. Düzen sahipleri halkın ormanlarını, su kaynaklarını üç-beş kuruş için satıyor. Zeytinlikleri, koruları tarumar ediyor. Fakat bunun da bir hesap soranı olacak elbet

Ve kavga türküleri…

Kahraman’ın, “şerefimle ölmenin do- ruğundayım” derken yankilerin bir merkezine girişi, hesap sorması can- lanıyor zihnimizde. “Kömür gözlü kız”

Seherimiz ise okulda rehberlik ve da- yanışma masasını canı pahasına koru- yor.

“Voltada söylenen türkü” çalınıyor sonra. Sessiz adımlarımız müziğin ritmine uyuyor. Yavaşlıyor… Kimimiz nota bilmiyor ve hiçbir sazı çalamı- yoruz belki ama bu, beste yapmaya engel değil. Nice Yorum bestesinde özgür tutsakların katkısı vardır. Dü- şüncelerimizi alt alta yazıp bir beste- kar özeniyle seslendiririz. Şairin dedi- ği gibi;

“Yüreğim bir senfoni cennetidir Orkestram ağzım…”

Berdan, İdil, İlginç, Müjdat, Yemo da voltada bizimle.

Ve 19 Aralık sonrası yapılan, daha önce hiç duymadığımız ezgilere ge- liyor sıra. Yorum, farklı müzik türlerini de denemiş. Kulağa hoş geliyor. Gece- kondu ile gökdelenlerin atışması me- sela. Rap denemesi.. Neden olmasın? Sabancı eylemiyle gündem olmuştu bu gökdelenler, ikiz kuleler. Ama bak gecekondulardan ne kadar korkuyor zalimler. Çünkü biliyorlar ki, halkın da bir adaleti var. Sırça köşklerinde otu- ranlar er ya da geç bu adaleti tada- caklar.

Bir müzik ziyafeti yaşadık, mutluyuz. Grup Yorum’un halk türkülerine ver- diği değeri ve yeniyi üretme çabasını da görüyoruz. Öyle ki içerde çarpık müzik anlayışlarına çok yakından ta- nığız. Ve Yorum buna alternatif ürete- bilen nadir gruplardan biri. Dinlediği- miz ezgiler bu çabanın eseri.

Grup Yorum’un da içinde yer aldığı devrimci gruplar, ulusların müzikal birikimlerinden de yararlanarak, halk değerlerinin zenginliğiyle harman- lanmış bir müzik türü yaratmışlar- dır. Bu müzik türü piyasa kuralları ile değil, halkın ihtiyaçları ile şekillenir. Burjuvazinin yönlendirmelerinin ter- sine, sistemdeki adaletsizlikleri, hak- sızlıkları, açlık ve yıkımları, savaş ve ölümleri, yoksul halkın yaşadığı her şeyi devrimci bir bakışla ele alır. Bu sistemle çözüm olmayacağını, örgüt- lü mücadelenin önemini vurgularlar. Sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada benzer gelişmeler yaşan- mıştır. Çünkü kapitalizmin de deste- ğiyle piyasa için müzik yapanlar hal- kın yaşamından giderek uzaklaşır ve hatta koparlar. Zamanla müzisyen ve halk farklı dünyalarda yaşamaya baş- lar. Büyük “star”lar türer. Ve bu “star”- ların ulaşılmazlığı sağlanır. Onların izinden gidilsin diye -ki bu aynı za- manda bataklığa düşmektir- özel bir yetenek olarak gösterilirler, herkesin harcı olmayacağı propaganda edilir. Sosyalizmde ise, örneğin Sovyetler Birliği’nde gördük bunu… Müzik, kit- lelerin eğitim aracı olarak benimsenir. Ve gerek sözlerde gerekse müzikte anlaşılmaz çalışmalardan kaçınılarak hep basit ve akılda kalıcı üretimler teşvik edilir. Müziğin kişinin gelişi- minde doğrudan bir etkisi olduğu bilinerek, sadece profesyonel değil, yarı-profesyonel, amatör, her biçimde müzik grubu, koro, orkestra destekle- nir.

Ülkelerinin en büyük sanatçıları, yeri geldiğinde çok sert eleştirilerek hal- kın değerlerini tanımaya, yapacakları müziği bu değerler üzerinde inşa et- meye davet edilirler.

Grup Yorum da bugün bu perspektif- le çalışıyor. Ve ne güzel ki tüm sanat çevresini buna teşvik ediyor. Aynı za- manda İstanbul’dan Van’a kadar pek çok yerde yeni müzik grupları yetişti- riyor. Çünkü biliyor ki bir halkın türkü- lerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür. Öyleyse bir kez daha; Selam olsun Anadolu’nun gerçek ozanlarına!..

Selam olsun Grup Yorum’a!.. Şiirler:

*Nazım Hikmet, “Memleketimden İnsan Manzaraları

*Ümit İlter, “Kızıldere Destanı”

*Ahmet telli, “Soluk Soluğa”

Benzer Yazılar

1152

1786

1287

2154

NO COMMENTS

Leave a Reply